PSG – Başakşehir müsabakası ve ırkçıların ırkçılık karşıtlığı

Irkçılığın yok edilebileceği, üstesinden gelinebileceği ve tamamen ortadan kaldırılabileceği alanlardan ve araçlardan birisi de spor ve özellikle kitlesel olması bakımından futbol olması gerekirken, nasıl oluyor da ırkçılığın en yoğun yaşandığı alan spor ve özellikle futbol olabiliyor?

PSG – Başakşehir müsabakası ve ırkçıların ırkçılık karşıtlığı

Anımsanacağı üzere 8 Aralık günü Şampiyonlar Ligi maçında Paris Saint German ile Medipol Başakşehir arasında oynanan maçta, maçın 13. Dakikasında 4. Hakem Sebastian Coltescu’nun, Başakşehir Yardımcı Antrenörü Webo’yu işaret ederek, iddiaya göre ırkçı bir söylemde bulunması üzerine Başakşehir maçtan çekilmiş, PSG’nin bazı futbolcuları da bu harekete destek vermişti. Maç ertelenmiş ve bir gün sonra oynanmıştı.

Söz konusu olay üzerinden o kadar çok ırkçılık karşıtı yazı yazıldı ve paylaşım yapıldı ki, tüm Türkiye olarak topyekun ırkçılık karşıtı bir kültüre sahip olduğumuz sanısına kapıldık. Keşke öyle olsaydı ama biliyoruz ki maalesef böyle değil.

Irkçılık insanlık suçudur. Bu tartışmasız. Ama ırkçılık karşıtlığı da ikiyüzlü olmaz. Hele hele popüler olmak adına hiç olmaz. Özetle ırkçılığa karşı duyarlı görünmek adına “no to racism” yazıları paylaşmak hiçbir şey ifade etmez.

Biz de “ırkçılık karşıtlığı” konusunda çoğu kişiye göre “kişisel” olarak nitelenebilecek yargımızı ortaya koyarak söze başlamış olalım; Cinsiyetçi, türcü ve ırk konusunda tutarsız kişilerin ırkçılık karşıtlığı göstermelik, samimiyetsiz ve ikiyüzlülüktür.

Öyle pis bir dönem yaşıyoruz ki, “gerçeküstü” olarak da tanımlanan bu süreçte, ırkçılığın sınırlarını dahi ırkçılar belirliyor. Bu çağ öyle bir çağ ki; Irkçıların ırkçılık karşıtı rollere ve pozlara büründüğü, sadece ırkçılık konusunda değil, her konuda çelişkili, tutarsız ve ikiyüzlü davranışların “dışsal” aktörlere yüklenerek yeniden vizyona sokulup kimliksiz ve kişiliksiz toplum yaratma ve yönetme çağı bu. Hırsızların becerikli ve dürüst iş adamları ve siyasetçi, tacizcilerin namuslu, akıllı ve çok özel birer yazar ve kamu görevlisi, asalakların ve beslemelerin çalışkan birer esnaf veya “sanatçı” olduğu, tüm ahlaki değerlerin ters yüz edildiği ve halkın bir şekilde manüple edilerek “muktedir” aktörlere itaat etmelerinin sağlandığı “gerçekçi yalan çağı” bu. Direnebilenlere, temiz kalabilenlere ve tutarlı yaşayabilenlere aşkolsun.

Örneğin “pis Kürtler”,  “Yahudi piçi”, “Ermeni dölü”,  “Rum tohumu” ifadelerini kullanmış, alkışlamış,  ses çıkarmamış ve eleştirmemiş kişilerden ırkçılık karşıtı çıkmaz… Keza aynı şekilde Kızılbaşlık,  Alevilik, Zerdüştlük gibi mezhepler ve dinler üzerinden ayrıştırıcı, rencide edici yaklaşımları olan hiç kimse ırkçılık karşıtı olamaz. Çünkü her türlü ayrımcılık bir şekilde ırkçılıktır veya ırkçılıkla kesişir.  Irkçılık sadece siyah, beyaz meselesinden ibaret bir bela veya bir kötülük değildir.

PSG-Başakşehir müsabakasında yaşanan ve maçtan çekilmeye varan sözde ırkçılık karşıtlığı gösterisinden sonra, yukarıda dediğimiz gibi ülkede ne kadar çok ırkçılık karşıtı olduğunu görmek ilk bakışta sevindirici olsa da, çelişkileri ve tutarsızlıkları görebilenler için ülkedeki riyakarlığın da boyutları açısından elem vericidir.

Bu arada söz konusu olaylar yaşanmadan önce Başakşehir müsabakayı önde götürüyor ve maçı kazanma olasılığı çok yüksek olsaydı, malum ırkçılık karşıtı tutum ve tavırlar sergilenecek,  müsabakadan çekilmeye varan bir radikallik sergilenecek miydi? Diye düşünmeden edemiyor insan.

Kendi ülkesinde rakip takım oyuncusuna “Fucking negro” diyen, bu nedenle ırkçılıktan ilk kez ceza almış bir futbolcu olarak kayıtlara geçen bir futbolcuya anlayış gösterenler, görmezden gelenler ve dahası onu baş tacı edenler, şimdi nasıl olup da ırkçılık karşıtı oluyorlar anlamak gerçekten çok zor. Bu konuda o kadar çok örnek var ki.. Bunlar yeterince yazıldı ve çizildi. Futbol özelinde Cizrespor, Amedspor, Deniz Naki, Yamyam, Arap, “bir Yugoslav” kelimeleri üzerinden küçük bir arama sonucunda dahi onlarca ırkçı ifade ve tavır örneği bulmak mümkün.

Irkçılığın yok edilebileceği, üstesinden gelinebileceği ve tamamen ortadan kaldırılabileceği alanlardan ve araçlardan birisi de spor ve özellikle kitlesel olması bakımından futbol olması gerekirken, nasıl oluyor da ırkçılığın en yoğun yaşandığı alan spor ve özellikle futbol olabiliyor?

Hep söylemeye çalıştığımız şeylerden birisi de işte budur. Sporların hepsi bir araçtırlar. Amaç değil. Amaçlarınız neyse araçlarınızın kullanımı ve işlevleri ona göre değişir. Futbol kitlesel olması bağlamında ırkçılar için de, ırkçılık karşıtları için de kullanışlı bir araçtır… Futbol kimlerin elinde ve hangi toplumsal ve ekonomik sınıfın amaçlarına yönelik bir araç ise işlevleri de ona göre belirlenecektir. Spor yapan ırkçı olmaz diye bir şey yok. Futbol ile ilgilenenlerden ırkçı çıkmaz diye de bir şey yok… Tıpkı bilim gibi… Bilim harika bir yol göstericidir. Ama aynı bilim kötülerin, çıkarcıların, sömürenlerin elinde inanılmaz zararlı aygıtlara dönüşen ve dönüşecek olabilen de bilgidir.

Futbolun ırkçılığa hizmet eden bir oyun olabileceğini unutmamalıyız. Irkçılık ve diğer tüm kötülüklerin varlık nedeni toplumsal sınıflar arasındaki eşitsizlik, sınıflı toplumlardaki çelişkiler ve çözümsüzlükler ve yönetmeye, egemen olmaya, güçlü olmaya yönelik dünya düzenidir. Futbol hayatın ve düzenin bir parçasıdır. İyi ve güzel bir parçası olması için, hayatın iyi ve güzel düzenlenmiş olması gerekir..

Irkçılık söz ile nasihat ile engellenecek ve çözümlenecek bir kötülük değildir. Irkçılığın var olma koşulları değişmeden, ırkçılık çözümlenemez. Irkçılığın var olma koşulları mülk- mülksüzlük, çalışma-çalıştırma, emek-sermaye gibi sınıfsal/ekonomik kökenleri olan, egemenler ve köleler düzeni çeşitlemelerinin sürekli evrilerek ve değişerek süregeldiği bir ayrıştırma temeline dayanmaktadır. Irkçılık öncelikle bir sınıf, ona bağlı ve ondan bağımsız bir toplum, bir grup, bir tür ve cinsiyet için “faydalı sağlama” koşulları ortadan kalktığında bitecektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur