Kamu emekçileri hareketinde yenilenme: Tercih değil zorunluluk

Tartışmaları sendikal hareketin, emek örgütlerinin içinde bulunduğu sorunları aşmaya hizmet edecek biçimde somut önerileri de içererek yapmak gerekir. Bugün siyasal iktidar eriyen tabanını konsolide etmek için bir taraftan ırkçı-dinbaz politikalara sarılmakta, diğer taraftan korona salgınını vahşi kapitalizmin önünü açmak için fırsata çevirmeye çalışmaktadır. Ne yazık ki sendikal hareketin geleneksel düzenekleri, araçları bu saldırıları karşılamakta yetersiz kalmaktadır

Kamu emekçileri hareketinde yenilenme: Tercih değil zorunluluk

KESK’e bağlı sendikaların kongrelerinde sona yaklaşılırken Eğitim Sen kongresinde açığa çıkan durum bazı grupların kendini aklama telaşıyla tartışmaları alevlendirmesine neden oldu. Kuşkusuz, kongre dönemlerinde mevcut sendikal hareketin sorunlarının masaya yatırıldığı, geleceğe dair bir perspektif ve programın ortaya konulduğu, öznelerin ufkunu açan tartışmaların yapılması değerlidir. “Cahiller kendini aklar, kamiller özünü yoklar” sözünün hayat bulduğu bir tartışma kültürünün yeşertilmesi hatalarımızı kabullenip, ortak akılla geleceği kazanabilmemiz için önemli. Bu nedenle inandırıcılığı olmayan suçlamaları bir kenara bırakarak, KESK’e bağlı sendikaların kongrelerinin öteden beri seçim gündemine indirgenmesinin, temsil ve pozisyon kaygısının ortamı çürüttüğü gerçeğine gözlerimizi kapatmaktan vazgeçmeliyiz! Sendikal harekette yaşanan erime, grupların sendika yönetimlerinde tuttukları pozisyonu anlamsızlaştırmaktadır. Dolayısıyla bundan sonra yapılacak tartışmalarda çubuğu KESK’in de içinde olduğu emek örgütlerinin yapısal krizlerinin çözümüne dönük tartışmalara bükmek gerekir. Giderek solun sırtında bir kambura dönüşen bu tarzı toprağa gömmenin vaktinin geldiğini düşündüğümüzden emek hareketinin yolunu aydınlatacak önerilere doğru yol alacağız. Bunu yaparken Eğitim Sen kongresi üzerine yapılan değerlendirmelerde geçen hatalı bazı bakışları da düzeltmeye çalışacağız. Sendikal anlayışımız hakkında daha ayrıntılı bilgi arayanlar, kongrelerin geçtiğimiz Nisan-Mayıs aylarında yapılacağını öngörerek 25 Şubat 2020 tarihinde DKÇ imzasıyla yayınladığımız yazımıza da bakabilir.[1]

Kongrelerde ortaya çıkan olumsuz sonucu eleştirmek adına işi kriminalize etmeye kadar vardırarak sendikalarımızı hedef haline getiren yaklaşımlar mahkûm edilmelidir. Tüm sendikal grupları kendi adıyla anarken 50 yıllık bir geleneği yaşatan “Devrimci Öğretmen”in adına sansür uygulayarak Halkevleri adında bir sendikal grup varmış gibi yapılan art niyetli yorumları ciddiye almıyoruz.

KESK kongreler sürecinde sona doğru gelinirken, “dizayn etme”, “ihraç edilmiş üyelerin seçme-seçilme hakkını kullanması”, “nispi temsil”, “mücadele ekseni” tartışmalarının öne çıktığı görülmektedir.

Sendikal hareketin en önemli tartışmalarından biri yönetime katılım mekanizmaları ve katılımın biçimi üzerinedir. Yönetime katılmayı yürütme kurulunda olmaya, genel kurulu seçimlere indirgeyen bu anlayışlar tahterevallinin zayıf tarafında kaldığında karşı kutbu dizayn etmekle suçlar. KESK’in farklı dönemlerinde “dizayn etme” suçlaması farklı gruplara yöneltilmiş, zamanla roller değişmiştir. Eylül ayının ilk haftasında yukarıdaki eleştiriyi yapan arkadaşlarımızın da olduğu ortak toplantıda pandeminin ilk dalgası nedeniyle ertelenmiş bulunan sendika ve konfederasyon genel kurullarının yeniden ertelenip ertelenmemesine ilişkin tartışmada seçim takviminin işletilmesi üzerinde ortaklaşılmış, içinden geçtiğimiz özel dönemde kongrelerin sağlıklı işletilmesinin bir aracı olarak “merkezi komisyon” oluşturulması fikri kabul görmüştü. Ancak ertesi gün yapılan toplantıya Emek Hareketinden arkadaşlarımızın katılmayacağı toplantı başladıktan sonra öğrenilmiş, herhangi bir karar almadan dağılan katılımcılar bir daha ortak bir toplantı yapmamış ve söz konusu komisyon önerisi hayata geçmemiştir. Yani sendikaların dizayn edilmesinin merkezi komisyon tarafından yapıldığı açıklaması asılsız bir suçlamadır. Genel kurulların kaderinin ikili görüşmelerde belirlendiğini önceki yazımızda belirtmiştik.[2]

Garipsediğimiz başka bir nokta ise aynı arkadaşlarımızın kendilerini sınıf sendikacılığının tek temsilcisi olarak sunup, diğer anlayışları toplumsal hareket sendikacısı olarak ilan etmeleridir. Emperyalist kapitalist sistemin neoliberal politikalarına bağlı olarak, kapitalist üretim ilişkilerinde meydana gelen değişikliklerin, emek hareketindeki parçalanma ve katmanlaşma, mevcut sendikal yapıların bunu kapsamaktaki yetersizliği, sınıf hareketinin yeni unsurları ve yenilenme dinamiklerine, bağlı olarak sendikal harekette örgütlenme ve mücadele süreçlerine verilen bir yanıt niteliği taşıyan Toplumsal Hareket Sendikacılığı (THS) önerimiz kuşkusuz başka bir yazının konusudur. Ancak bu iddiada bulunan arkadaşlar, sınıf sendikacılığı yapan tek grubun kendileri olduğu algısını yaratmak için geriye kalan tüm grupları THS torbası içine atarak hem bu perspektifi benimsemeyen gruplara haksızlık etmiş, hem ihraç edilen üyelere seçme-seçilme hakkının tanınmasını THS’ye bağlama çabasında olduğu gibi kavramların içeriğini çarpıtarak tartışmaların çıkmaz sokaklarda kaybolmasını tercih etmiştir.

Kongre sürecinde ayrım noktası gibi görünen bir diğer konu sendikal süreçlere katılımdı.  Aktüel biçimini daha çok seçim sistemi olarak gösteren bu sorun iş yerlerinden başlayarak şube, sendika genel merkezi ve konfederasyona kadar üyelerin söz ve karar sahibi olmasıyla ilgilidir. Üyelerin işyerlerinden başlayarak oluşturdukları iş yeri meclisleri ile tüm süreçlere kitlesel ve demokratik katılımının sağlanması önemlidir. Bu katılımının sürekli, denetime açık, geri çağırma ilkesini içermesi emekçilerin iradesinin yönetim düzeyine yansımasını sağlar. Bu ilke ve mekanizmalara sırtını dönerek meselenin seçim biçimi olarak ele alınmasının taktiksel bir hamle olarak görülmesi doğaldır. Katılımcılığı sadece seçim sistemine indirgeyen bu yaklaşım üyelerini seçimden seçime hatırlayan elitist, üstenci, dışlayıcı burjuva demokrasisi anlayışını sendikalarımıza taşımaktan başka bir anlama gelmez. Tabanın yönetime katılımını sağlayacak meclis tipi örgütlenmelere karşı çıkarak yetkilerin MYK’da toplamasını savunan bir anlayışın emekçilerin söz, yetki, karar alma hakkından bahsetmesinin yarattığı paradoks arkadaşlarımızın “emekçi iradesi” lafzını retorik olarak kullanmakta olduğu gerçeğini de ortaya çıkarıyor.

Yazının başında da belirttiğimiz gibi tartışmaları sendikal hareketin, emek örgütlerinin içinde bulunduğu sorunları aşmaya hizmet edecek biçimde somut önerileri de içererek yapmak gerekir. Bugün siyasal iktidar eriyen tabanını konsolide etmek için bir taraftan ırkçı-dinbaz politikalara sarılmakta, diğer taraftan korona salgınını vahşi kapitalizmin önünü açmak için fırsata çevirmeye çalışmaktadır. Ne yazık ki sendikal hareketin geleneksel düzenekleri, araçları bu saldırıları karşılamakta yetersiz kalmaktadır. KESK’in bugün yaşadığı sorunlar kısmen konjonktürel olmakla birlikte kuruluşundan bugüne taşıdığı yapısal sorunlar da bulunmaktadır. KESK ve bağlı işkollarının temel yapısal problemine değinmemek sorunu belli bir zaman dilimine özgü olduğunun sanılmasına yol açarak, sorunların kronikleşmesine neden olmaktadır. İşçi konfederasyonlarının yanına KESK’in bir memur konfederasyonu olarak yukarıdan aşağıya doğru kurulmasıyla başlayan hatalar silsilesi önce  “sahte”, daha sonra “eksik sendika yasası” denilip 2001 sonrasında tamamen özümsenen 4688 sayılı yasaya tabi olarak devam etmiş (bu yasa sadece memur statüsündekilerin örgütlemeye cevaz veren bir yasa), farklı statüde çalışma biçimlerinin ortaya çıkmasıyla kamu çalışanları hareketinin sınırına varmasıyla sonuçlanmıştı. AKP’nin kendisinden önceki iktidarlardan devralarak en cevval şekilde yürüttüğü neoliberal politikalar ve bu politikaların kamuda yaşanan piyasalaştırma ve güvencesizleştirmeye bağlı olarak çalışma ilişkilerine yansıması, ciddi bir açmaz olmuştur. Öyleki 2006’ya kadar yetkili olan Eğitim Sen sözleşmeli çalışan öğretmenleri 4688 sayılı yasaya aykırı diye üye yapmamış, bunları üye yapmayı akıl eden Türk Eğitim Sen’i yasaya aykırı davrandığı gerekçesiyle Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunmaları için kendi şubelerine çağrıda bulunmuş, o sene yetkiyi kaybetmiştir. O dönemde Eğitim Sen ve KESK’e bağlı sendikalarda egemen olan anlayışlar istisnadan kurala dönüşecek olan istihdam biçimini görmek istememiş, onları emekçi olarak kabul etmemişlerdir. Bu dönüşümlere bağlı olarak emperyalist-kapitalist sistemin neoliberal politikalarla yaygın çalıştırma biçimi haline getirdiği esnek, kuralsız, güvencesiz çalıştırmanın kamu alanındaki yansımalarını görülmemesi kamu çalışanları hareketinin altındaki zeminin kaydığını fark edememesine neden olmuş,  güvencesiz, sözleşmeli çalıştırılanların örgütlenmesindeki ikircikli yaklaşımların bugüne kadar taşınmasına yol açmıştır. Haksız, hukuksuz biçimde işinden edilen üyelerimizin sendikal alanda aktif kılınmasından tutalım da, tüzüğünde yer almasına rağmen dershane ve özel okul çalışanlarının, torba yasa ile Belediyelerden MEB’e nakil edilen emekçilerin asli üye yapılmaması, (fahri üyelikte diretilmesi) iş kolunda 4-A (kadrolu) statüsü dışında diğer istihdam biçimlerinde çalışanların mevzuata uygun olmadığı gerekçesiyle üyeliğe kabul edilmemesi sendikal yenilenmede ele alınması gereken sorunların başında gelmektedir.

Başlangıç döneminde de KESK ve bağlı sendikalarda oluşturulan yürütme/yönetim kurullarının sendikal grupların ihtiyaçlarına göre oluşturulması, sendikaların kamu çalışanları ve kamuoyu nezdinde kimi partilerin arka bahçesi olarak görülmesi, sosyalist solda yaşanan yasallaşma eğilimlerinin kamu emekçileri hareketinin başlangıçta dayandığı fiili, meşru, militan kitle mücadelesini ehlileştirmesi tartışmaları yapılmıştır.

KESK’in buraya kadar sıraladığımız yapısal sorunlarının yarattığı ortamın, kendi statükosuna teslim olmayı ve kimi hatalı yaklaşımları da eklediğimizde kamu çalışanları hareketinin daha ileri taşınmasında ciddi engeller oluşturduğu görülmektedir. KESK’in son dönemlerine baktığımızda geçmişten taşıdığı bu hatalı yaklaşımların, fiili, militan kitle mücadelesinin yerini kurumsal ağırbaşlılık, kurumsal aidiyetin aldığı, bunun da hızlı ve yerinde müdahale etmeyi sağlayacak reflekslerin kaybedildiği, ağır, hantal ve bürokratik eğilimlerin güçlendiği bir yapıyı ortaya çıkardığı görülmektedir.

Bugün emek alanında yaşanan ciddi alt üst oluşların, neoliberal yıkım politikalarına bağlı olarak kamusallığın ortadan kaldırılmaya çalışıldığı süreçte kamu hizmetlerinde de yaşandığı görülmektedir. Bu durum sendikal alanın yeniden inşasını dayatmaktadır. Gerek iktidar bloğunun gerici, ırkçı, piyasacı ve otoriter yönetim anlayışı gerekse çalışma ve yaşam koşullarının ağırlaşması kamu çalışanlarının boş vaatlerle oyalanmasını zorlaştırmaktadır. Bu uyanışın değerlendirilebilmesi başta var olan örgütlenmemizin yenilenerek büyütülmesi olmak üzere mücadelenin önüne yeni kanallar açacaktır.

Emperyalist-kapitalist sistem ve onun “yerli ve milli” işbirlikçisi iktidarın kamu emekçilerini yeni istihdam politikalarıyla, farklı statü ve ücret uygulamalarıyla parçaladığı, yalnızlaştırdığı; kamu emekçilerinin sendikal mücadelesinin yandaş ve güdümlü konfederasyonlarla kuşatıldığı ve boğulmaya çalışıldığı bu dönemde parçalanmayı ortadan kaldıracak birleşik bir mücadele zemini yaratmaktan, kamu emekçilerinin sınıfın diğer bileşenleriyle birlikte kendi gücüne dayalı etkili, sonuç alıcı bir mücadele yürütmekten başka bir yol görülmemektedir.

Buraya kadar yürütmeye çalıştığımız tartışmalar bağlamında emekçilerin farklı statülerle parçalanmasının ve güvencesizleştirilmesinin KESK ve bağlı sendikaların ortak sorunu olduğu tespitinden hareketle yeniden yapılanmayı, yeniden inşa perspektifiyle değerlendirmesi gerektiğini göstermeye çalıştık. Güvencesiz çalıştırmanın yasaklanması talebi ile artan iş cinayetlerine karşı mücadele acil ve öncelikli gündem olarak mücadele programına dâhil edilmelidir. Bu bağlamda KESK’e bağlı sendikalarda güvencesizlerin örgütlenmesi sendikal hareketimizin dinamizmini artıracağından, güvencesiz çalışanların üyeliklerinin hiçbir engelle karşılaşmadan yapılması için somut uygulamalara geçilmelidir. KESK’in yeniden yapılanmasının sendikal hareketin yeniden yapılanmasından ayrı ele alınamayacağı gerçeğinden yola çıkarak KESK ve bağlı sendikalar için somut önerilerimizi sıralayacak olursak:

1- KESK’e bağlı sendikalarımızın kalbinin attığı yer işyerleridir. Bu dönem zayıflayan işyerlerimiz için mutlaka işyeri meclisi (konsey) ve komiteleri kurularak işletilmelidir. İşyerlerimizde kamusal hizmet üreten kamu emekçilerini hizmetten yararlanan toplumsal kesimle buluşacak birliktelikler oluşturulmalıdır. İşyeri meclislerinin içinde olduğu bölge meclisleri (bölge meclisleri ihtiyaca göre diğer emek-meslek, demokrasi örgütlerinin bölgesel birimleri ile işbirliği yapma inisiyatifine sahip olmalı), bölge meclislerinin kendi içinden seçtiği temsilcilerden oluşan il meclisleri ile demokratik katılımı esas alan yatay örgütlenmeler oluşturularak hayata geçirilmeli. Bunların toplamı üzerinden kendi demokratik özgünlüğü de korunarak dikey entegrasyonlar gerçekleştirilmelidir.

2- Neoliberal saldırıya önlem olarak; sadece 4688 sayılı yasa kapsamında değil (DMK’nin revize edileceği düşünüldüğünde) o iş kolunda çalıştırılan tüm güvencesiz çalışanların örgütlenmesi hedeflenmeli, kâğıt üzerinde üye yapılacak düzenlemelerle yetinilmeyip mevzuata takılmadan fiili olarak mutlaka üye yapılmalı.

3-Üyelerin seçimlere katılımı tabanın söz ve karar sahibi olması için yeterli değildir. Bu konuda meslek odalarında uygulanan doğrudan seçim sisteminin öğretici bir yanı bulunmaktadır. Genel kurul salonuna ulaşımın bile düşünülerek girişilen üye mobilizasyonu sandıkların açılmasıyla sona ermektedir. En ileri biçim olduğu konusunda şüphe duyulamayacak doğrudan demokrasinin, üyelerin söz ve yetki sahibi olabileceği, denetim mekanizmasının ve geri çağırma ilkesinin hayata geçirildiği organlar ve işleyiş sağlanmadan aksayacağı da bir o kadar şüphe duyulamayacak bir gerçektir. Nispi seçim sistemine ilişkin bir parantez açmak gerekli görünüyor. Ana fikirden ayrılmamak kaydıyla, özellikle nispi seçim sisteminin üyeleri sürece katmak değil meseleyi tam da temsiliyete, yönetim kurulunda olmaya indirgeyen yaklaşım olduğunu açıklıkla ifade etmek gerekir. Değil sendikal süreçlere üye katmayı, yönetici kadroyu, yönetimlerde olmayı mutlaklaştıran, sendikaları sınıfın bir mücadele örgütü olarak değil bir iktidar alanı olarak gören tam da bu yaklaşımdır.

4-Demokratik katılımda meclis tipi örgütlenmeler büyük önem taşımaktadır. Günümüzde meclislerin işletilmemesi, işlevsel olmaması,(KESK Genel Meclisi) meclis üyelerinin buna yeterince önem vermeyişi, modelde bazı giderilebilir eksikliklerin olması meclis modelini yanlışlamaz. İş kolundan başlayarak iş kolu ve konfederasyon genel merkezine kadar meclis modelinin eksikliklerini ortaya koyarak işletmek gerekir.

5-Yürütmelerin sorumluk düzeyi ile meclisin sorumluluk düzeyi arasındaki açı giderilmeli. Yürütmelerin geri çağırılabildiği bir model üzerinde durulmalıdır. Yürütmenin bir kısmının meclis içinden seçilmesi bir formül olabilir.

6)-KESK, tüm toplumsal yaşamın dinsel referanslarla yeniden yapılandırılmasına karşı laik yaşamın yılmaz savunucusu olmalıdır. KESK ve bağlı işkolu sendikalarının temel mücadele başlıklarından biri “laik yaşam-laik eğitim-laik devlet”  olmalıdır. KESK laikliğin ülkesini kurmayı bir emek örgütü olarak temel amaç edinmelidir. Gerici karanlığın tonunun daha da koyulaştığı günümüzde, mağdur edebiyatının etkisi altında olduğu anlaşılan çevrelerin gündeme getirdiği “özgürlükçü laiklik”, “inanç özgürlüğü” gibi çarpık kavramlarla hesaplaşılmalıdır. Hepimizin kanayan yarası olan kadının köleleştirilmesi, çocuk gelinler gibi sorunlara verecek yanıtı olmayan ideolojik bulanıklığa karşı bu toprakların ilerici-aydınlanmacı birikimi sahiplenilmelidir.

7)-KESK, kamu hizmetlerini tasfiye etmeyi, yurttaşı müşteriye dönüştürmeye çalışanların karşısında hizmeti alanla halkı da işin içine katarak en başından beri kesintisiz olarak sürdürdüğü parasız, ulaşılabilir, nitelikli, bilimsel ve ana dilinde kamusal hizmet mücadelesi ile barikat olmalıdır.

Sınıf hareketinin önemli bir bileşeni olan KESK; kamu emekçileri başta olmak üzere emekçilerin, ekmeğini, sağlığını, geleceğini çalmaya kalkan iktidarın kokuşmuş karanlığını yırtmak, yoksulluğa mahkûm edilen emekçilerin hakkını aldığı, barışın egemen olduğu laik, eşit, özgür bir ülkeyi kurmak için zaman kaybetmeden birleşik mücadelenin örülmesinde diğer emek örgütleriyle birlikte etkin bir tutum alarak ayağa kalkıp yürüyüş kolunu oluşturmalıdır.

ÜRETEN BİZİZ YÖNETENDE BİZ OLACAĞIZ!

SÖZ YETKİ KARAR ÇALIŞANLARA!

YAŞASIN ÖRGÜTLÜ MÜCADELEMİZ YAŞASIN KESK!

Dipnotlar:

[1] https://sendika.org/2020/02/sermayeye-sureklilestirilmis-ohal-rejimine-saray-cuntasina-karsi-birlesik-mucadelede-kesk-577953/

[2]  https://sendika.org/2020/12/taht-kavgasinin-golgesinde-egitim-sen-genel-kurulu-602587/


Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur