Cumartesi Anneleri’nden 805. haftada Dünya Kayıplar Günü mesajı: “Kayıplarımız için adalet istiyoruz”

Cumartesi Anneleri, koronavirüs salgını nedeniyle 805. hafta açıklamasını da sosyal medya hesapları üzerinden gerçekleştirdikleri canlı yayınla yaptı. 30 Ağustos Dünya Kayıplar Günü vesilesiyle devleti yönetenlere seslenen Cumartesi Anneleri, “Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere devleti yönetenlere, kayıp yakınlarına yaşatılan hukuksuzluk ve işkenceye son verme çağrısında bulunuyoruz” dedi

805 haftadır fail meçhul cinayete uğrayan yakınlarının faillerini ve kaybedilenlerin akıbetini soran Cumartesi Anneleri, koronavirüs (COVID-19) salgını nedeniyle bu haftaki açıklamayı da sosyal medya hesapları üzerinden gerçekleştirdi.

Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanı’nın yasaklanması nedeniyle eylemlerini 82 haftadır İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde gerçekleştiriyordu. Koronavirüs salgınına rağmen eylemlerini sürdüren Cumartesi Anneleri, son 24 haftadır sosyal medya hesapları üzerinden yaptıkları canlı yayınlarla adalet taleplerine devam etti.

Bu haftaki açıklamada kayıp yakınları, 30 Ağustos Dünya Kayıplar Günü vesileyle adalet çağrılarını yineledi.

Tosun: “Devlet yüzleşmek zorunda”

Bu hafta ilk olarak 19 Ekim 1995’te gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un kızı Jiyan Tosun söz aldı.

Yıllardır dile getirdikleri talepleri 30 Ağustos Dünya Kayıplar Günü vesilesiyle bir kez daha dile getirmek istediğini ifade eden Tosun, sözlerini şöyle sürdürdü:

İnsan hakları savunucuları ve kayıp yakınları olarak ısrarla talep etmemize rağmen Türkiye, bütün kişilerin zorla kaybedilmeden korunmasına dair Birleşmiş Milletler (BM) sözleşmesini imzalamama konusundaki tavrını değiştirmiyor. Bunun nedeni gayet açık. Devlet kendi himayesinde gerçekleşen suçlarla yüzleşmek istemiyor. Aksine bizzat kaybetme eyleminde yer alan faillere, kaybetme eyleminin emrini vere, bunu destekleyen veya açığa çıkmaması için her türlü hukuksuzluğa göz yuman devletin her kademesindeki kişileri aklamak ve cezasızlıkla korumak istiyor. BM sözleşmesi ise devletin yürüttüğü politikanın aksini öngörüyor. Sözleşme kaybetme eğilimini insanlık suçu olarak tanımlıyor. Bizler sorumluların yargı önüne çıkarılması için mücadelemize devam edeceğiz.”

Karakoç: “Kayıplarımızın akıbeti açıklansın”

20 Şubat 1995 tarihinde gözaltına alındıktan sonra cenazesi bulunan Rıdvan Karakoç’un kardeşi Hasan Karakoç da, 30 Ağustos Dünya Kayıplar Günü’ne vurgu yaparak, “Gözaltında kaybedilen sevdiklerimiz de sizler gibi baba, eş, evlat, nene ve dedeydiler. Evlerinden, otomobillerinden, işyerlerinden, sokaktan, otobüslerden devlet güçleri tarafından zorla alınıp götürüldüler ve işkence edilerek yok edildiler. Çoğunun hala bir mezarı bile hala yok. Biz kayıp yakınları ise sevdiklerimizin başına ne geldiğini, nerede olduklarını bilememenin ve adalete ulaşamamanın acısına mahkûm ettiler. Bizim taleplerimiz açık ve net. Devlet kayıplarımızın akıbetini açıklasın. Sevdiklerimizi kaybedenleri yargı önüne çıkarsın. Adil bir biçimde cezalandırsın. Kısacası devlet, kendi anayasasından doğan görevlerini yerine getirsin. Kayıp yakınları olarak, 30 Ağustos Dünya Kayıplar Günü’nde iktidara, BM Kayıpları Sözleşmesini imzalaması ve uygulaması çağrısında bulunuyoruz. Biz şiddet görsek de baskılara maruz kalsak da kayıplarımızı aramaktan vazgeçmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

“Acı, ıstırap ve bekleyiş yüklü birer hikâye”

Bu haftaki açıklamayı ise 1995 yılında gözaltına alınan ve işkence edilerek katledilen eski Sağlık-Sen Kurucu Başkanı ve eczacı Ayşenur Şimşek’in kardeşi Fatma Şimşek okudu.

Gözaltında kaybetme kavramının, hukuki bir terim olarak “karmaşık” gibi görünebileceğine vurgu yapan Şimşek, sözlerini şöyle sürdürdü:

Ancak gözaltında kaybedilen insanların hikâyeleri son derece basittir. Onlar; evlerinden, işyerlerinden, otomobillerinden, otobüslerden, kafelerden, sokaklardan çok sayıda tanığın önünde devletin güvenlik güçleri tarafından zorla alınıp götürüldüler ve bir daha geri dönemediler. Elbette ki, sadece gözaltında kaybedilenlerin değil, arkalarında bıraktıkları insanların da acı, ıstırap ve bekleyiş yüklü birer hikâyesi bulunuyor. Gerçeği öğrenememenin getirdiği belirsizlik, belirsizliğin getirdiği bekleyiş, adalete ulaşamamanın yarattığı derin boşluk kayıp ailelerinin hayatını adeta cehenneme çeviriyor. Kayıp yakınlarının yaşadıkları AİHM tarafından, sürekli olarak maruz kaldıkları belirsizlik, şüphe ve endişe nedeniyle işkence ve insanlık dışı muameleye maruz bırakılma şeklinde değerlendiriliyor. Ayrıca, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’nin 21 Temmuz 1983 tarihli Quinteros-Uruguay kararında da kaybedilen şahısların birinci dereceden akrabalarının işkence ve kötü muamele mağduru olarak kabul edilmesi gerektiği görüşü benimsenmiştir.”

“Zorla kaybetme insanlığın utancıdır”

Dünya Kayıplar Günü vesilesiyle devleti yönetenlere seslenen Şimşek, “Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere devleti yönetenlere, kayıp yakınlarına yaşatılan hukuksuzluk ve işkenceye son verme çağrısında bulunuyoruz. Yargı makamlarına, mevcut cezasızlığa son vererek, gözaltında kaybetmelere ilişkin soruşturma ve kovuşturmaları tarafsızlık ve cesaretle yürütmeleri çağrısında bulunuyoruz” dedi.

Ulusal insan hakları koruma mekanizmalarına, kayıp yakınlarının maruz kaldığı ağır ihlaller karşısında kuruluş amaçlarının gereği olarak harekete geçme çağrısında bulunan Şimşek, sözlerini şöyle sürdürdü:

İktidara, Birleşmiş Milletler Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Sözleşme’yi derhal imzalama ve uygulama çağrısında bulunuyoruz. 805’inci haftamızda bir kez daha hatırlatıyoruz; zorla kaybetme bütün insanlığın utancıdır. Bu utancı yeryüzünden silmek için verilen çabanın bir parçası olarak verdiğimiz mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. 25 yıldır tüm baskılara rağmen yürüttüğümüz barışçıl direnişimizi son kaybımız bulunana, son fail yargılanana kadar sürdüreceğiz.

Sendika.Org

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur