“Salgınla mücadele koruyucu ve kamusal bir sağlık politikası ile olur, bütçe salgın koşullarına göre düzenlenmeli”

Sağlık alanındaki emek ve meslek örgütleri 2021 yılı sağlık bütçesi üzerine görüşlerini yazılı bir açıklama ile açıkladı. Açıklamada salgınla mücadelenin koruyucu ve kamusal bir sağlık politikası ile olacağına ve Sağlık Bakanlığı bütçesinin önceki yıllardan farklı olarak salgın koşullarına göre düzenlenmesi gerektiğine ilişkin vurguya yer verildi

“Salgınla mücadele koruyucu ve kamusal bir sağlık politikası ile olur, bütçe salgın koşullarına göre düzenlenmeli”

Sağlık alanındaki emek ve meslek örgütleri 2021 yılı sağlık bütçesi üzerine görüşlerini yazılı bir açıklama ile açıkladı. Açıklamada salgınla mücadelenin koruyucu ve kamusal bir sağlık politikası ile olacağına ve Sağlık Bakanlığı bütçesinin önceki yıllardan farklı olarak salgın koşullarına göre düzenlenmesi gerektiğine ilişkin vurguya yer verildi.

Dolar bazında 2021 yılı merkezi yönetim bütçesinin 2020 yılına göre yüzde 17 daha az olduğuna dikkat çekilen açıklamada “Dövizdeki bu hızlı artış göz önüne alınırsa bütçe açığı çok daha fazla olacaktır” denildi.

Vergi sistemi adaletsizliği giderek arttırmaktadır”

Gelir ve kazanç vergileri içinde kurumlar vergisinin oranı 2011’de yüzde 36,4’ken, 2017’de yüzde 33,3’e inmiş, buna karşılık maaş ve ücretlerden kesilen vergilerin oranı yüzde 63,6’dan yüzde 66,7’ye çıkmıştır. Ayrıca geniş halk kesimlerinden alınan KDV, ÖTV vb. dolaylı vergilerin oranı da giderek artmaktadır” ifadelerinin yer aldığı açıklama bütçeye dair şu değerlendirme ile devam etti:

Sağlık Bakanlığı için 2021 yılı bütçesi 77 milyar 615 milyon lira olacaktır. Görünürde geçen yıla göre yaklaşık yüzde 32’lik bir artış olmasına rağmen enflasyondan arındırıldığında artış 28’in altında kalmaktadır. 2021 yılı Merkezi Yönetim Bütçesi teklifinde Sağlık Bakanlığının oranı yüzde 5,7’dir.

“Koruyucu sağlık programı için ayrılan bütçe yeterli değil” 

Koruyucu Sağlık Programı ve alt program adı altında Aile Hekimliği Hizmetleri için ayrılan bütçe hedeflerinin yeterli olmadığını ifade eden sağlık emek ve meslek örgütlerinin yazılı açıklamasında konuya ilişkin şu ifadeler yer aldı:

Koruyucu Sağlık Hizmetlerinin merkezi bütçe içindeki oranı yüzde 1,4 iken, Sağlık Bakanlığı bütçesi içindeki oranı yüzde 24,5’dur. Bu programa alt başlıklar halinde Aile Hekimliği Hizmetleri ve Koruyucu Sağlık Halk Sağlığının Korunması konulmuşken, bu programın en eksik tarafı COVID-19 pandemisi ile ilgili bir başlık oluşturulmamış olmasıdır. TÜİK tarafından 2020 yılı için öngörülen nüfusun 83 milyon 154 bin 997 kişi olduğu dikkate alınırsa, sağlık hizmetleri için kişi başına 933,38 TL düştüğü görülmektedir. Sağlık Bakanlığı bütçesinden personel gideri, SGK devlet primi gideri ve genel kamu gideri olarak planlanan 37 milyar 697 milyon 203 bin TL’lik (yüzde 48,5) kısmı çıkartıldığında, sağlık hizmeti sunumu için merkezi bütçeden yalnızca 39 milyar 697milyon 203 bin TL, koruyucu halk sağlık hizmeti sunumu için de 2 milyar 102 milyon 863 bin TL ayrılmasının planlandığı görülmektedir. Bu rakamlara göre, 2021 yılında merkezi bütçeden kişi başına sağlık hizmeti harcaması için 477,38 TL yalnızca koruyucu sağlık hizmeti için ise yalnızca 25,28 TL ayrılmasının planlandığı görülmektedir.

“Ödeneklerin neredeyse dörtte üçü tedavi edici hizmetlere ayrıldı”

Tedavi edici sağlık programının ise Sağlık Bakanlığı bütçesinin 54,6 milyar liralık kısmını (yüzde 69) oluşturduğu bilgisini paylaşan örgütler, “Yani ödeneklerin neredeyse dörtte üçü tedavi edici hizmetler adı verilen ve sağlıkta ticarileşme ve metalaşmayı da içeren hizmetlere ayrılmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.

Bu yönüyle sağlıkta ticarileşme ve metalaşmayı artıran kalemler ise şöyle sıralandı:

  1. Sağlık Bakanlığı’nın 2021 yılında şehir hastaneleri için ayırdığı tutar beklenildiği gibi, bütçenin büyük kısmını oluşturmaktadır. 2021 yılı için bu tutarı 16 milyar 392 milyon TL’ye çıkmıştır.
  2. COVID-19 dünyada pek çok gelişmiş kapitalist ülkede olduğu gibi sağlık alt yapısının ne denli zayıf olduğu gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Türkiye’de de olası salgınlar karşısında her hangi bir ön hazırlığın olmadığı bir kez daha görünür olmuş, grip aşısının dahi üretilmesi ya da satın alınması için kaynak ayrılmamıştır.
  3. İlaç üretiminde dışa bağımlı olan ve yakın zamanda borçları yüzünden ilaç bulmakta sıkıntı çekecek olan Türkiye’de sadece patentli ilaç üretimi yapılmakta, ilaç sanayinde AR-GE’nin yok denecek kadar az olmasından kaynaklı molekülden ilaç üretimi gerçekleştirilememektedir. Aynı durum influenza aşısı üretmek, Covid19 aşını bulmak ve seri üretim için de geçerlidir.  Türkiye ilaç endüstrisinin yıllık AR-GE harcamasının yaklaşık 400 milyon TL olduğu belirtilmektedir.
  4. Üniversite hastaneleri ve kamu hastaneleri tıbbi cihaz ve malzeme alacak parayı bulamamaktadır. Sağlık çalışanları ise salgın nedeniyle risk altında, uzun, düzensiz mesai yaptığı halde aylardır hak ettikleri ek ödemeyi alamamaktadır.
  5. Kamu ve üniversite hastanelerinin tıbbi cihaz üreticisi ve tedarikçisi firmalara borcunun yaklaşık 17 milyar TL’ye ulaştığı ifade edilmektedir. Bu rakam, Şehir Hastanelerine 2021 yılında ayrılan bütçe ile eşittir.
  6. Bu bütçe, COVID-19 salgınına karşı mücadele ile geçecek önümüzdeki 2 yıla dair kamusal mücadele programı içermemektedir. Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere salgınla ilişkili diğer bakanlıklar (Ekonomi, Çalışma ve Sosyal Politikalar ve Milli Eğitim gibi)  ödeneklerinin dağılımı böyle bir sorunun siyasal iktidarca yeterince görülmediğini ortaya koymaktadır.
  7. Tedavi Edici Sağlık Hizmetlerinin içinde COVID-19 pandemisine sadece bilgi sistemi altyapısı ve teknolojisinin geliştirilmesi olarak yer verilmesi, ayrı bir bütçe ayrılmaması bütçede ki en büyük eksiklik olarak değerlendirilmiştir.

 9 sağlık emek-meslek örgütünün talepleri ise şöyle:

  • Sağlık Bakanlığı bütçesi pandemi koşullarına uygun hale getirilmelidir. Tedavi edici değil, koruyucu sağlık hizmetlerinin payı artırılmalıdır.
  • Sağlık Bakanlığı bütçesi genel bütçenin en az yüzde 10’un üzerinde olmalıdır.
  • Genel bütçe gelirleri içinde gelir vergisinin payı zenginlerden ve kurumlardan olacak şekilde artırılmalıdır. Özellikle önümüzdeki yıllar için servet vergisi uygulaması düşünülmelidir. Dolaylı vergiler, temel gıda, elektrik, su, ulaşım gibi ihtiyaçlar üzerinden kaldırılmalı ya da azaltılmalı. Asgari ücret üzerinden gelir vergisi alınmamalıdır.
  • Şehir/şirket hastaneleri statüsünden vazgeçilerek kamuya bağlı devlet hastanelerine dönüştürülmeli, dolar üzerinden ödenen fahiş kiralardan vazgeçilmelidir.
  • Son yıllarda giderek azalan genel bütçe yılsonu ödeneğinin Gayri Safi Yurtiçi Gelir içindeki payı yeniden artırılmalı, yüzde 40’ın altında olmamalıdır.
  • Bütçeden personel giderleri çıkarılarak, sağlık hizmetlerine aktarılmalıdır.
    Sağlık hizmetleri harcamalarında merkezi devlet harcamalarının payı artırılmalı, SGK ve hane halkları harcamalarının payı azaltılmalı, SGK’ye genel bütçeden aktarılan pay artırılmalıdır. SGK’nın özel hastanelere yaptığı ödemeler azaltılmalıdır.SGK’nin özel hastanelerden hizmet satın alması hizmet başına (fee-for-services) ve vaka başına (casepayment) ödeme ile değil, toptan bütçeleme (globalbutgetting) ile olmalıdır. Katkı-katılım, ilave ücret gibi hiçbir ad altında halktan sağlık hizmetleri için ücret alınmamalıdır
  • Ekonomide ki krizi aşmak için çözüm olarak “acı reçete” çıkışının yerine resmi kurumlara alınan araç filolarından, kiralanan konutlardan, “itibar” denilen aşırı ve lüks tüketimden vazgeçilmelidir.

Açıklama altında imzaları bulunan sağlık emek-meslek örgütleri ise şöyle:

  • Türk Diş Hekimleri Birliği
  • Türk Tabipleri Birliği
  • Türk Eczacılar Birliği
  • Sağlık Ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası
  • Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası
  • Türk Hemşireler Derneği
  • Türk Medikal Radyoteknoloji Derneği
  • Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği
  • Tüm Radyoloji Teknisyenleri Ve Teknikerleri Derneği

Sendika.Org

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur