Asgari Ücret: Bu hesapta bir yanlış yok mu?

Bu iktidarın da en önemli dayanağı örgütsüz işçilerin içinde bulunduğu bu durum. Tek seçenekleri asgari ücret artışı ve Bakan ile işverenlerin yönetmeye çalıştıkları algı da bu kesime yönelik. İşçi önünde başka seçenek görmediği için bu artışa “hiç yoktan iyidir”le başlayan tepkiler veriyor. Oysa bir başka seçenek hep var; örgütlenmek. İşçiler ücreti asgari olsa bile yan ödemelerle, sosyal yardımlarla nefes alabileceği bir gelire ulaşma olanağını yakalayabilir

Asgari Ücret: Bu hesapta bir yanlış yok mu?

2021 yılında uygulanacak Asgari Ücret, 28 Aralık 2020 tarihinde açıklandı.

Asgari Ücret Tespit Komisyonu (AÜTK) tarafından (Türk-İş muhalefetiyle) tespite göre asgari ücret brüt 3.577,50 TL olarak uygulanacak.

Buna göre 2020 yılına göre artış oranı yüzde 21,56 oldu.

Bakan yaptığı konuşmada Kasım’daki enflasyon oranından (%14,03) yedi puan fazla bir artış sağlandığını ve işçinin enflasyona ezdirilmediğini söyledi.

TİSK Yönetim Kurulu Başkanı daha da ötesine giderek 7 puanlık artışın refah payı olduğunu ileri sürdü.

Bu bilgiler, “yerli ve milli” bir gazetenin haberinden derlendi.[i] Gazetenin başlığı da Bakan ve İşveren Başkanının açıklamasının özeti; “enflasyonun üzerinde zam”.

Her konuda olduğu gibi bu alanda da bir “algı” yönetimi olduğu görülüyor. “Müjde”ci medya açısından enflasyonun artması sorun değil. Artışların alım gücüne yansıması ise doğal olarak görev alanlarının dışında kalıyor.

Sendikalar cephesinde aralık ayı boyunca miktar konusunu dışarıda bırakırsak iki temel talep dile getirildi:

1) Hesaplamanın bir işçi değil işçi ailesi üzerinden yapılması (buna refah payı eklenmesi katılabilir);

2) Asgari ücretin vergi dışı bırakılması.

Belirlenen 2021 asgari ücreti bu iki talebe yanıt vermedi. TİSK tarafından yapılan açıklamada 7 puan refah payı verildiği iddiası ise bir anlamda kısmen işçi tarafının taleplerinin karşılandığı algısı yaratma çabası.

Peki bu hesaplar ne kadar doğru?

Açıklanan asgari ücret bir işçinin gereksinimlerini karşılayabilir mi?

Görüşme trafiğinin üçüncü toplantısında Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından bir sunum yapıldı. TÜİK’in çalışılan işin durumuna göre yaptığı hesaplama şu şekildeydi:

1) Hafif işkolunda çalışan işçiler için 2.339.10 TL

2) Orta işkolunda çalışan işçiler için 2.507.70 TL

3) Ağır işkolunda çalışan işçiler için 2.792.10 TL[1][ii]

Bu hesaplamalar ve sonuçları kamuoyunda tepki görünce, TÜİK bir basın açıklaması yaparak hesaplama yöntemine ve sunduğu öneriye açıklık getirmek zorunda kaldı.[iii]

TÜİK kendisine verilen görev doğrultusunda işin zorluk durumuna göre bir işçinin dengeli beslenmesi için gerekli kaloriyi ne kadarlık harcama ile karşılayabileceğini hesapladıklarını açıkladı.

Açıklanan asgari ücret ile dengeli beslenme için gerekli harcama miktarını karşılaştırdığımızda şöyle bir tablo ortaya çıkıyor:

Bakanlığın Asgari Geçim İndirimi’ni (AGİ) ekleyerek yaptığı 2.825,90 TL’lik net asgari ücret açıklaması doğru bir yöntem değildir. Çünkü fazla çalışmadan kıdem tazminatına varıncaya kadar hiçbir hesaplamada AGİ kullanılmaz.

Bakanlık aynı yöntemi işveren maliyeti için kullanmaktan ise kaçınmaktadır. Buna göre oradaki işveren maliyetinden sağlanan indirim ve teşvikleri de düşmek gerekir. Haliyle işveren maliyeti Bakanlığın tablosundan daha da düşük çıkacaktır.

Konumuza dönersek yukarıdaki tablo açıklanan asgari ücretin yalnızca bir işçinin dengeli beslenmesi açısından bile yetersiz kalmaktadır. Ağır işlerde çalışanların dengeli beslenebilmesi için borçlanmaları gerekecektir. Üzerine konulacak en düşük 268,31 TL’lik AGİ’nin dahi sonucu çok değiştirmediği ortadadır.

Görüldüğü tek bir işçinin beslenmesini bile karşılamaya yetmeyecek bir ücret (çalışanların yarısı için) düzeyi sanki büyük bir başarıymış gibi sunulmaya çalışılıyor.

Artış oranı enflasyonun üzerinde mi? Üzerine refah payı konulmuş mu?

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız gibi TÜİK’in hesaplaması ve ortaya çıkan asgari ücret bir işçinin beslenme sepetine yöneliktir. TÜİK Kasım enflasyon açıklamasına göre gıda ve alkolsüz içecekler endeksi bir yıl içinde yüzde 21 oranında artmıştır.[iv]

AÜTK için hazırlanan beslenme sepeti fiyatlarındaki artış da yüzde 20 dolayında hesaplanmıştır.

Tüketiciler yönünden toplam harcamaların içinde gıda ve alkolsüz içeceklerin payının yüzde 22 olduğu dikkate alınırsa, asgari ücretin yetersizliği daha da açığa çıkmaktadır.

Özetle asgari ücretin artışında ölçü genel enflasyon oranı olan yüzde 14,03 değil gıda sepetindeki yüzde 21 oranına göre değerlendirilebilir.

Dolayısıyla yapılan asgari ücret artışının üzerinde bir refah payı falan yoktur.

Hükümet ve işverenler sepetleri bir birine karıştırarak aç kalanlara kendilerini refah içinde hissetmeleri önerisinde bulunuyor.

Bunlara inanan var mı, elbette var. Adı üzerinde inanmak, gerçeklikten uzaklaşmak, gerçeği görmezden gelmek, yok saymak anlamına da geliyor.

Öte yandan bir başka gerçeklik ise asgari ücret veya yakınında ücret alanlar açısından bu artış çok önemli. Biliniyor ki işveren kendiliğinden ücret artışı yapmayacak ve AÜTK ne verirse onlar için büyük kazanç olacak.

İşte bu iktidarın da en önemli dayanağı örgütsüz işçilerin içinde bulunduğu bu durum. Tek seçenekleri asgari ücret artışı ve Bakan ile işverenlerin yönetmeye çalıştıkları algı da bu kesime yönelik.

İşçi önünde başka seçenek görmediği için bu artışa “hiç yoktan iyidir”le başlayan tepkiler veriyor.

Oysa bir başka seçenek hep var; örgütlenmek. İşçiler ücreti asgari olsa bile yan ödemelerle, sosyal yardımlarla nefes alabileceği bir gelire ulaşma olanağını yakalayabilir.

İşte burada da sendika yönetimlerinin rolü önem kazanıyor. Yönetimler ve sendika işleyişi işçilere güven vermiyor. Yüksek işsizlik ise sendikalaşmayı bir tehdit alanı haline getiriyor. İşçiler bu nedenle sendikalardan uzak kalmaya tercih ediyor.

Bu iki sorunlu alanın çözümü de yine işçinin kendinde bulunuyor. Daha iyi çalışma koşulları ve gelir için toplu sözleşme önemli bir araç işlevi görüyor.

Daha iyi bir toplu sözleşme için işçinin söz ve karar sahibi olduğu bir yöntem izlenmesi gerekiyor. Bunun için de işçinin önce sendika üyesi olması, sendika içinde aktif (haklarına sahip çıkan ve görevlerini yerine getiren) olması, her şeyi sendika yönetimlerine bırakmadan yaygın örgütlülükle ilk mücadeleyi işyerinde kazanması gerekiyor.

Zor ama daha iyi bir gelecek için elzem olan yol bu.

İşyerinde kazanılan mücadeleler giderek işçilerin söz ve karar sahibi olduğu bir ülkenin yaratılmasının da zeminini kurabilir. Demokrasinin egemen olduğu bir ülkenin yaratılmasında işçilere büyük görev düşüyor.

Dipnotlar:

[1] https://www.bloomberght.com/3-asgari-ucret-masasindaki-hemen-hemen-her-sey-2271200

[i] https://www.sabah.com.tr/ekonomi/2020/12/29/enflasyonun-uzerinde-zam

[ii] https://www.bloomberght.com/3-asgari-ucret-masasindaki-hemen-hemen-her-sey-2271200

[iii] https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/tuik-asgari-ucret-ve-asgari-ucret-artis-orani-tuik-tarafindan-belirlenmemekte-ve-onerilmemektedir/2086075

[iv] https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Tuketici-Fiyat-Endeksi-Kasim-2020-33872

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur