“Trump fenomeni” üzerine

Bugün Trump ve destekçisi faşist kitle kaybetmiş olabilir ama bu kitlenin oluşumuna neden olan tarihsel olaylar yerli yerindedir ve çözümü de kolay değildir. Bundan dolayı bu faşist kitle ABD politikasında zaman ayarlı bir “tarihsel bomba”ya benzemektedir

“Trump fenomeni” üzerine

ABD’deki “Trump fenomeni”ni nasıl ele almak gerekir? Bu fenomenin tarihsel nedenlerinin doğru ele alınması ve çözümlenmesi büyük önem taşımaktadır. Çünkü Trump fenomeni artık dünya ölçeğinde bir tarihsel kırılmanın yaşandığının ve yeni bir tarihsel döneme girdiğimizin açık bir göstergesini oluşturmaktadır.

Bütün tarihsel göstergeler, devrimci ve demokratik hareket olarak eğer gerekli felsefi-teorik ve politik dönüşümleri gerçekleştiremezsek, bugünden daha kötü bir durumla karşılaşacağımızı göstermektedir. Yeni tarihsel döneme eski ideolojik kalıplarla giremeyeceğimizi ve gerekli eleştiriler ile özeleştirileri nitelikli bir şekilde yapmak zorunda olduğumuzu bilince çıkarmak zorundayız. Aksi taktirde kendimizi Birinci ve İkinci Dünya Savaşları arasındaki döneme benzer bir dönemin içinde bulabiliriz.

Yeni dönem ne ile karakterize olmaktadır?

Yeni dönem İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra oluşturulan dünya düzeninin giderek yok olmakta olduğu ve bu yok olanın yerine neyin geçeceği sorunu ile karakterize olmaktadır. Bu değişimi dayatan ise küreselleşmedir. Sovyetler Birliği’nin çöküşü ve AB’nin kuruluşu, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan genel düzeni ve güç ilişkilerinin genel yapısını fazla değiştirmedi. Sovyetler’in çöküşü Rus hegemonyasının çöküşü olarak ortaya çıkmadı, tam tersine Rusya yeni bir biçimde, emperyalist bir güç olarak, etkin konumunu devam ettirmeyi başardı.

Küreselleşmenin neden olduğu sorunlar giderek onun işleyişini tehdit eden bir düzeye ulaşmıştır. Çünkü küreselleşme belirli bir “olumsuz ağırlık” oluşturmaya başlamış ve giderek üstyapıda ifadesini bulan toplumsal kamplaşmalara neden olmuştur. Bu tür bir toplumsal kamplaşma Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra da milliyetçi-faşist hareketlerin ortaya çıkmaları ve iktidara gelmeleriyle yaşanmıştı ve yirmi yıl içerisinde Avrupa ve dünya bambaşka bir biçime büründü. Bundan dolayı bugün ortaya çıkan tarihsel kırılma, sıradan bir durum değil yeni bir tarihsel sürece girdiğimizin açık bir göstergesini oluşturmaktadır.

Bu yeni tarihsel sürecin temel göstergelerinden bir tanesi, ABD’de faşist bir politikacı olan Donald Trump’ın Başkan seçilmiş olması ve son başkanlık seçimlerini kaybettikten sonra da yerinde kalmak için neredeyse bir “darbe mekaniğine” sarılmasıdır. İşin ilginç tarafı, açıkça yalan söylerken ve ırkçı faşist politikaları savunurken, oylarını yükseltmesi ve büyük bir fanatik kitle oluşturabilmesidir.

Hiç kuşkusuz bütün partiler gibi, ABD’de Cumhuriyetçi Parti’nin de kitle tabanı homojen değildir. Farklı kitlelerin bir tür kümelenmesi söz konusudur. Ama bu kitlenin odağında giderek büyük oranda bir faşist tabanın olduğundan kuşku yoktur. Eskiden bu faşist taban, bir zamanlar Türkiye’deki ANAP ve DYP’deki gibi küçük bir azınlık ve marjinal bir yapıya sahipken, son dönemlerde giderek Cumhuriyetçi Parti’nin odağına doğru kaymış ve ana kitle haline gelmiştir. Kısacası partinin muhafazakâr kitlesi ile aşırı-sağ (faşist) kitlesi yer değiştirmiştir. Aynı süreç Türkiye ve yine birçok ülkede de yaşanmıştır. Ama ABD gibi emperyalist bir ülkede ortaya çıkmasının tarihsel sonuçları daha ürkütücü olacaktır.

Mesele ABD’deki bu büyük faşist kitlenin nasıl ortaya çıktığını anlamaktır. Trump mı bu kitleyi keşfetti, bu kitle mi Trump’ı keşfetti yoksa her ikisi karşılıklı olarak birbirlerini mi keşfettiler? Bu kitlenin oluşmasının tarihsel nedenlerinin belirlenmesi, bundan sonra olayların tarihsel yönünü anlamamız açısından da bir gösterge oluşturmaktadır.

Eski “güzel” günlere dönmek için

Bu faşist kitlenin oluşumu ile ilgili yapacağımız ilk tespit, bu kitlenin bir anda ortaya çıkmadığı ama uzun yıllar boyunca küçük değişimlerin üst üste yığılmasıyla ortaya çıktığı gerçeğidir. Bu değişimler toplumun derinliklerinde birbirlerinden kopuk ve tecrit halde yaşanıyordu. Bundan dolayı potansiyel olarak mevcuttu ve uzun yılların sonucunda ortaya çıkmıştı ama farklı alanlardaki bu tecrit olma durumunun ortadan kalkabilmesi için merkezileştirici bir unsur gerekiyordu. Bu merkezileştirici unsur bir toplumda hiç kuşkusuz siyasettir ama yine de bu yeterli de değildir. Çünkü eğer siyaset başka bir değerler sistemiyle yapılıyorsa yine bu unsurların merkezileşme ihtiyacını karşılamaz. Ortaya çıkan ya da giderek daha ağırlıklı hale gelen bu faşist kitlenin düzeyine uygun bir liderin ve bunun önderlik ettiği bir siyasetin de ortaya çıkarak ikisinin üst üste düşmesi gerekir.

Hiç kuşkusuz Donald Trump’ın ortaya çıkması sonuçtur ancak yine de onun ortaya koyduğu faşist siyaset aracılığıyla da bu tecrit kitleyi bir araya getirerek motive etmesi ve merkezileştirerek bu kitleyi ateşlemesi olgusu da önemlidir. Onun benimsediği seçim sloganı yani “ABD’yi Yeniden Büyük Yapmak” sloganı ilginç bir şekilde, bu kitlenin toplumsal ve tarihsel kökenlerine de ışık tutmaktadır. Bu kitle ABD’nin eski gücüne tekrar geri dönmesi özlemi içindedir ama bu özlem içerisinde başka bir mesaj da saklıdır: eski toplumsal refah özlemi.

ABD’de toplumun önemli bir kesimi ve neredeyse yarısı mevcut dünya ekonomik sisteminden dolayı olumsuz etkilenmiştir. Küreselleşme emperyalist ülkelerdeki bazı toplumsal kesimlerin hayat düzeylerini ve refahlarını düşürmüştür. Bunların başında işçi sınıfı gelmektedir. Küçük ve orta ölçekli üreticiler, tarım sektöründeki işçi ve emekçiler ile yatırımcılar ve hatta sermayenin rekabete dayanamayan kesimleri.

Uluslararası rekabet, ABD sermayesinin önemli bir kesiminin az gelişmiş ülkelere kaymasına neden olmuş ve bu durum ABD gibi ülkelerde huzursuz bir kitlenin ortaya çıkmasına neden olmuştur. ABD’deki bu huzursuz kitle, küreselleşmeden olumsuz etkilenen kesimlerdir. Aslında tarihsel olarak baktığımız zaman bu “olumsuz durum” o kadar da olumsuz değildir çünkü kapitalizmin tarihsel olarak gelişmesinin sonucudur. ABD’yi terk eden sermaye gittiği yerlerde bu huzursuz kitlenin zaten “karşılığını” yaratmıştır. Küreselleşme büyük sermayenin bir kısmını kendi ülkesindeki toplumsal katmanlardan koparmış ve başka ülkelerdeki toplumsal katmanlara bağlamıştır. Bu durum çok büyük bir tarihsel sorunun kaynağıdır ve çözümü sanıldığı kadar kolay değildir.

ABD’yi terk eden bu bir kısım büyük sermaye, Çin ve benzeri ülkelerin ekonomilerini de ayağa kaldırdı ve güçlendirdi. Kendi kâr oranlarını yükseltirken başka ülkelerin kalkınmalarına da neden oldu ve birbirilerinden ayrılmaları o kadar kolay değildir.

“Tarihsel bomba”

Küreselleşmeden dolayı ABD’de ortaya çıkan bu huzursuz kitle, toplumsal temeli kayıp giden ve bundan dolayı ne yapacağını bilmeyen bir kitle görünümüne sahiptir ve sorunlara çok basit ve kestirme çözümler istemektedir. Trump bu kitlenin bu zayıf tarafını fark ederek, ABD’de siyaseti bugüne kadar hiçbir siyasetçinin düşürmediği popülizm düzeyine düşürerek ve onları manipüle ederek ve ateşleyerek siyasetin odağına taşıdı. Hem lider hem de kitle aslında farklı düşüncelere sahipler ama her iki kesimin farklı motivasyonlardan kaynaklanan melonkolileri onların birbirlerine “aşık” olmasına engel olmamıştır. Ama bu ilişkide en büyük zararı bu faşist kitlenin göreceğinden de kuşku yoktur.

Bugün Trump ve bu kitle kaybetmiş olabilir ama bu kitlenin oluşumuna neden olan tarihsel olaylar yerli yerindedir ve çözümü de kolay değildir. Bundan dolayı bu faşist kitle ABD politikasında zaman ayarlı bir “tarihsel bomba”ya benzemektedir. Bu bombanın ne zaman patlayıp ABD ile birlikte insanlığı felakete sürükleyeceğini ise  hep birlikte bekleyip ve  göreceğiz.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur