Korona krizinde Hindistan ve yıllardır süregelen “sürü bağışıklığı” politikası

Yollara dökülen yüzbinlerce insan için korona ölümcül hastalıklardan sadece bir tanesi. Kötü yaşam koşullarında hiçbir hastalıktan korunma şansı olmayan bu insanlar bağışıklık sistemlerinin çökmesi ile başka hastalıklarla yıllardır mücadele ediyordu. Ölüm peşlerini hiç bırakmadı

Korona krizinde Hindistan ve yıllardır süregelen “sürü bağışıklığı” politikası

Dünyanın sayılı nükleer güçlerinden biri olan, uzaya kendi imkânları ile uydu gönderebilen, kendi otomobilini ve savaş uçağını üreten, IT teknolojisinde yurt dışına ucuz işgücü ihraç eden, tekstil sanayinde Avrupa’nın tedarikçilerinden biri olan, Avrupa’nın ilaç ihtiyacını da büyük oranda karşılayan bir ülke olarak Hindistan sadece her sene muson yağmurlarının getirdiği sellerle değil aynı zamanda ciddi sağlık sorunları ile de boğuşuyor.

Son yıllarda büyük toplumsal ayaklanmalara sahne olan, 1,353 milyar insanın yaşadığı ülkede gerek sağlık konusunda gerekse güvenceli iş konusunda büyük toplumsal çalkantılar yaşanıyordu. Bütün bu çalkantılara bir de korona krizi eklenince rezalet son noktasına ulaştı.

Hindistan halkları da korona bahanesi ile özgürlüklerin kısıtlanmasından nasibini aldı, toplumsal protestolar yasaklandı. Sosyal mesafe adı altında insanların birbirleri ile dayanışması engellendi.

Yoksulların yaşam ve iş koşullarının hastalıkların yayılması için uygun olduğu yıllardır bilinen bir şey. Milyonlarca insanın ölümüne sebep olan tedavisi mümkün hastalıkların önüne geçilememesi ya da geçilmek istenmemesi yıllardır toplumsal dinamikleri zorluyor. Binlerce insanın organlarını satarak ya da Avrupa’da yasak olan, yeni üretilen ilaçların testlerine kobay olarak, yan tesirlerini bile bile çaresizlikten katılarak yaşamlarını sürdürme çabaları acizliğin boyutunu ortaya koyuyor.

Yüz binler yollara düştü

24 Mart 2020’de Narendra Modi’nin birdenbire sokağa çıkma yasağı koyması Hindistan’da çalışanların yüzde 90’ını oluşturan, günlük işlerde çalışan, herhangi bir iş güvencesi olmayan mevsimlik işçilerin perişan olmasına sebep oldu. Metropollerde sokakta yaşayan yüz binlerce insan polis tarafından zaten dolu olan konaklama tesislerine tıkıldılar. Ne yeterli sıhhi tesisat ne temiz su ne de yeterince yiyecek olanakları olan bu tesisler dolunca da arta kalan insanlar trenlere doldurularak şehirleri terk etmeye zorlandılar, köylerine gitmek isteyen ama tren ücretini ödeyemeyen yüz binler ise yaya olarak yollara döküldüler. Yaya olarak…

Sokağa çıkma yasağından dolayı özel kuruluşlarının da yardım edemediği bu insanların 400-500 kilometrelik mesafeyi herhangi bir koruma olmadan 40 dereceye varan sıcaklarda kat etmesi aylar sürecekti. Yola dökülen 2-3 küçük çocuklu aileleri, yaşlı insanları açlık, susuzluk ve ölüm bekliyordu. Rakamları tam olarak belli olmasa da tahminlere göre ilk ay içerisinde on binlercesi asfalt yollarda ya da tren raylarında yorgunluktan yığılıp kalırken, yüzlercesi kamyonlar ya da trenler tarafından ezilerek can verdi.

İçinden geçmek zorunda oldukları köylerde köylülerin kurduğu barikatlarla girişleri engellenen insanlar köylerin çevresinden geçerek yolculuklarına devam ettiler. Bu ise rotalarının daha da uzamasına sebep oluyor, su ve yiyecek bulmalarını zorlaştırıyordu. Bazı köylerde ise zaten kendilerinin yiyeceği kıt olan fakir köylülerin yardımları çok sınırlı olsa da bazılarının özellikle çocuklu ailelerin sorunlarını biraz da olsa azaltmış oldu.

Ölüm peşlerini hiç bırakmadı

Yollara dökülen yüzbinlerce insan için korona ölümcül hastalıklardan sadece bir tanesi. Kötü yaşam koşullarında hiçbir hastalıktan korunma şansı olmayan bu insanlar bağışıklık sistemlerinin çökmesi ile başka hastalıklarla yıllardır mücadele ediyordu. Ölüm peşlerini hiç bırakmadı.

Aralık 2019’da Lancet Global Health’te yayımlanan bir araştırmaya göre Hindistan’da her gün 4 bin 500 kişi çeşitli hastalıklardan vefat ediyor. Günlük olarak 1421 kişi kirli su kaynaklı ishalden, 1026 kişi çalışma koşullarıyla yakın ilişkisi olan veremden, 938 kişi solunum yolu hastalıklarından, 928 kişi sebebi belli olmayan yüksek ateşten ve 508 kişi sıtmadan yaşamını yitiriyor. Senelik toplam sayı bu verilere göre 1 milyon 642 bin 500 kişi. Korona sayıları bu sayıların yanında tabii ki çok cüzi görünüyor. 7 Ağustos itibariyle resmî toplam vaka sayısı 2 milyon 30 bin 1 kişi, tedavi sonucu iyileşenlerin sayısı 1 milyon 378 bin 642, yaşamını yitirenlerin sayısı ise 42 bin 673. Günden güne artan bu sayıların gerçek sayıların çok altında olduğu söyleniyor.

Tedavisi mümkün hastalıklar konusunda Hindistan hükümeti yıllardır başarısızlıkla rekordan rekora koşuyor. Ayrıca artan hava kirliliğinden her sene 1,2 milyon kişi hayatını kaybediyor. Bazı tahminler bu sayının iki katına ulaşıyor. Başka bir araştırmada hava kirliliği nedeniyle, Hindistanlı çocuklarda Avrupalı çocuklarla karşılaştırıldığında daha az büyüme gözlemleniyor.

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi bir de kimyasal artıkların nehirlere dökülmesi ile zehirlenen ve aylar, yıllar sonra hastalanıp ölenlerin istatistiklere girmediği de bilinen bir şey. Doğa koruma yasaları gevşetilirken büyük kamu petrol şirketi Oil India Limited insanların yoğun yaşadığı bölgelerde de petrol ve gaz arama çalışmalarını sürdürüyor, binlerce insanın sızan gazlardan ölmesine rağmen. Petrolüm kirlettiği tarlalarını süremeyen binlercesi ya hastalıktan ya da hayatlarına kendi elleriyle son vererek ölüyor. Arkalarında bıraktıkları çocukları ve eşleri tek kurtuluşu büyük şehirlere göç etmekte görüyor. Böylece şehirlerde ucuzdan daha ucuz bir işçi sınıfı oluşuyor. Günde 8 saatlik çalışma yasası kaldırılıyor ve 12 saatlik çalışmanın önü açılıyor. Sadece iktidar partisi değil, birçok muhalefet partisi de korona krizi bahanesiyle iktidara iştirak ediyor. Bu arada yandaş basının oynadığı rolü de unutmamak gerek. Hepsi aynı ağızdan aynı türküyü söylüyor. (Burası bana Almanya’daki durumu hatırlatıyor, not düşmeden edemedim.)

Umut veren gelişmeler de var

En iyi önlem alan ise komünistlerin iktidarda olduğu Hindistan’ın güneybatısındaki Kerala Eyaleti. Kerala, Eyaletlerin Yeniden Yapılandırılması Yasası’nın yürürlüğe girmesinden sonra Malayalamca konuşulan bölgelerin birleştirilmesiyle 1 Kasım 1956’da kurulmuştu. 25 Mayıs 2016’dan beri Hindistan’da sosyalist politikalarla yönetilen eyaletlerden biri. 33,4 milyon kişinin yaşadığı eyalet merkez hükümetin yetersiz sağlık sigortasına karşın kendi sağlık sigortasını devreye soktu. Yukarıda anlattığım birçok hastalığa ve koronaya karşı alınan tedbirlerle birçok batı ülkesi ile yarışır duruma geldi.

Sağlık sigortası sorununda 2018’den beri Modi’nin merkezi yönetimi, eyaletlere kendi sigorta sistemini dayatıyordu. Mayıs 2014’ten beri ülkeyi yöneten hükümetin başbakanı “Hindu milliyetçi” Narendra Damodardaş Modi, sağlık sektöründe de kapıları yandaş şirketlere açıyordu. Ülkenin en büyük şirketi “Reliance” tekeli bu konuda hiçbir tecrübesi olmamasına rağmen ulusal sağlık sigortası işini de üstlendi. Ranta dayalı bu sistemin dar gelirliler için getiriden çok götürüye sebep olacağı ortadaydı. Örneğin şu an 4,1 milyonun sigortalı olduğu Kerala eyaletinde yeni sağlık sistemi ile bu sayı 1,85 milyona düşecekti. Sosyalist eyaletlerde sadece sağlık konusunda değil işsizlik, açlık konusunda da Hindistan’ın diğer bölgeleriyle ciddi farklılıklar var. Okuma yazma oranı yüzde 93,9 ile Hindistan ortalamasının (yüzde 74) çok üstünde. Kadınlarda okuma oranı ise ülke ortalamasının hemen hemen iki katı.

Sonuçta Hindistan’da yaşanan rezaletin esas sorumluluğu neoliberal kapitalist sistemde yatıyor. Tarım alanlarının zehirli ilaçlarla tahrip edilmesi, çiftçilerin gübre bağımlılığı yüzünden üretimin azalması, büyük şehirlere ucuz işgücü göçü, sorunların sürekli atmasına sebep oluyor. İşyeri bağlantılı ölümlere, hastalık sonucu ölümlere, besinsizlikten kaynaklanan ölümler normalmiş gibi karşılanıyor. Tedbir almak yerine her alanda en alttakilerin boğazına çökülüyor. Hani bizde bir söz var ya, umut fakirin ekmeği…

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur