Eğitim Sen Genel Kurulu tartışmaları: Emek Hareketi’nden Devrimci Öğretmen’e yanıt

“Emek Hareketi” sendikaları dizayn eden, yazıda tanımlanan deyimi ile bu ilkesiz-pragmatist ortamın oluşmasını engellemeye çalışmış, merkezi komisyonda yer almamış, sürecin arkasında değil, tamamen dışında kalan olmuştur. Bu duruş, bir taktik hamle ya da manevra değildir. Arkadaşlarımızın bunu anlayabilmesi için grupsal temsiliyet üzerine kurulu kongre yaklaşımlarından arınarak, kamu emekçileri hareketinin durumuna ve sendikalarımızın her geçen gün eriyen üye sayısına ve mücadele düzeyine bakmaları gerekir

Eğitim Sen Genel Kurulu tartışmaları: Emek Hareketi’nden Devrimci Öğretmen’e yanıt

Aşağıdaki yazı Eğitim Sen Genel Kurulu’nun ardından Devrimci Öğretmen’in 1 Aralık’ta Sendika.Org’da yayımlanan “Taht kavgasının gölgesinde Eğitim Sen Genel Kurulu” başlıklı yazısına yanıt olarak gönderilmiştir

Eğitim Sen Genel Kuruluna dair çeşitli platformlarda tartışmalar devam ediyor. Portalınızda da 01.12.2020 tarihinde “Taht kavgasının gölgesinde Eğitim Sen Genel Kurulu” başlıklı yazı yer almıştır. Yazıda belirtilen ve gerçeği yansıtmayan bölümlerle ilgili yaptığımız zorunlu açıklama aşağıdaki gibidir.

KESK ve üye sendikaların genel kurul sürecinin başından itibaren yazılı-sözlü defalarca açıkladığımız üzere; işkolu sendika kongrelerinde kamu emekçilerinin iradesini ortadan kaldıran, sendikal anlayışların oluşturduğu “merkezi komisyon” üzerinden genel kurulların şekillendirilmesini reddettik ve toplantılara katılmadık. Sendikaların masa başında dizayn edilmesi olarak değerlendirdiğimiz “merkezi komisyonda” Devrimci Kamu Çalışanları’nın önerileri ve bu önerilerin ne kadarının kabul gördüğü konusunda bilgi sahibi değiliz.

Bugüne kadar tamamlanan sendika kongrelerinde gerek kürsü konuşmalarında gerekse herhangi bir bildiri veya yayın aracılığıyla eleştiri, önerme içeren D.K.Ç imzalı yazılı bir materyale de rastlamadık. Ancak söz konusu yazıda “evdeki hesabı çarşıya uymayanlar” başlığı altında “Emek Hareketi’ne” dair sarf edilen sözler eleştiriden öte gerçekleri ters yüz etmekte ve doğru aktarımlar içermemektedir. Şöyle ki;

“…süreçte arka planda kalıyor gibi görünse de ilkesizliğin, pragmatizmin kol gezdiği ortamın oluşmasının temel sorumlularından biri olarak, ortak hareket etme ve birlikteliğin zemininin oluşmasını engelleyen taktiksel bir hamle olarak kullanan ve kendine manevra aralığı açarak elini güçlendirmeye çalışan bu gurup başta güvensizlik olmak üzere olumsuz bir kültürün yeşermesinin vebali altındadır.”

Bu değerlendirme ile başlayacak olursak; “Emek Hareketi” sendikaları dizayn eden, yazıda tanımlanan deyimi ile bu ilkesiz-pragmatist ortamın oluşmasını engellemeye çalışmış, merkezi komisyonda yer almamış, sürecin arkasında değil, tamamen dışında kalan olmuştur. Bu duruş, bir taktik hamle ya da manevra değildir. Arkadaşlarımızın bunu anlayabilmesi için grupsal temsiliyet üzerine kurulu kongre yaklaşımlarından arınarak, kamu emekçileri hareketinin durumuna ve sendikalarımızın her geçen gün eriyen üye sayısına ve mücadele düzeyine bakmaları gerekir. Karar alma süreçlerine emekçilerin dahil olmadığı, sendikal anlayışların mutabakatı ve kararlarının kamu emekçilerinin taleplerinin önüne geçtiği bir sendikal örgütlenme ve mücadele çizgisiyle bu tablo kaçınılmazdır. Emek Hareketi’nin “komisyonda” yer almamasından kaynaklı yer genişliği bile bu durumu engelleyememiştir.

Tüzüğünde nispi temsil olan iki sendikada (SES, Haber Sen) “sınıf sendikacılığı” programı ve eleştirileri üzerinden çıkardığı kendi listeleriyle Merkez Yönetim Kuruluna birer kişi ile giren Emek Hareketi, çalışmasının ve gücünün varlığına rağmen diğer sendikaların tamamında yönetimlerin dışında kalmıştır.

Yine bir başka konu ihraçların yönetime girmesi üzerinedir. Yazıda eleştiriden çok suçlama olarak “Devletin bakış açısı” nitelemesi yer almaktadır. Bu suçlamayı, kongreler sürecinde bütün renkleriyle bir arada mutabakat halinde bulunan toplumsal hareket sendikacılığı anlayışına karşı ortaya koyduğumuz sınıf sendikacılığı platformunu, kamu emekçileri hareketinin ve sendikaların bugün geldiği durumu tartışmaktan kaçmanın kolaycılığı olarak görüyoruz. Sendikalarda yaşanan sorunların ve tartışmaların üzerini kapatmak için bilerek geliştirilen bir söylem olarak değerlendiriyoruz. Sözleşmeli istihdamın arttığı, esnek çalışma, online denetim uygulamasının hayata geçtiği kamuda, kamu emekçilerinin iş güvencesi uzun zamandır ortadan kaldırıldı. İhraç üyelerimizin işine dönme mücadelesi iş güvencesinin korunması mücadelesinden ayrı değildir, bugüne kadar izlenen çizgiyle bunun gereği bir mücadele de örgütlenememiştir. İhraç olmasına rağmen sendikal mücadeleden vazgeçmeyen özverili arkadaşlarımızın olduğunu biliyoruz. Emek Hareketi olarak tartıştığımız sendikal faaliyetin işyerlerinde fiilen sürdürülmesi, zorunluluktan dolayı yıllardır hizmet üretiminde yer alamayan, işyerinden koparılmış arkadaşlarımızın yönetici olduklarında bunu ne kadar yapabildiğine dairdir.

Emek Hareketi;

  1. Emekçilerin iradesinin yansıdığı, saldırılara cevap olacak gerçek bir sınıf örgütü olarak sendikanın nasıl olması gerektiğine dair eleştiri ve önerilerini öncesi olmakla birlikte bu kongreler sürecinde de ifade etmiştir. Bu eleştirilerimizi yok sayan, (toplumsal hareket sendikacılığı çizgisinde ortaklaşan) tüm diğer anlayışların mutabakatı ve sandalye dağıtımı üzerinden bir genel kurul sürecini doğru bulmamış ve reddetmiştir. O nedenle bütün sendika kongrelerinde sınıf sendikacılığı platformu üzerinden eleştiri, öneri ve tartışmalarla kendi listesi ile tek başına aday olmuştur.
  2. Emek Hareketi, Eğitim Sen Genel Kurulunda Yürütme Kurulu ve delege pazarlığını içeren, hem çoğunluk gücü elinde tutan anlayışların kongreler üzerindeki antidemokratik mutlak hakimiyetine hem de varlığının üstünde “pazarlık ile sandalye” peşinde olan faydacı anlayışlara son verilmesini önemsemiştir. Bu nedenle ittifakla sağlanan çoğunluk gücü yerine “nispi temsil” ile temsilde demokrasiyi ve hakkaniyeti savunmuştur. Nispi temsili yıllardır savunan Demokratik Emek Platformu da dahil olmak üzere, tüm sendikal anlayışlar “nispi temsil” önerisini Emek Hareketini dışarıda tutmak ve bu süreçten faydalanarak haksız ama grupsal olarak daha fazla sayıda ve daha etkin nasıl temsil edileceklerinin faydacı takipçileri olmuşlardır.

Bütün sendikaların genel kurullarına bakıldığında ilkesiz, pragmatist anlayışların tutumu da Emek Hareketi’nin tutumu da net ve somut olarak sonuçları ile görülebilir. Nispi temsil seçim yöntemi, çoğunluğun tahakkümü yerine emekçilerin verdiği güçle eleştiri ve önerilerin yapılması, programsız şekilsiz, ilkesiz ittifaklar yerine örgütlenme ve mücadele talepleriyle bir program tartışmasını ilerletecek özellikleri ile sadece bir seçim biçimi olmaktan çıkmıştır.

  1. “Birlikte oluşturulan hukuk, tüzük vb zarar verildiği” eleştirisine gelince; kamu emekçilerinin toplusözleşme ve grev hakkı başta olmak üzere ekonomik, demokratik, siyasal taleplerimiz için işyerlerinden başlayarak gelişen mücadelelerinin yarattığı bütün bir birikim ve deneyim bizim ortak hukukumuzdur. Ancak milyonlarca kamu emekçisi yerine grupların mutabakatını, karar almasını ve kazanıma dönüşmeyen etkisiz protesto eylemlerini Emek Hareketi ortak hukuk olarak görmemektedir. Meclisler ve eş başkanlık modellerinin kongrelerde grupların ittifakı ile hayata geçirilmiş olması (tüzüğünde olmadığı halde fiilen uygulanan sendikalar da vardır) kamu emekçilerinin söz-karar ve eylem sürecinin dışına atılmasını sağlamıştır. İşte en büyük hukuksuzluk budur. Kamu emekçileri hakları ve hayatları söz konusu iken kendi öz örgütü sendikalarında söz sahibi değildir. O nedenle Emek Hareketi emekçilerin sözü ve mücadelesi yerine grupların sözünü ve eylemini esas alan bu kurullarda görev almamayı eleştirileri ile birlikte yıllardır aynı kararlılık ve tutarlılıkla sürdürmektedir.
  2. Eğitim-Sen kongresinde yazıda geçen kutsal ittifaktan son anda çekilme değerlendirmesi de doğru değildir. Bu kongrede de Emek Hareketi kürsü konuşmaları, karar ve mücadele önergeleri ile genel kurula katkı koymuş, kendi listesi ile tek başına “nispi temsil önergesi” ile aday olmuştur. Ancak DEMEP, DSD ve Sendikal Birlik arasında bütün sendikalarda (kimi sendikalarda D.K.Ç. de buna dahildir) süren ittifak, Eğitim Sen kongresinde “başkanlık krizi” ile sona ermiştir. Bu kriz sonrasında Emek Hareketi’ne DEMEP’ten gelen iki kişi ile temsiliyet önerisi reddedilmiştir. Nispi temsil için verdiğimiz karar önergesini reddedenlerin boş bırakarak yürütmeye dahil etmek isteğinin anlaşılmasıyla, divana verilen liste oy pusulasına girmeden aynı gün geri çekilmiştir. Mesele yürütme kurulunda görev almak ve temsiliyet meselesi olarak görülmemiştir. İki kişiyle yer almayı reddeden Emek Hareketi nispi temsil uygulansaydı sadece bir kişiyle temsil edilebilecekti.
  3. Yukarda belirttiğimiz gibi sendika kongrelerinde, kürsüde, yazılı basında, sendikalar içinde dağıttığımız materyallerde sendikalarımızı sendika olmaktan çıkaran, kamu emekçilerinin ortak yakıcı talepleri etrafında birliği ve mücadelesi yerine siyaseten yönetme, çoğunluk oluşturarak biçim ve yön verme, dizayn etme, sendikal anlayışların mutabakatını esas almak üzerine kurulu, sınıf örgütünü sivil toplum örgütü olarak ele alan tüm yaklaşımlara karşı açık bir tartışma sürdürüyoruz, sürdüreceğiz.

Bu tartışma Emek Hareketi için sendika içindeki anlayışların üstünlük sağlamak saiki ile manüpülasyon, basit polemik yapmasından daha büyük bir amaca bağlanmıştır. Savaş, baskı ve sömürü düzeni olan kapitalizmin ve tek adam yönetiminin temel hak ve özgürlüklerimizden sendikal hak ve özgürlüklerimize çalışma ve yaşama koşullarımıza kadar her anlamda topyekûn saldırıya giriştiği koşullarda sermaye sınıfına ve onun hükümetine “sınıfa karşı sınıf “mücadelesi için bir sınıf örgütü olmak; işte asıl amaç budur.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur