Politik yandaşlıkla örülen işçi düşmanlığı

Can Ataklı’nın Çankaya Belediyesindeki grev kararı hakkında ‘salon sendikacılığı’ ithamıyla biten tepkisini izledik. Politik düsturu bir yana grev kararı alan bir sendikaya salon sendikacısı ithamında bulunmasına hayret ettik

Politik yandaşlıkla örülen işçi düşmanlığı

Sınıf düşmanlığı, bilinçli bir saldırgan silsileden angaje olunmuş politik akımın sarkacında sallanmaya doğru dönüşüm içindedir.

Tarihi gerçekleştiren ve dönüştüren sınıf kavgasının yönüdür. Bilinen tarih boyunca, kayıt altına alınsın ya da alınmasın; yaşamını kan ve terle kazanan parya, köle ve işçiler sayesinde dönüştü makûs talihler.

Köleliğin ortadan kalkması ya da cinsiyet eşitsizliğinin törpülenmesi, egemen sınıf siyasetçilerinin ihsanı değildir. Her biri kan ve kavgayla donanmış, kendi zamanı için ‘radikal’ fikirlerden yol alan cesur insanların iradesiyle kotarıldı.

Kadınlara oy ve seçilme hakkı ve sekiz saatlik çalışma düzeni için dönemin politik aktivistleri egemen siyasi akımlara eklemlenmedi.

Politik körlük, işçi düşmanlığı

Can Ataklı’nın Çankaya Belediyesindeki grev kararı hakkında ‘salon sendikacılığı’ ithamıyla biten tepkisini izledik. Politik düsturu bir yana grev kararı alan bir sendikaya salon sendikacısı ithamında bulunmasına hayret ettik.

Ataklı’nın zihninde, CHP’nin demokrat temayüllere sahip olduğu, işçi dostu olduğu hüsnü kabulü yerleşmiş olabilir. Bu yüzden de, idraksiz bir cüreti dillendirdi. Sıkıyor mu, diye sordu. AKP’li belediyelerde grev yapmaya sıkıyor mu?

El cevap: İşçinin emeğinin karşılığını alması söz konusu olduğunda, masada karşında oturanın hangi partiden olduğunu önemsemezsin.

Biz belediye işçileri, salgın şartlarında çöpleri almaya, sokakları ve parkları temiz tutmaya devam ettik. Binaları ilaçladık, gerektiğinde toplu taşıma araçlarını, taksileri dezenfekte ettik.

Tüm Türkiye’de belediye işçileri salgından öncekinden daha fazla iş yükü sırtladı. Kronik hasta olanlar dışında, herhangi bir şikâyet mevzubahis olmadı. Herkes işini aynı disiplinle yapmaya devam etti. Sağlık emekçisi arkadaşlarımız kadar olmasa da bizler de ciddi fedakârlıklar yaptık; kayıplar verdik.

Egemen politik güçlerden birine angaje olup onların ihsanına mahzar olmak için sıraya girmek muradımız olamaz. Sınıf mücadelesi her şeyin üzerindedir. Gerçek kavga, ezilen sınıfla egemenler arasındadır.

Ataklı’nın politik duruşu; AKP’li belediyelerde olduğu türden bir biat ve eklemlenmenin CHP’li belediyelerde de olması yönünde bir beklenti içinde olduğunu işaret ediyor. Bu bizim hasletimiz olamaz.

İdrak için yaşam denklemleri

Sayın Ataklı için ‘modası geçmiş’ birtakım ‘solcu zırvalardan’ oluşan belagat vermenin bir faydası olacağını sanmam. Cüretimi bağışlasın… Can Ataklı’yı orta sınıfa mensup birisi olarak kabul ederek bir misal vermek isterim. Yanlış çıkarımlar da yapıyor olabilirim. Kişisel algılanmamasını rica ediyorum.

Genel enflasyon hesaplanırken yapılan oyunları görüyoruz. O yüzden en temel ihtiyaçlara yönelik bir yöntem geliştirelim. Başka türlü bir teklifim var:

Türkiye’nin ucuzluğuyla bilinen bir perakende zincirine girelim, sıvıyağdan deterjana en temel ihtiyaçlardan oluşan bir sepet yapalım. Güncel fiyatları topladıktan sonra aynı sepetin 6 ay, 1 yıl ve 2 yıl önceki liste fiyatlarına bakalım. Elektrik, su ve gaz fiyatlarını da dâhil ettiğimiz bir hesap yapalım. Temel ihtiyaçlar için gerçekleşen enflasyonu kabaca böyle hesaplarız. Son bir yıl için yüzde 35 ile yüzde 42 arası bir rakam çıkıyor. Küsuratı bizden olsun. Yüzde otuz. Yüzde otuz, aynı makarna, aynı sıvıyağ ve aynı unu almak için ihtiyacımız olan zam.

Sayın Ataklı’nın tüketim alışkanlıkları bir işçininkinden farklıdır. Kişisel geliri de (yanlış anlaşılmasın, daha çok kazanmasını temenni ederim) hatırı sayılır seviyededir. Ataklı’nın ne kadar kazandığıyla ilgilenmiyorum. Esas mesele şu: yukarıda yazılan temel ihtiyaçlar için gerekli meblağ Ataklı’nın gelirinin çok az bir kısmıyla karşılanabilir. Oysa ortalama bir işçi için öyle değil. Kazandığımız parayla anca karınlarımızı doyurup fatura öderken artık aç kalıyoruz.

Ataklı’dan sınıfsal temelli bir bakış beklemiyoruz. Aynı yaşam pratiklerine sahip değiliz; ekonomik önceliklerimiz ya da kültürel ve sosyal duyarlılığımız aynı değildir. Olamaz da.

Üyesi olduğum sendikanın kurumsal kimliği adına konuşamam, ama şunu söylerim, sendika benim, sendika işçidir. İşçi yaşadığı yokluğu ve yoksunluğu iyi bilir. Ataklı sendikasına saldırınca, çocuğun karnını güçlükle doyuran ve bunun için taleplerde bulunan işçiye saldırıyor. Sıkıyor zahir!

* E. Ali Aydın: Çankaya Belediyesi İşçisi

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur