Cabral sınıf intiharı konusunda haklıydı – Brian Mathenge & Mohammed Elnaiem (New Frame / İştirakî)

Küçük burjuvazinin ülke genelinde verilen özgürlük mücadelelerinin dizginlerini elinde tutması, politik açıdan da ciddi sonuçlar doğurmuştur. Sömürgecilik sonrası dönemde devletler despotik bir nitelik kazandıkça, halkın desteğini almaya dönük örgütlenme çalışmaları, ağır baskılarla yüzleşmiştir

Cabral sınıf intiharı konusunda haklıydı – Brian Mathenge & Mohammed Elnaiem (New Frame / İştirakî)

Ocak 1966’da Gine Bissau ve Yeşil Burun’daki Portekiz sömürgeciliğine karşı verilen bağımsızlık savaşının önderi Amilcar Cabral, Küba’nın başkenti Havana’da düzenlenen Asya, Afrika ve Latin Amerika Üç Kıta Konferansı’nda bir konuşma yapar. Teori Silâhı isimli bu konuşma, klasik bir metin olarak, devrimci düşüncenin önemli teorik kaynakları arasına girer.

O konuşmasında Cabral, dünyadaki ilerici güçlerin ve devrimci örgütlerin emperyalizmi ezmesi gerektiğini söyler. Gelgelelim bu güçlerin ve örgütlerin başında küçük burjuvazi olduğu sürece bu ilerici güçlerin ve devrimci örgütlerin, bir de aynı zamanda kendi içlerindeki muhtemel düşmanlarıyla dövüşmeleri gerekecektir.

1961’de Fanon da benzer bir tespit yapar. Fakat sömürgelerdeki elitlerin devrime ihanet etmek veya bir sınıf olarak intihar etmek gibi bir varoluşsal seçimle karşı karşıya olduklarına ilişkin o ünlü tespit, Cabral’a aittir.

Cabral, yirminci yüzyıla ait bir olgudur. 12 Eylül 1924’te Gine-Bissau’da dünyaya gelen Cabral, Yeşil Burun ve Gine-Bissau’nun bağımsızlığına kavuşmasından önce, 1973 yılında suikasta kurban gider.

O öğrencilik yıllarında ilkeleri ve idealleri olan bir isimdir. Otuzlu yıllarda Paris’te Aimé Césaire, Jean ve Paulette Nardal, Leopold Senghor ve Leon Damas gibi isimler, bir tür kültürel zenci kimliğine meyletmişlerdir. Benzer bir durum, Lizbon’da da söz konusudur. Bu şehirde Angola, Mozambik, Yeşil Burun, Gine ve São Tomé gibi Afrika ülkelerinden gelen insanlarda Fransa, Küba, ABD ve Batı Afrika’da görülen düşünce akımlarından etkilenen, Portekizce konuşan ve Afrikalı kimliğinden gurur duyan bir anlayışa rastlanmaktadır. Gençler, Lizbon’da sömürgeciliği idame ettirecek bir teknokrat sınıfının oluşturulması için gerekli olan ziraat, tıp ve mühendislik gibi alanlarda eğitim görmektedirler. Gündüzleri okula giden bu gençler, akşamları veya hafta sonları Karl Marx, Marcus Garvey, CLR James ve Richard Wright okumaktadırlar.

George Padmore, Nnamdi Azikiwe, Kwame Nkrumah ve Britanya ile ABD’deki diğer isimler gibi Lizbon’daki gençler de ülkelerinin bağlı oldukları imparatorluğun kalbine tek bir görevle gelmişlerdir: sömürgeciliği idame ettirmek. Ama bu gençler, basit bir seçimle yüzleşirler. Ya boyun eğecek ya da başkaldıracaklardır.

Bir uyarı

Cabral, sınıf intiharı fikrini bir erdem değil, bir uyarı olarak sunar. O, en iyi şu şekilde idrak edilebilir: Sömürgecilik bağlamında ulusal küçük burjuvazi, doğası gereği, müzakere yürütecek liderler olabilmek için gerekli kültürel ve teknik sermayeye sahip olsalar bile, işçi sınıfının ulusal arzu ve niyetlerine ihanet etmeye meyillidir.

Bir sınıf olarak küçük burjuvazinin çıkarları, burjuvazinin çıkarlarıyla örtüşür, tıpkı sömürgecilik döneminde bazı sömürgecilerin örtüştüğü gibi. Bu görüşün benzerini Fanon ve Steve Biko da dillendirir. Her iki isim de sömürgeciler içerisinde bazı kişiler açısından mücadelenin asli meselesi, temelden farklı toplumsal ilişkiler geliştirmek yerine, sömürgeciyi başka bir sömürgeciyle değiştirmekten ibarettir.

Sınıf meselesinin bilincinde olan Cabral gibi kurtuluş mücadelesi liderleri açısından küçük burjuvazi, çifte karakterlidir. Bir yandan küçük burjuvazi, ulusal kurtuluş mücadelesi için vazgeçilmez kimi yeteneklere sahiptir, ama bir yandan da onun kısa vadeli çıkarları, ulusal kurtuluş davasında gördüğü uzun vadeli varoluşsal çıkarları gölgede bırakmaya başlar. Başka bir ifadeyle küçük burjuvazi, hem ulusal kurtuluş için zaruri, hem de onun yüzleştiği en büyük tehdittir.

Cabral’a göre küçük burjuvazi, “daha fazla burjuva olmanın sunduğu cazibeyi redde tabi tutmalıdır.” Fanon’un ifadesiyle o, “sömürgecinin üniversitelerinde okuduğu vakit edindiği düşünsel ve teknik sermayeyi halkın hizmetine sunmalıdır.” Ne var ki küçük burjuvazi, çoğunlukla milli olmayan yolu tercih etmekte, “alabildiğine aptalca, alçakça, arsızca, o burjuva yolu yürümektedir.”

Fanon’un tespitiyle, milli burjuvazinin meselesi, “onun sınıfına has saldırganlığı eskiden yabancıların işgal ettikleri konumları ele geçirmek için kullanmasıdır.”

Öte yandan siyah milliyetçiliği biçimi alan bir yaklaşım dâhilinde “şehirlerdeki işçi sınıfı, işsizlerden, esnaftan ve zanaatkârdan oluşan kitle, milliyetçi tutumu benimser, ama sadece kendi burjuvazilerinin adımlarını takip etmekle yetinir.” Sonuçta da sokaklarda yabancı düşmanlığı ve şiddetle yoğrulmuş saldırılar gerçekleştirilir.

Sömürgecinin yerini almak

Cabral, esasen önemli bir kehanette bulunmuş, yaptığı uyarı ile bugüne ışık tutmuş bir isimdir. Guyana’dan Sudan’a birçok ülkede sömürgecilik dönemi kapanmış, bu dönemde “sınıf intiharı” tezinin sömürgecilik sonrası dönemde geçerli olmadığı görülmüştür. Küçük burjuvazi, girdiği sınavı geçememiş, burjuvalaşmıştır. Birçok örnekte görüldüğü üzere, küçük burjuvazi, eskiden sömürgecinin işgal ettiği yere tamah etmiş, orayı ele geçirmiştir.

Küçük burjuvazinin ülke genelinde verilen özgürlük mücadelelerinin dizginlerini elinde tutması, politik açıdan da ciddi sonuçlar doğurmuştur. Sömürgecilik sonrası dönemde devletler despotik bir nitelik kazandıkça, halkın desteğini almaya dönük örgütlenme çalışmaları, ağır baskılarla yüzleşmiştir.

Halkın safında yer alan aydınlar, ya hapse atılmış ya da öldürülmüşlerdir. Kenya’da herkesin tanıdığı Marksist tarihçi Maina Wa Kinyatti, Kenya’nın başındaki isim olan Daniel arap Moi tarafından altı yıl hapiste tutulmuş, Kinyatti, bu sürenin önemli bir kısmını tek kişilik hücrede geçirmiştir. Guyana’da, bilhassa yeni burjuvazinin sömürgecilik sonrası döneme nasıl hâkim olduğu meselesine eğilen Walter Rodney, 1980’de katledilmiştir.

Neticede Fanon’un korktuğu şeyler bir bir gerçek olmuştur. Küçük burjuvazinin büyük bir kısmı, sömürgeciliğe esasta karşı çıkmamıştır. Onların sömürgecilikle asıl meselesi, kontrolün kendilerinde olmamasıdır.

Guyana’da sömürgeci mekanizmanın ele geçirildiği sürecin sonunda burjuvazi bölünmüş, Afrika kölelerinin soyundan gelenler Halkın Ulusal Kongresi’nde, Hindistan’dan gelen sözleşmeli işçilerin soyundan gelenler Halkın İlerici Partisi’nde örgütlenmişlerdir. İşçiler henüz sosyalizmden vazgeçmedikleri için her iki hizip de ikiyüzlü bir tutum dâhilinde, kendisini “sosyalist” olarak adlandırmıştır.

Elitler, soyut bir “toplum”dan söz eder olmuşlar, o toplumları eski sömürgecilerin bile gıpta edecekleri bir yoldan bölmüşlerdir. Sömürgecilik sonrası dönemde devletin merkezde durduğu genel sosyo-politik ortamda hiç eksik olmayan ırk temelli isyanlar, katliamlar ve linçler kalıcılaşmıştır. Bugün Güney Afrika’da sokaklarda siyahî ve Asyalı göçmenlere düzenli olarak saldırılar düzenlenmektedir.

Afrika’nın güneyindeki tüm ülkeler ve daha başka birçok ülke, bugün geçmişte ulusal kurtuluş mücadelesi vermiş hareketlerce yönetilmektedir. Bunlar, yirmi birinci yüzyılın baskıcı ve zorba milli burjuvazileri olarak, hâlen daha ulusal kurtuluş maskesi ardına saklanabilmektedirler.

Ulusal kurtuluş ise asla sona ermeyen bir süreçtir. Bu elitlerin bir kısmı, sözde işçi hareketlerinin davalarıyla kendi davalarını ortaklaştırabilmekte, toprak meselesini gündemlerine alabilmekte, kapitalistlere özenen yeni kuşak, “sosyalistler”le ittifak kurabilmek için o toprağı mülk edinmektedir.

Dolayısıyla Cabral’ın sınıf intiharı ile ilgili düşünceleri, 1966’da olduğu gibi bugünde acilen uygulamaya konulması gereken düşüncelerdir.

Çeviri: İştirakî

İngilizce orijinali

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur