Jeremy Corbyn’in yenilgisinin düşündürdükleri

Yerleşik ve kurulu düzenin parçası geleneksel partilerde parti içi bürokrasinin dışarıdan kolaylıkla görülmeyen bir gücü var. Kendi kişisel çıkarları, içinde bulundukları ilişkiler ağı, var olanın sürdürülmesinden yana tavır almalarına yol açıyor ve kendilerini yerlerinden edecek radikal değişikliklere direnç gösteriyorlar. Bu direnç, içinde yer aldıkları mekanizmayı kullanarak, bütün opak araç ve yöntemleri harekete geçirerek radikal bir dönüşüm isteyenlerin etkinliğinin altını oyuyor

Jeremy Corbyn’in yenilgisinin düşündürdükleri

Jeremy Corbyn’in liderliğinde girdiği 2017 genel seçiminden en büyük kazançla çıkan parti İşçi Partisi oldu. 2015’teki bir önceki genel seçime göre oyunu %9,5 artırarak %40’a, milletvekili sayısını ise 30 arttırarak 262’ye çıkardı. 2,5 yıl sonra, 2019’un aralık ayında yapılan ve Boris Johnson önderliğindeki Muhafazakâr Parti’nin tartışmasız galibi olduğu son seçimlerde ise İşçi Partisi büyük bir yenilgiye uğradı. %7,8 kayıpla oyların %32,2’sini alırken, milletvekili sayısı da 262’den 203’e düştü.

2019 genel seçimi için hazırlanan Manifesto’nun anahtar talepleri şunlardı:

Çevre: Partinin “yeşil sanayi devrimi” önerisi, iklim değişikliği ve enerji sektöründe bir milyon iş ve 800 bin çıraklık eğitimi olanağı sağlayacak. Kamulaştırılacak enerji şirketleri ‘geçiş’ süreci içerisinde 11 milyar sterlin vergi ödeyecek. 2030’a gelindiğinde ‘emisyon indiriminin büyük kısmını gerçekleştirmek’ amaçlanacak. Çevreyi kirletmek için önlem almayan şirketler borsadan çıkarılacak.

Konut: Her yıl 100 bin yeni sosyal konut inşa edilecek. Sosyal konutlar yenilenecek, iyileştirilecek.

Sağlık: Ulusal Sağlık Servisi’nin bütçesi her yıl %4,3 artacak, özelleştirme geri döndürülecek. Reçete ücreti kaldırılacak. Yaşlılara ücretsiz bakılacak. ABD ile yapılacak ticaret müzakerelerinde Ulusal Sağlık Servisi masada olmayacak.

Eğitim: Üniversite eğitimi paralı olmaktan çıkarılacak, öğrencilerin yaşamını sürdürebilmesi için burs sağlanacak, okul öncesi yaştaki bütün çocuklara haftada 30 saat çocuk bakımı sağlanacak. Özel okullar kapatılmayacak, ancak ‘hayırseverlik statüsü’ gibi vergi ödemedeki yasal boşluklar kaldırılacak.

Refah ve İstihdam: Mevcut sosyal yardım sistemi kaldırılacak, saat ücreti en az 10 sterlin olmak üzere ‘gerçek yaşama ücreti’ getirilecek, sıfır saatli sözleşmelere son verilecek, sendikal haklar güçlendirilecek, kamu sektörü çalışanlarına hemen %5 olmak üzere ve her yıl enflasyonun üzerinde ücret artışı sağlanacak.

Kamulaştırma: Demiryolları, posta ve enerji şirketleri kamulaştırılacak, kamu şirketi aracılığıyla her eve ücretsiz olarak yüksek hızlı internet sağlanacak.

Vergiler: Temel vaatleri yerine getirmek için gerekli kamu harcamaları için yılda 83 milyar sterlin gerekmekte. Bu para büyük şirketlere ve servet sahiplerine getirilecek yeni vergilerle sağlanacak. Yıllık kazancı 80 bin sterlinden fazla olanlar ile 125.000 fazla olanlardan alınan vergiler arttırılacak, büyük şirketlerin vergisi %19’dan %26’ya çıkarılacak. Büyük enerji şirketleri kamulaştırılana kadarki geçiş süresinde 11 milyar sterlin ödeyecekler. Böylece, sözü verilen kamu harcamaları için yılda 84 milyar sterlin toplanacak.

2019’daki gayri safi milli hasılası 2,8 trilyon sterlin olan, başkenti Londra’nın sadece kişisel servetleri açısından dünyada en çok milyarderin yaşadığı şehir olduğu, 65 milyon nüfuslu dünyanın 6. büyük ekonomisinde çalışan yoksullaşmış yığınlara insanca bir yaşam sağlamak, temel hizmetleri kamulaştırmak ve Corbyn’in dediği gibi ‘geleceğe yatırım yapmak’ için gerekli 84 milyar sterlin yüzünden kıyamet koptu. Financial Times, Corbyn’in İşçi Partisi liderliğinden ayrılacağı belli olunca, 3 Nisan 2020 tarihli sayısında, “Gerçek üstü bir zamandı. Tehlike birdenbire ortaya çıktı. Alışmış olduğumuz her şeyi torpilledi. Ama rahatlayın, bitiyor. Cumartesi günü Jeremy Corbyn’in Britanya’nın İşçi Partisi’ndeki liderlik dönemi sona eriyor. Tam beş yıl oldu,” diye yazdı.

Eğer, ekonomistlerin Johnson hükümetinin COVID krizi dolayısıyla yaptığı harcamaların, 300 milyar sterlinle 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük bütçe açığına yol açacağını daha temmuz ayında söylediklerini (şu anda yaşanan 2. dalga ve açıklanan yeni yardım paketleriyle bunun daha da artacağını söyleyebiliriz) düşünürsek, İşçi Partisi’nin Manifesto’sundaki sorun maliyetinin nasıl karşılanacağı hesaplanmış 84 milyar sterlin değildi. Kapitalizmde siyasal iktidar asıl olarak mevcut sosyal ilişkileri ve bunun merkezindeki sınıf ilişkilerini korumak için vardır. Dolayısıyla asıl sorun bu 84 milyar sterlini kimin kim için istediği ve kimden toplayacağıydı. Yani sermayeye meydan okuyan karakteriydi.

Manifesto’daki en büyük altı enerji şirketini, ulusal enerji ağını, demiryollarını, suyu, posta idaresini, British Telecom’un internet ağını (British Telecom, British Gas, British Rail, posta idaresi Royal Mail zaten Thatcher zamanından beri Muhafazakârlar tarafından özelleştirilmişti) kamulaştırmak son 40 yılın en önemli neoliberal kazanımlarını ve kậrlarını kapitalistlerin elinden geri almak demekti. Buna ek olarak, Corbyn’in gölge kabinesindeki maliye bakanı McDonnell’in açıkladığı plana göre, borsadaki şirketlerin yönetim kurullarının üçte biri işçilerde olacak ve gelecek 10 yıl boyunca hisselerinin %1’ini ‘Kapsayıcı Sahiplik Fonu’na devredeceklerdi. Bu hisselerden ülke içinde elde edilecek paydan, maksimum 500 sterlin olmak üzere işçilere dağıtılacak, geri kalanı ise fonda toplanarak yeşil enerji çıraklık eğitimi programına devredilecekti. Bu vaatler en zengin hedge fonlar tarafından desteklenen, bir an evvel AB’den çıkmayı ve Britanya’yı bütün düzenlemelerden kurtulmuş olarak başta ABD olmak üzere uluslararası finans kapitale açmak isteyen Boris Johnson ve ekibini Aralık 2019’daki erken genel seçime zorladı.

İşçi Partisi’nin Aşil topuğu

Corbyn liderliğindeki İşçi Partisi’nin 2017’deki genel seçim zaferinden sonra Corbyn’in kendisi ve daha doktriner solcu olarak bilinen gölge maliye bakanı John McDonnell güçlü sağ basın tarafından acımasız bir saldırı kampanyasına maruz kaldılar. Buna, üst ve hatta orta düzey yöneticileri ülkedeki liberal elitlerin parçası olan BBC de dahil oldu. İlginç olan ise, Manifesto’daki ekonomik taleplerin halk arasındaki popülerliğinin farkında oldukları için asıl saldırılarını Corbyn’i ve ekibini yıpratan ve belki de zaten içsel zayıflıklarının olduğu başka alanlara çevirdiler. Güçlü ideolojik merkezlerden gelen bu yıpratmaya, belki bunu yeterince iyi yönetememek de eklenince yenilgisi kaçınılmaz oldu.

Bu zayıf alanların en önemlisi Brexit’ti. Röportajda da söylediği gibi İşçi Partisi’nin 2019 Genel Kurulu’nda kabul ettiği ve Parti’deki farklılık ve gerilimlerin bir uzlaşma metni olan Brexit politikası hem Corbyn hem de Parti için Aşil topuğu haline geldi. Hem lider olarak kendisinin hem de Parti’nin, özellikle Kuzey İngiltere’deki geleneksel tabanı arasında zayıflamasına yol açtı. Halbuki, başından beri AB’de kalmaktan yana bir tutum alınsaydı ve bu tavizsiz bir şekilde savunulsaydı, durum farklı olabilirdi; olmasa bile daha tutarlı bir sınav verilmiş ve tartışma kaydırılmış olurdu; kararsızlıktan dolayı bozguna uğramışlıktansa, kararlı tutum alınarak yenilmiş olunurdu. Çünkü üç yıldır sürmekte olan bu sorun, Parlamento’yu kilitlemiş, toplumu bölmüş, dostları ve akrabaları birbirine düşman etmiş, milliyetçi ve ırkçıların propaganda konusu haline gelmişti.

Geleneksel sanayilerin yok olduğu, nesiller boyunca müzik gruplarından, okuma gruplarına kadar sendikaların etkin bir varlığının olduğu yerlerde yaşayan insanlar, sermayenin küreselleşme dolayısıyla ucuz işgücü bulduğu yerlerde üretimi tercih etmesi nedeniyle hem sosyal hem ekonomik kayıplara uğradılar. Ne yazıktır ki, bunun nedenlerini onlara anlatacak, günbegün aralarında olan bir parti olmadığı için hem siyasal sisteme karşı yabancılaşmışlıkları arttı hem de AB’den ayrılmak yanlısı parti ve grupların ırkçı, göçmen karşıtı güçlü ideolojik egemenliğine teslim oldular. Yok olmuş işlerinin, sosyal hayatlarının ve tenhalaşmış, kısmen virane olmuş kasaba merkezlerinin nedeni olarak AB’yi ve göçmenleri görmeye başladılar. Ne yazık ki, Muhafazakârlara oy vererek geleceklerini daha da karanlık hale getirdiler. O bölgeden gelen milletvekilleri de bu hissiyata, tutmaya başlayan bu görüşe teslim olarak ve Parlamento grubunda inatla AB’den ayrılma politikasını savunmaya devam ettiler.

Parlamento grubunda bir yandan ekonomik talepleri canı gönülden savunmayan AB’de kalma yanlısı sol liberaller ve kendisini destekleyenler içindeki kalma yanlıları ile ayrılma yanlıları arasında kalan Corbyn ve ekibi bir uzlaşma metninde anlaştılar. Ama bu aynı zamanda neredeyse kangren olmuş, bir türlü bitmek bilmeyen sorunu daha da uzatmak anlamına geliyordu. Johnson’un mesajı ise basitti: “Brexit’i halledeceğim.”

Corbyn sadece parlamento grubundan değil, Parti bürokrasisinden de büyük bir direnç ve hatta düşmanlığa maruz kaldı. Aynı durumu Sendika.Org’da yayımlanan “Bernie Sanders’in Beş Yıllık Savaşı” başlıklı yazı dizisinde de gördük. Yerleşik ve kurulu düzenin parçası geleneksel partilerde parti içi bürokrasinin dışarıdan kolaylıkla görülmeyen bir gücü var. Kendi kişisel çıkarları, içinde bulundukları ilişkiler ağı, var olanın sürdürülmesinden yana tavır almalarına yol açıyor ve kendilerini yerlerinden edecek radikal değişikliklere direnç gösteriyorlar. Bu direnç, içinde yer aldıkları mekanizmayı kullanarak, bütün opak araç ve yöntemleri harekete geçirerek radikal bir dönüşüm isteyenlerin etkinliğinin altını oyuyor, ekip çalışmasını ve bu çalışmadan en iyi sonucu almayı engelliyor, huzursuzluğu artırıyor. Bugün yapılan tartışmalardan biri, Corbyn’in zayıf noktalarından birinin belki de hem Parlamento’daki sağcı muarızlarına hem de parti bürokrasisine karşı daha acımasız olamadığı üzerine. Bakalım bundan sonra ortaya çıkabilecek bir sol başkaldırma bunu becerebilecek mi?

Halkın refahı için gerekli talepleri sunmanın yanında, demek ki, bir siyasal partinin aklında tutması gereken belki de en önemli şey karşı ideolojik mücadeleyi nasıl yürüteceği/kazanacağı hakkında fikir ve olanak sahibi olmak, Corbyn’in de dediği gibi halk arasında, sadece seçimden seçime değil sürekli çalışıyor olmak.


Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur