Eğitim Sen 11. Genel Kurulu: Ne oldu? Ne yapmalı? – Sendikal Değişim (Siyasi Haber)

Yapılması gereken genel sonuçlar çıkararak sendikalarımızın yeniden inşasına hizmet edecek şekilde tartışmak ve öneri yapmaktır

Eğitim Sen 11. Genel Kurulu: Ne oldu? Ne yapmalı? – Sendikal Değişim (Siyasi Haber)

Eğitim Sen kongresinde yaşananlar ve sonrasında ortaya çıkan manzara üzerine çok şey konuşuluyor, yazılıyor. Bir şaşkınlık haliyle ve durumun vehametinden bahsedilerek itidal çağrıları yapılıyor. Üstelik bu manzaranın müsebbiplerine sorumlulukları hatırlatılarak sağduyuya davet ediliyor. Çıkan sonucun iyi olmadığını düşünenlerin sendika adına endişe duymaları, gidişe dair telaş etmeleri elbette anlaşılır bir şeydir. Lakin bu manzaranın 11. Olağan Genel Kurul’da ortaya çıkmış bir sonuç olmadığını, çok uzun yıllardır sendikalarımıza egemen olmuş grup siyasetlerinin bir sonucu olduğunu görmek gerekiyor. Bu sonucu kendini sendikalara ikame eden, dar grupçu, sendikaları bir temsil aracına dönüştüren irili ufaklı bu grup anlayışlarının iflas ettiğinin bir göstergesi olarak okumak daha doğru olur. Demokratik çoğulculuğun, sendikal demokrasinin yok edilerek adına grup mutabakatı denen ilkesiz, programsız görece delegesi fazla olanın/olanların kendi aralarındaki “ittifak”ların sonucunun genel kurullara dayattığı anlayış 11. Genel Kurul’da iflas etmiştir. Geçen kongrelerde pazarlıklarla “istediklerini almış”, “istediklerini vermiş” olarak yan yana yürümüş olanların bugünkü sonuçlar üzerinden yazdıkları “politik” gerekçelerin gerçeği yansıtmadığını herkes biliyor. Bu yüzden bu sonuç ülke siyasetinin en zor dönemecinde, ekonomik krizin en yoğun zamanında, sendikalara en çok ihtiyacın olduğu bu dönemde sendikalarımızı daha korunaksız, saldırılara daha açık ve iç tartışmalara gömülmüş bir hale sokacaktır. Kendi politik ikballerini sınıf mücadelesinin önüne koyarak zerrece sorumluluk hissetmemiş bu grup anlayışlarını sorumluluğa davet etmek bu dar grupçuluğun başka dönemlerde başka biçimlerde devam etmesini sağlar. Tam tersine yapılması gereken bu dar grupçuluğun bir daha var olmamacasına mahkûm edilmesidir. Şube üyelerinden almış oldukları demokratik yetkiyi kendi dar grup çıkarları uğruna harcamaktan çekinmemişlerdir. Ayrıca çekilme gerekçelerinin temsil pazarlığında istediklerinin olmadığı herkesçe malumken sendika üyelerini ve kamuoyunu yanıltan, birbirlerini suçlayan açıklamalarda bulunmuşlar. Yaptıkları açıklamaların hiçbir inandırıcılığı olmadığı gibi hem kongredeki tutumlarıyla hem de kongre sonrası yaptıkları açıklamalarla sendikaya zarar vermişlerdir. Diğer yandan işin bütün sorumluluğunu genel kuruldan çekilenlere yükleyerek bu işin içinden çıkılamaz. Gerek pandeminin en yoğun olduğu dönemde ısrarla kurulu toplayarak delegasyonun riske edilmesi ve katılımın azalması, gerekse ihraç kararlarının özellikle uygulanması gayreti sendika yönetimini belirleyen ağırlıklı grubun yanlışları olarak belirtilmelidir. En önemlisi ise en çok delegeye sahip olunmasına dayanarak sendikayı sürekli belirleme, organize etme ve sistem karşısında muhatabiyet alanları olarak görme hali sorunların en büyük kaynaklarından biridir. Öte yandan bu yanlışları görmelerine rağmen çeşitli gerekçelerle de olsa yönetimde temsil edilme isteği yüzünden yaşananlara ses çıkaramayanların büyük açmazını da burada belirtmek gerekmektedir.

Buraya nasıl gelindi?

Hak verilmez alınır sloganını sokakta işyerinde fiili mücadeleyle örgütleyerek kuruldu kamu sendikacılığı hareketi. Sınıf ve kitle sendikacılığı perspektifini sendikanın merkezine yerleştirip ücret ve meslek sendikacılığıyla arasına mesafe koyarak büyüdü sendikalarımız. Sendikaların kuruluşunun önemli dinamikleri olan sendikal gruplar ve eğilimler bütün enerjilerini sendikaların inşasına yönelterek sürece olumlu katkı verdiler. İşte böylesi bir dönemde kuruldu ve büyüdü Eğitim Sen ve KESK.

Kamu sendikacılığının en güçlü döneminde karşımıza çıkarılan 4688 sayılı yasa KESK in mücadele amaç ve perspektiflerinin değişmesine yol açmış, bugün yaşanan bir kısım sorunların da kaynağı olmuştur. 4688 sayılı yasaya karşı mücadeledeki zaaflar ve yasayla çok hızlı uyumlulaşma kamu sendikacılığın da dönüm noktasıdır. 4688 ile başlayan yasallaşma sendikalarımızın sınıf örgütünden ziyade sivil toplum örgütüne dönüşmesine neden oldu.

Yasayla uyumlulaşma süreci sadece tüzüksel değişikliklerle değil ideolojik ve politik tercihlerin değişmesiyle de çok farklı bir yola girdi. O günün başat tartışmaları olan AB’ye giriş ve özelleştirme karşısındaki ikircikli tutumlar sınıf sendikacılığı anlayışını zayıflattı ve bir tür demokrasi mücadelesini başat hale getirdi. Bundan sonrası da bildiğimiz üzere demokratik kitle örgütü anlayışının egemen olmasıyla günümüze gelindi. Bu dönemde memleketin siyasi dengesini ve gündemini belirleyen demokratik güçlerin ortaya çıkışı memleketin siyasal haritasını da değiştirdi. Bunun yansıması çok geçmeden sendikalara sirayet etti. Sendika içi dinamikler parçalandı ve çok farklı güç dengeleri oluştu. Sınıf mücadelesi gereksiz görüldü, yer yer özelleştirmeler savunuldu, Avrupa Birlikçilik içselleştirildi. Sınıf çelişkisinin temel çelişki olmaktan çıktığının bile yüksek perdeden dile getirilmeye başlandığı bu dönemde sendikalar tamamen sivil toplum örgütüne dönüştü. Bir kez bu yola girince aslolan sınıf ve sınıfın çıkarları değil grupların çıkarları olmaya başlar. Nitekim öyle de oldu. Sendika yönetimlerinde bulunma ve temsiliyet başat mücadele alanı haline dönüştü. Faydacı, ilkesiz ve programsız ittifaklarla yönetimler belirlendi. Merkezden bağlanan ittifaklarla şubeler inisiyatifsiz bırakıldı. Taban ve üyeyle bağlar koparıldı. Üyelerin çok az bir kısmını temsil eden gruplar başat unsurlarmış gibi sendikaların tamamını denetler hale geldi. Çoğulculuğun ve demokratik temsil kanallarının tıkanmasıyla sendikalar daraldı ve gruplar koalisyonuna dönüştü. İş bu hale gelince 11. Olağan Genel Kurul’da ortaya çıkan durum kaçınılmaz bir son olarak karşımıza çıktı. Bu yüzden değerlendirmeleri 11. Olağan Genel Kurulla sınırlayıp geçici ve sonuç almaktan uzak tartışmalardan sakınılmalıdır. Yapılması gereken genel sonuçlar çıkararak sendikalarımızın yeniden inşasına hizmet edecek şekilde tartışmak ve öneri yapmaktır.

Ne yapmalı?

*Yapılması gereken ilk iş ilke ve program dahilinde sendikalarımızı en geniş üyeye açan, sendikalarımızı güçlendirecek ve sınıf mücadelesinin önünü açacak perspektife sahip üye ve sendikal eğilimleri sendikaya sahip çıkmaya çağırmak olmalıdır.

*Sendikalarımız sınıf ve kitle sendikacılığını yeniden gündemine alarak tartışmalıdır. Sınıf çelişkisini ve mücadelesini yok sayarak çelişkiyi uygarlıklar arası çelişki olarak değerlendiren sivil toplumcu, ekonomist-sınıf indirgemeci ve popülist anlayışlara ve ücret/meslek sendikacılığına karşı sınıf mücadelesinin önemi ve gerekliliği yeniden bilince çıkarılmalıdır.

*Bu Genel kurulda çoğulculuğu ve sendikal demokrasiyi yönetimsel kaba bir aritmetik olarak görmenin ne tür olumsuzluklar yarattığı görülmüş oldu. Sendikal demokrasi ve çoğulculuk, nasıl bir mücadele, nasıl bir sendika, nasıl bir gelecek istiyoruz tahayyülünün somutudur. Seçimle, temsille anlaşılması gereken en geniş, en kapsayıcı, en güçlü organı belirlemektir amaç. Bu vesileyle;

*KESK’e bağlı bütün sendikalarda ve şube genel kurullarında en fazla üyeyi katacak demokratik ve çoğulcu yöntemler hayata geçirilmelidir. Şube seçimlerde delege sistemi kaldırılarak doğrudan seçim yapılmalıdır.

*Şube merkez seçimlerinde en demokratik nispi temsile dayalı seçim sistemi hayata geçirilmelidir. Merkez genel kurul temsiliyetinin olabilecek en geniş üyeye delege edilmesi sağlanmalıdır. Sendikaya sahip çıkmak isteyenler, bir daha bu tür vakaların ortaya çıkmasını istemeyenler nispi temsil taleplerini en net şekilde söylemek zorundadır.

*Sendika, dernek, siyasal parti gibi yapılarda ilke, program gibi genel ilkeler ve taciz, tecavüz, çocuk istismarcılığı, şiddet suçları ve yolsuzluk dışındaki sorunları disiplin kurulları yoluyla çözmeğe çalışmak doğru bir yöntem değildir. Atma/ihraç etme gibi yöntemlerin sorunları daha da büyüttüğü pratiklerde görülmüştür. Bu yüzden disiplin kurulu raporlarındaki maddelerden bağımsız olarak genel kuruldaki ihraç kararı yanlış bir karardır. Hem yöntemsel olarak hem ilkesel olarak hem de konjonktürel olarak sorunlu bir karardır. Genel kuruldaki disiplin meselesinin geçici kararla sürece yayılarak çözülmesi daha doğru olurdu. Yeni yürütmenin bu konu üzerinde yeniden bir müzakereyi önüne koyması yararlı olacaktır.

*11. Genel Kurul, pandemi yüzünden katılamayanlar ve kuruldan çekilenlerle önemli ölçüde düşük temsille sonuçlanmıştır. Gerekçe ne olursa olsun ortada ciddi bir temsil sıkıntısı vardır. Her düzlemde içerden ve dışarıdan meşruiyet tartışmasına imkân verebilecek bu durumu görmek buna göre hareket etmek gerekiyor. Yeni MYK kongrenin beceremediğini, en geniş üyeyi katacak, sendikanın geçmiş birikimlerini ve mirasını açığa çıkaracak diyalog, eylem/etkinliklere önem vererek bu süreci aşmalıdır. Şubelerden başlayarak her düzeyde en geniş katılımlarla seçimsiz konferanslar hızla gerçekleştirilmelidir.

Bu zor koşullarda bütün üyeleri, sendikal grup ve eğilimleri Eğitim Sen’e sahip çıkmalıdır…

Yaşasın Eğitim Sen!

Yaşasın KESK!”

Kaynak: Siyasi Haber

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur