Demokratik Suriye Güçleri’nin ABD’li enerji şirketiyle petrol anlaşması

Ankara’nın bütün itirazlarına rağmen ABD’li şirketin bu anlaşmayı imzalaması, önümüzdeki süreçte bazı politik değişiklikleri gündeme gelecektir. AKP iktidarı hem Şam yönetimine hem de Rojava’da oluşan yeni sisteme karşı çıkıyor. İkisinin de tasfiyesini istese de bunun pek mümkün olmadığını görmeye başladı. ABD’nin baskısı, telkini ya da yönlendirmesiyle Ankara’nın Kamışlı yönetimiyle ilişki kurmaya yönelmesi sürpriz olmaz

Demokratik Suriye Güçleri’nin ABD’li enerji şirketiyle petrol anlaşması

ABD’nin Ortadoğu politikası son birkaç yıldır Suriye’de belirlediği strateji üzerinden şekilleniyor. Suriye’deki politik gelişmelerin ortaya çıkartacağı sonuçlar, ABD’nin Ortadoğu’da belirlediği bölgesel stratejisini uygulamada önemli bir veri olacaktır. Çünkü sorun sadece Kürtlerin kontrol edebileceği ‘küçük’ bir alanda özerk bir yönetimin oluşturulması değildir. ABD’nin hem Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’yle hem de Kuzey ve Doğu Suriye (Rojava) Özerk Yönetimi’yle kurduğu ilişki esasen Kürtleri sevmesinden ve korumak istemesinden kaynaklanmıyor. Esasen Büyük Ortadoğu Stratejisinin uygulanmasının önemli bir alanını oluşturduğu için Kürtlerin bölgedeki politik pozisyonun güçlü olmasını istiyor. Bu sadece ABD için geçerli değil. Fransa, İngiltere, Almanya dahil olmak üzere bölgede güç olmak isteyen bütün devletlerin Kürtler üzerinde geliştirmek istedikleri bir planları var.

Suriye’nin geleceğini enerji yatakları belirleyecek

Bugünkü sınırlı araştırmalara göre Suriye petrolü dünyanın toplam petrol rezervinin %0,23’ü civarında. Ancak gerçek miktarın bunun üstünde olduğu belirtiliyor. Suriye topraklarının yaklaşık %30’u, ancak petrol ve doğalgaz rezervlerinin yaklaşık %80’i Demokratik Suriye Güçleri (QSD) tarafından kontrol ediliyor. Öyle ki savaş öncesi dönemde Şam, petrol gelirinin %90’ını, doğalgaz gelirinin ise yaklaşık %55’ini bu bölgelerden sağlıyordu. Bugün ve gelecekte kim bu bölgeleri kontrol ederse doğal olarak Suriye’nin politik geleceğini belirlemede önemli bir avantaj sağlayacaktır.

2011’den önce yani Suriye bölgesel çatışma alanı haline gelmeden önce günlük petrol üretimi 400 bin varil civarında olup OPEC üyesi olmaya hazırlanıyordu. Aynı şekilde Şam’ın yıllık gelirinin yaklaşık %30’u petrolden sağlanıyordu. Rojava’da bulunan kuyuların günlük kapasitesi yaklaşık 150 bin, Haseke bölgesinde sahalarda günlük 117 bin, Rimelan bölgesinde yaklaşık 90 bin, Şedade, Cebsa ve Hol’da ise günlük 30 bin varil petrol üretim kapasitesi bulunuyor. Ayrıca Ömer, El Temek ve Koniko dahil olmak üzere QSD’nin kontrolündeki Kamışlı, Rakka ve Deyrizor bölgelerinde günlük yaklaşık 400 bin varil petrol üretim kapasitesi bulunuyor. Bugünkü koşullar içerisinde QSD kontrol ettiği alanlardaki petrol kuyularının tamamı çalıştırdığında günlük üretimin 20 milyon doların üzerinde olacağı belirtiliyor.

ABD’nin en önemli planı: Enerji yataklarını kontrol etmek

ABD’nin, Suriye’de uyguladığı askeri ve politik planın merkezinde enerji yataklarının bulunduğu bölgelerin kontrolü bulunuyor. Deyrizor, Rakka dahil Fırat’ın doğusunun bütünlüklü olarak kontrolünde IŞİD’in askeri tasfiyesi bir gerekçe olmakla birlikte bir neden de enerji yataklarının önemli bir kesiminin bu bölgede olmasıdır. Trump’ın tutarsız açıklamalarına rağmen Pentagon, Suriye’de Kürtlerin bulunduğu alanın stratejik konumunu güçlendirmek için enerji yataklarının bulunduğu alanın çok önemli bir kısmını askeri olarak denetim altına aldı.

Suriye’de enerji bölgesini kontrol eden, aynı zamanda Suriye’nin geleceğinde çok ciddi oranda söz sahibi olacaktır. Suriye’de ‘Sezar Yasaları’ olarak bilinen ambargo süreci başladı. Ambargonun ikinci aşamasına geçildi ve Suriye’deki petrol yatakların mevcut teknolojisinin yenilenerek işletilmesi için QSD ile Amerikan Delta Crescent Energy petrol şirketi arasında bir anlaşma imzalandı. Böylelikle Kuzey-Doğu Suriye’nin ekonomik ambargodan etkilenmesi riski ortadan kaldırılmış oldu.

ABD’de Cumhuriyetçiler içerisinde özellikle dış politikada söz sahibi olan Senatör Lindsey Graham, Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun da katıldığı Kongre toplantısında, QSD Genel Komutanı olarak bilinen Mazlum Kobani ile görüştüğünü ve Kuzey-Doğu Suriye bölgesindeki petrolün üretimi için “ABD’li bir şirketle petrolün işletilmesi konusunda bir anlaşma imzaladıklarını” belirtti.

Pompeo da Kongre’de yapmış olduğu açıklamada, “Anlaşma beklenenden daha fazla zaman aldı. Biz, şu an anlaşmayı uygulama aşamasındayız.” Delta Crescent Energy LLC’nin Suriye’de QSD’nin kontrol ettiği bölgelerde resmi olarak çalışmalara başlayabilmesi için ABD Hazine Bakanlığı’na bağlı Dış Varlıklar Kontrol Ofisi’nin (OFAC) de lisans izni verdiği belirtiliyor.

Amerikan şirketiyle QSD arasında yeni rafinerilerin kurulması için yapılan anlaşmanın ardından IŞİD’le Mücadele Uluslararası Koalisyon Sözcüsü Myles Caggins’inin “IŞİD’i ortadan kaldırmak için Haseke ve Deyrezor’da Demokratik Suriye Güçleri ile birlikte çalıştıklarını” belirtmiş olması da özellikle Şam ve Ankara’daki iktidar güçlerine verilen bir mesaj olarak değerlendirildi.

Şam’ın itirazı etkisiz

Suriye Dışişleri Bakanlığı sözcüsü bir açıklama yaparak, “[Anlaşmayı] batıl ve geçersiz saydıklarını, yasal hiçbir dayanağının olmadığını” belirtti. Kürtleri tehdit eden sözcü, “Amerikan işgalinin elinde ucuz bir kukla olmayı kabul eden bu işbirlikçi milislerin rolü ve modelini temsil eden bu gibi sinsi ve aşağılık eylemlerinden dolayı uyarıyoruz. Bu kiralık milislerin Amerikan işgalinin eninde sonunda zevale ereceği idrakinde olması gerekiyor. Kendilerinin de Suriye devleti tarafından tıpkı diğer terörist örgütler gibi hezimete uğrayacağını unutmamalılar” değerlendirmesinde bulundu.

Şam yönetimi tarafından anlaşmanın kabul edilmemesinin pratik bir değeri bulunmuyor. Birincisi, rejimin söz konusu bölgelerde ciddi bir askeri ve politik etkisi bulunmuyor. İkincisi rejim bugüne kadar bu bölgelerdeki ham petrolü QSD yönetiminden satın alıyordu. Petrol sahaları yenilenip petrol üretim kapasitesinin artırılmasıyla uzun vadede çıkan petrolün en büyük müşterisi yine Esad yönetimi olacaktır. Üçüncüsü belki de en önemlisi, Şam’a karşı uygulanan ‘Sezar Yasaları’ ambargosuyla Esad iktidarı çok büyük ekonomik ve toplumsal sorunlarla karşı karşıya kalacaktır. Buna karşılık petrol üretim kapasitesini arttıran ve elde edilen geliri de altyapının çok yönlü olarak güçlendirilmesine ayıracak olan QSD yönetiminin etki alanı çok daha fazla artacaktır. Belki de en önemlisi önümüzdeki bir yıl içerisinde Suriye’de Şam-Kamışlı arasında başlama olasılığı oldukça yüksek olan anayasa ve Kürtlerin statünü belirleme müzakerelerinde, QSD, elinde tuttuğu enerji yataklarıyla önemli bir üstünlük sağlayacaktır. Çünkü sorun sadece politik-toplumsal statü olmayıp aynı zamanda ülkenin zenginliklerinin paylaşılması da masadaki en önemli gündem maddelerinden biri olacaktır. Bu nedenle Fırat’ın doğusunu elinde tutan QSD, Şam üzerinde önemli bir baskı oluşturacaktır.

Türk Dışişleri: Bu adımı esefle karşılıyoruz!

ABD Dışişleri ve Hazine Bakanlığı’nın onayıyla ABD’li ‘Delta Crescent Energy LLC’ şirketinin QSD ile petrol anlaşması imzalaması, Türkiye Dışişleri Bakanlığı tarafından tepkiyle karşılandı. Yapılan açıklamada “Suriye’nin toprak bütünlüğüne, birliğine ve egemenliğine kasteden ve terörizmin finansmanı kapsamına giren bu adıma destek vermesini esefle karşılıyoruz. Hiçbir meşru saikle gerekçelendirilemeyecek olan bu tasarruf asla kabul edilemez” denildi. Dışişleri Bakanlığı’nın yapmış olduğu bu açıklamanın ABD tarafından ciddiye alınmayacağı açıktır. Öncelikli olarak ABD, Türkiye’nin bütün itirazlarına ve uyarılarına rağmen başından beri YPG merkezli QSD ile ittifak kurmak ve askeri olarak ortak hareket etmek için almış olduğu karara devam ediyor. ABD’nin bu kararı kişilere göre değil, bölgesel çıkarlar ve stratejilere göre oluşturuldu. Açık olan şu: ABD, Suriye denkleminde Ankara’yı hesaba katan bir strateji oluşturmadı, oluşturmayacak.

Yapılan açıklamada “Suriye’nin toprak bütünlüğüne, birliğine ve egemenliğine kasteden…” şeklindeki itiraz, Ankara’nın bugüne kadar uyguladığı kendi politikasıyla çelişiyor. Bugün Suriye’nin Afrin, El Bab ve Serekaniye bölgeleri TSK birliklerinin denetiminde bulunuyor ve bu durum zaten “Suriye’nin toprak bütünlüğünün ihlali” olarak değerlendiriliyor. Burada akla gelen soru şu: Ankara, bugüne kadar izlediği ve bütünüyle başarısız olan Suriye politikasını terk mi ediyor? Doğrudan Rusya’nın belirlediği plana mı dahil oluyor? Ya da Ankara, askeri olarak desteklediği İslamcı örgütlerle olan bağlarını kesip, Kürtlerin gelişmesine karşı Esad ile anlaşmaya mı gidecek? Bütün bu sorular, yanıtlarını bekliyor.

ABD’li şirket ile QSD arasında yapılan anlaşma geçmişten beri dile getirdiğimiz Türkiye’nin Suriye politikasının iflasıdır. Washington, Suriye’nin geleceğini belirlemede QSD ile birlikte hareket edeceğini, yapılan anlaşmayla QSD’nin Suriye’deki askeri, politik ve diplomatik gücünü arttıracağını çok net olarak gösterdi. Böylelikle ABD, NATO müttefiki Türkiye’nin Suriye’deki politik denklemin dışında kalacağını, Suriye’nin geleceğinde Ankara’nın değil, Kamışlı’nın olacağını ifade etmiş oldu. Türkiye sadece protesto içerikli açıklamaların dışında süreci askeri, politik ve diplomatik olarak etkileyebilecek somut bir adım atamayacaktır.

Demokratik Suriye Güçleri için anlaşmanın stratejik önemi

Demokratik Suriye Güçleri’nin (QSD) ‘Delta Crescent Energy LLC’ ile yapmış olduğu petrol anlaşması; Kürtlerin liderliğindeki QSD için önemli bir ekonomik avantajdan çok daha ciddi sonuçlar doğuracaktır.

Birincisi, küresel şirketler hiçbir yerde kendi başlarına bir anlaşma yapmazlar hatta yapamazlar. Bölgesel ilişkiler, dengeler ve küresel etki sahibi devletlerin pozisyonu son derece belirleyici olur. ABD Dışişleri ve Hazine Bakanlığının onayı ile bu anlaşmanın yapılmış olması küresel şirketlerin Rojava merkezli Kuzey Doğu Suriye’ye yönelik ilgilerini artıracaktır.

İkincisi, QSD ile yapılan anlaşmanın ABD yönetimi tarafından da onaylanması QSD’nin uluslararası meşruiyetinin tescil edilmesidir. Kürtler arasında ‘ulusal’ ittifakın kurulmasına paralel olarak önümüzdeki süreçte QSD’nin Cenevre dahil olmak üzere uluslararası görüşmelerde temsil edilmesi artık çok daha fazla gündemde olacaktır.

Üçüncüsü, NATO, Ankara-Kamışlı denkleminde ibreyi Rojava bölgesine doğru kaydırdı. Böylelikle Ankara’nın, ‘Brüksel’in QSD’yi terörist görmesi’ için NATO’nun ‘Polonya ve İskandinavya stratejik planlarını’ bloke etme kozuyla uyguladığı planların hiçbir işe yaramadığı görüldü.

Dördüncüsü, Washington’un bilgisi ve onayı dahilinde Mazlum Kobani ile görüşülerek petrol anlaşmasının yapılması, Türkiye için terörist olan Kobani’ye yönelik herhangi bir saldırıya karşı alacakları tutum hakkında bir fikir veriyor.

Beşincisi, QSD, Washington-Moskova dengesini korumaya çalışıyordu ancak bu anlaşma ile politik ve diplomatik ilişkinin merkezinde Washington olacağı, Suriye’deki her stratejik hamleyi ABD güçleriyle birlikte atacağı anlaşılıyor. Rusya ile diplomatik ilişkiler devam etse de QSD’nin bölgedeki kalıcı ittifak gücü olarak Pentagon’u belirlediği anlaşılıyor.

Altıncısı, Kamışlı-Şam arasındaki görüşmelerin başlaması kaçınılmazdır. Rusya ve ABD tarafından teşvik edilen ve desteklenme olasılığı yüksek olan görüşmelerde QSD’nin stratejik enerji yataklarını kontrol etmesi ve bunların verimlilik düzeyini arttırmak için küresel şirketlerle anlaşmalar yapması, Kürtlerin masadaki gücünü oldukça arttıracaktır.

Yedincisi, Ankara’nın bütün itirazlarına rağmen ABD’li şirketin bu anlaşmayı imzalaması, önümüzdeki süreçte bazı politik değişiklikleri gündeme getirecektir. AKP iktidarı hem Şam rejimine hem de Rojava’da oluşan ‘yeni’ rejime/sisteme karşı çıkıyor. İkisinin de tasfiyesini istese de bunun pek mümkün olmadığını da görmeye başladı. ABD’nin baskısı, telkini ya da yönlendirmesiyle Ankara’nın yeniden Kamışlı yönetimiyle ilişki kurmaya yönelmesi sürpriz olmaz. Türkiye enerji koridoru olmayı korumak istiyorsa QSD yönetimiyle diplomatik/politik ilişkiye girmek zorunda kalacaktır.

Sonuç

Delta Crescent Energy LLC ile QSD arasındaki ‘ticari’ anlaşmanın Suriye’deki politik ve diplomatik yansımaları oldukça farklı olacaktır. Kürtler bu sürecin önemli aktörleri olarak çok daha fazla ön plana çıkacaklardır.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur