Pandemik iflas: Bu seferki Ekonomik kriz neden farklı olacak? – Bue Rübner Hansen (Dünyadan Çeviri)

BK ve ABD dahil birçok devlet, yalnızca neoliberalizmin kitabına değil, küresel finansal krizin kriz yönetimi stratejilerine de aykırı davranmaya başlıyor. Bu metin bunun sebeplerini inceliyor

Pandemik iflas: Bu seferki Ekonomik kriz neden farklı olacak? – Bue Rübner Hansen (Dünyadan Çeviri)

Olaylar inanılmaz bir hızla gelişiyor. Bir hafta önce, Danimarka’nın Sosyal Demokrat hükümeti, işten çıkarılma riski olan işçilerin ücretlerinin %75’ini karşılayacağını açıkladı. Bunun, BK’daki sosyal Darwin’ci Muhafazakar hükümete baskı yapmaya çalışanların elini güçlendireceğini ummuştum. Ama BK’da hiç kimsenin, sadece birkaç gün sonra, işten atılmak üzere olan işçilerin ücretlerinin %80’ini karşılayacak bir politika benimseneceğini beklediğini sanmıyorum.

Ne oldu? Sağ hükümetler, sol önerdiğinde arzu edilir bulmayıp imkansız dedikleri politikaları neden değerlendirmeye başlıyor ve bazı durumlarda da uyguluyorlar?

Kısaca özetlemek gerekirse, hükümetlerin yalnızca bankaları değil, tüketicileri ve ipotek alacaklılarını da kurtarması ihtimali, yumuşadıklarının değil, daha ziyade, nasıl bir krize girmekte olduğumuzun işareti. Bu kriz, sonuncusundan çok farklı ve bu yüzden bir dizi yeni hükümet eylemi gerektiriyor. Bu durumun, önümüzdeki yıllarda Küresel Kuzey’de siyaset ve ekonomiyi yeniden şekillendirmesi muhtemel.

Daha büyük bir buhran

Önümüzdeki kriz tam olarak ne kadar kötü? Son mali krizi öngörmesiyle ünlü iktisatçı Nouriel Roubini, bu konuda açık sözlü: “İlkinden daha kötü bir Yeni Büyük Buhran– Daha Büyük Buhran – riski gün geçtikçe artıyor.”

Mart ayında, finans devleri JP Morgan ve Goldman Sachs, ABD GSMH’sinin önümüzdeki üç ayda sırasıyla %14 ve %25 düşeceği tahmininde bulundular. İyimser bir tahminle, hızlı bir toparlanma bekliyorlar ama milyonlarca firmayı ve şahsı borçlarını ve kira ödemelerini yapamaz durumda bırakan bir çöküşten hızla nasıl geri dönülebileceğini görmek zor. Ama tahmin etmek her zaman zordur ve içinde bulunduğumuz günlerde olağandan daha da zor. Yine de şu an girmekte olduğumuz krizin genel hatlarını ve bunun 2007-08 büyük mali krizinden nasıl farklı olduğunu ayırt edebiliriz.

Mali piyasalar 2008’den bu yana görülmemiş seviyede bir tuhaflıkta davranıyor. Para, hisse senetlerinden çıkıyor ama genelde olduğu üzere tahvil veya altın gibi daha güvenli varlıklara da akmıyor. Ama para akmıyorsa, bunun sebebi paranın yatırımlara bağlanmış olması ya da tasarruflarda sıkışıp kalması değil. Sorun şu ki, ortada para yok. Yani, bu bir likidite krizi değil, borç ödeyememe krizi. Borçlarını ve giderlerini ödeyemeyen şirketlerin, işçilerin ve tüketicilerin sayısı hızla artıyor.

Pandemik iflas

Bu durum, mevcut krizi, 2007 sonunda başlayan ve bilhassa bir mali likidite krizi olan krizden çok farklı bir felaket haline getiriyor. Elbette, 2007’nin kaynağı, sıra dışı ölçüde yüksek petrol fiyatlarından kaynaklanan, yüksek risk faizli ipotek alacaklıları arasındaki daha dar bir borç ödeyememe kriziydi ama bu kez borç ödeyememe sorunu genele yayılmış durumda. Bu genelleşmiş borç ödeyememe hali, 2008-2010’dakinden radikal şekilde farklı bir siyasi yanıtın koşullarını oluşturdu.

2008’de, finansal firmalar borç verme ve yatırım yapma konusunda isteksiz hale gelince likidite dondu. Şimdi ise, ABD Merkez Bankası ve diğer merkez bankalar, ateşi çıkan ekonomiye kaç trilyon dolar basarsa bassınlar, şu anda çalışılmayan çalışma saatlerini ve üretilmeyen ve tüketilmeyen mal ve hizmetleri telafi edemeyecekler. Yani, James Meadway’in sözleriyle: “Var olmayan ürünleri hokus pokusla var edecek bir para miktarı yok.

Bu arz ve talep, ve nihayetinde de borç ödeyememe krizini anlamak için, hayatın durdurulmasına, bunun sonucu olarak açığa çıkan emek kıtlığına ve küresel ekonominin daha önceden var olan zayıflıklarına bakmalıyız.

Karantina altındaki emek

İlk şoklar, küresel emtia zincirlerini sıkıntıya sokan Çin’deki sosyal hayatı durdurma önlemleriyle geldi. Tam zamanında işletme prensibi yüzünden, şirketler, ister grev isterse bulaşma riski yüzünden gerçekleşsin, geçici iş kesintilerini bile telafi edebilecek stoka sahip değiller. Şimdi, giderek artan sayıda şehir, bölge ve ülke – buna 1,3 milyar nüfuslu, kalabalık yaşam koşullarına ve yoğun bir enformel sektöre sahip Hindistan da dahil – ekonominin ‘zaruri olmayan’ kısımlarını kapatmaya çalışıyor. Hep olduğu gibi en yoksullar güvenceyi en az bulanlar ve en yüksek bedel ödeyecek olanlar.

İnsanlar kafelere, barlara ve restoranlara, sinemalara, seyahatlere ve tatillere gitmeyi bıraktığı için, sosyal hayatı durdurma önlemleri tüketimi hemen vurdu. Çoğu insan uçak seyahatlerini iptal etti.

Daha da önemlisi, karantinalar, hastalık ve izolasyonlar, devasa ölçekte bir emek gücünü işyerlerinden geri çekiyor. Tehlikeli koşullarda çalışmak istemeyen işçilerin kendiliğinden grevleri de bu sayıya ekleniyor. Birçok insan, evde çocuklarının yanında, ya onlara bakarak verimsiz şekilde ya da onları göz ardı ederek sıkıntı içinde çalışıyor. Sınırların kapanması uluslararası ticareti ve birçok ülkede de göçmen emeğinin akışını ve sağlık ve bakım sektörünü sekteye uğratıyor. Karantina altındaki ya da işten çıkarılmış işçiler daha az tüketiyor ve kısa süre içinde kiralarını veya kredi taksitlerini ödemekte zorlanır hale gelecekler.

Kısaca, Covid-19 küresel kapitalizme, talep ve arzı eşzamanlı vuran bir emek kıtlığı şoku getirdi. İşçiler karantina ve izolasyonlar sırasında çalışamıyor ve dolayısıyla firmalar üretemiyor ve işçiler tüketemiyor.* Kapitalistler ve işçiler eşzamanlı olarak müflis duruma düşüyor. 2007-08 ipotek borcu krizi, ufuktaki genelleşmiş borç krizine kıyasla çok çok dar kalıyor.

Bunun sonucu, devasa miktarda değerin imhası oluyor. Borç geri ödemelerinin değerinin imha olması, her şeyden önce, – sermaye birikimlerinin ve ‘insan sermayesinin’ değersizleşmesi daha az göze çarpan bir şekilde gerçekleşecek olsa da – üretim hatlarının toz tutup paslanması ve rutinlerin ve becerilerin körelmesi olarak hissedilecek. Kısacası, pandemik iflas, tam bir kapitalist ve toplumsal yeniden üretim krizinin işaretini veriyor.

Önceki rahatsızlıklar

COVID-19, küresel ekonomiyi etkilerken karşısında zaten zayıflamış bir kurban buldu. Dolayısıyla sosyal hayatı durdurma tedbirlerinin etkileri, kârlılık ve büyümede uzun süredir yaşanan düşüş ile ciddi şekilde şiddetleniyor. Dahası, son krize verilen duyarsız yanıt – benzeri görülmemiş miktarlarda ucuz kredi – eski borcu sürekli yenisiyle değiştirerek ancak ayakta kalabilen yüksek sayıda zombi işletme yarattı. Önümüzdeki haftalar ve aylarda, sayısız şirket borçlarını çevirmeyi başaramaz hale gelecek. Borçlu ve gelirsiz şirketler ve işçi-tüketiciler, uzun zamandır dar dönemlerinde kullanacakları bir birikime sahibi değiller. Sistem şoklar karşısında halihazırda zayıflamış durumda.

Bazı açılardan durum, 1973 petrol şokunu tam da düşen kârlar ve sürdürülebilir hali kalmamış borçlar yüzünden halihazırda zayıflamış olduğu için ölümcül bir darbe olarak alan kapitalizmin savaş sonrası krizine benziyor. Tıpkı o krizin Keynesçiliğin prestij ve kullanışlılığını derinden yaralaması gibi, mevcut kriz de politik karar alıcıları neoliberalizmin kitabında olmayan araçlar aramak zorunda bırakıyor. Neoliberalizmin krizi, sağlık hizmetinin özel sektöre terk edilmesiyle ve nekropolitik şekilde, bağışıklığı zayıf, zaten hasta ve yaşlı olanların kitlesel ölümünü riske edecek şekilde işçileri çalışmaya zorlayarak neoliberalizme bağlı kalmaya devam edenlere baktığımızda, en aşikar şekilde görülüyor.

Çalıştır, bırak ölsün

Kısmen ikinci yolu seçenler İtalya, BK ve ABD oldu. Bunlar, ekonomiyi işler durumda tutmak için, sosyal hayatın durdurulması tedbirlerine rağmen sanayi üretimini devam ettirmeye çalıştı. İtalya’da sanayiciler konfederasyonu (Confindustria), çağrı merkezleri ve Sports Direct dahil çok sayıda sanayiyi ‘zaruri’ ilan ettirmek için lobi yaptı ve dünyanın en büyük üçüncü kişi başı borç yükü ve büyüyen tahvil faizleri ile yüz yüze olan hükümet, kısa bir süre öncesine kadar onlara boyun eğdi. İtalya, ancak toplam ölü sayısında Çin geçildikten sonra ve Fiat’ta kendiliğinden grev tehditleri ve sendikaların genel grevi konuşmaya başlaması ardından sanayiyi durdurmaya başladı.

BK ise, önünde bir Brexit süreci ile karşı karşıya ve başında insan hayatını kıtlık zamanlarının Hindistan Naibinden fazla umursamayan bir başbakan var. Şimdi, bu eylem(sizlik) hattının yüz binlerce ölüme yol açacağı netleştikten sonra, sürü bağışıklığı ve “sineye çekme” stratejisinin yerini, gönülsüz bir sosyal hayatı durdurma kararı aldı. ABD’de, çökmekte olan imparatorluğun genel basiretsizliği tüm açıklığıyla gözler önünde. Federal makamlar tarafından değil çoğu zaman eyalet seviyesinde alınan sosyal hayatı durdurma kararları, birçok ülkedekinden daha geç bir aşamada uygulamaya kondu. ABD ve BK, şu anda (4 Nisan) İspanya ve İtalya’yı ölü sayısında geçme yolunda hızla ilerliyor ve ABD halihazırda, karşılaştırmalı olarak kişi başı düşük test sayısı baz alındığında, en yüksek vaka sayısına sahip.

Oradaki işçiler, kendi sağlıklarını ve anne babalarının, büyük anne ve babalarının ve savunmasız arkadaş ve akrabalarının canını, ekonomi uğruna feda etmek isteyecekler mi? Böylesi ölümcül taleplere yönelik argümanlar halihazırda dillendiriliyor. “SORUNA BULDUĞUMUZ ÇARE, SORUNUN KENDİSİNDEN DAHA BETER OLMAMALI,” dedi Trump Twitter’da. Thomas Friedman ise, New York Times gazetesindeki yazısında şöyle soruyor: “Koronavirüse karşı verdiğimiz mücadele, hastalığın kendisinden daha kötü değil mi?” Bu gerekçelendirmenin en açık sözlü örneği, Teksas Valisi Dan Patrick’ten geldi. Fox izleyicilerine, büyük anne ve büyük babaların, torunları için ekonomiyi kurtarmak adına canlarını feda edeceğini söyledi. (Gezegeni kurtarmak için servetlerini feda edip etmeyeceklerini ise göreceğiz.)

Böylesine galiz bir sosyal Darwin’cilik, halk sağlığını ekonomik büyümeye kurban edecek yapısal uyum programlarını savunmak için, Küresel Güney’de uzun bir süredir uygulanmakta (bu bakımdan, neoliberalizm, Herbest Spencer’ın ve Geç Viktoryen Dönem Soykırımları’nın klasik liberalizminden asla o kadar da farklı olmamıştır). Ama siyasi ve ekonomik olarak, hükümetlerin nekropolitik kendi haline terk etme politikasını kendi nüfuslarına uygulaması daha zor. Emek kıtlığını ve borç ödeyememe krizini önleme arzusu ne kadar büyük olursa olsun, şu anda ekonomiyi durdurmaktan kaçınmanın siyaseten makul görülmesini sağlamanın hiçbir yolu yok.

Kitaptan sapmak

Tarihçi Adam Tooze, ülkeler halk sağlığı adına ekonomileri kapatırken, Covid-19’un ekonomik rasyonaliteyi ikincil plana attığını not ediyor. Ama en az bunun kadar önemlisi, salgının ekonominin ne olduğuna dair fikirlerimizi de yeniden şekillendiriyor oluşu – ve halk sağlığı ekonomisine bir miktar neoliberalizm öncesi anlayışı geri getirmesi. Daha 19. yüzyılda biliniyordu ki, bir salgında, ekonomik kesintilerden kaçınmanın hiçbir yolu yoktur ama planlı ve koordine kesintiler, en nihayetinde daha az maliyetli olacaktır.

Bunu Doğu Asya’da halihazırda gördük. Ülkeler sosyal hayatı durdurma tedbirlerini yumuşatıyorlar. Dolayısıyla, ekonomilerini en keskin şekilde kapatan ülkelerin, hem ekonomik hem de epidemiyolojik fırtınaları savuşturma konusunda daha iyi bir şansa sahip olacağı yüksek ihtimal. Salgında, nüfus çapında sağlığı koruma biyopolitikası, kendi kaderine terk nekropolitiğinden ve özel sağlık sigortasından daha fazla işe yarıyor. Dolayısıyla, mevcut kriz, Avrupa’da kamu sağlığındaki onlarca yıllık kemer sıkma ve ABD’de sosyal sağlık hizmetine karşı çıkış ile bir kopuşa neden olabilir.

Dahası, hastalık izni ve karantina transferleri gibi ekonomik tedbirlerin birçoğu, karantinaya uyulmasını teşvik amaçlı pür kamu harcaması gibi görünebilse de, bunlar aynı zamanda pandemik iflası önlemek için de yapılıyor. Bu yüzden İtalya ve BK’da ipotek ve evden çıkarma moratoryumları (ama henüz kira tatilleri yok) ve İrlanda’da hastalık ödemelerinin sıra dışı genişletilmesini görüyoruz. ABD’de, Demokratlar daha önce yalnızca partinin sol kanadının savunduğu politikaları benimsiyorlar. Bu politikalar, ekonomiyi desteklemenin yanı sıra insanların halk sağlığı tedbirlerine uymasını sağlamayı amaçlıyor. Bunlar, felaket sosyalizminden ziyade, yaşam-destek Keynesçiliği** olarak karakterize edilebilir: ne bir doktrin ne de bir yönetişim paradigması; kapitalist yeniden üretimi destekleme amaçlı bir dizi acil durum tedbiri.

Kriz, bir önceki krizle başa çıkmak için geliştirilmiş acil durum tedbirlerinin önemini yeniden ortaya gösterdi ve yenileri de getirdi. En dramatik olanı, ABD Merkez Bankası’nın 23 Mart’ta ilan ettiği politika: sınırsız miktarda şirket tahvili alınması. Doğrudan şirketlere, işçilere ve tüketicilere yüksek tutarlar aktarılıyor. Neoliberal poster çocuğu Fransız Başkan Emmanuel Macron, işsizlik yardımını ciddi şekilde arttırdı ve doğalgaz ve elektrik faturalarını askıya aldı. Donald Trump, temel karantina gelirini gündemine aldı ve BK şimdi işten çıkarılma tehdidi altındaki çalışanların ücretlerinin %80’ini karşılayacak. Bu tedbirler, geride bıraktığımız on yılın kemer sıkma rejimine kıyasla yumuşak görünse de, para esasen şirketleri, mülk sahiplerini ve ipotek sahiplerini ayakta tutmaya yarayacak.

Çıktı düşerken piyasaları nakde boğmak stagflasyona (durgunluk içinde enflasyona) davetiye gibi görünebilir ama enflasyonun hedefin altında seyrettiği bir on yıl, şu an için bu gibi korkuları bir kenara atmış bulunuyor. Bu tedbirler, kamu borcu ve enflasyon konusundaki klasik neoliberal takıntıyı göz ardı ediyor ve herhangi bir düşünce ekolüne ya da yönetişim tarzına hiçbir esaslı sadakati olmayan bir sınıf politikasının ifadesi (bunun önemli bir istisnası, İtalya ve belki de İspanya’yı mali yıkımdan kurtarmak ve Euro’yu ayakta tutmak için gereken Euro tahvillerini çıkarmamakta direnen Almanya’dır).

Hükümetlerin şu an yapmak zorunda kaldıkları şeylerin ardındaki mantık yalnızca farklı olmakla kalmıyor, son on yıllarda uyguladıkları ve vaaz ettikleri şeylerin çoğuna da zıt. 2008 sonrasının kriz yönetimi likidite ile ilgiliyken, şimdiki ana kaygı borç ödeme kabiliyeti. Ve bu genele yönelik kurtarma paketleri ve ‘helikopterden bırakılan’ para – her ne kadar eşitsiz olsa da – bu seferkini siyaseten ve ahlaken çok daha farklı bir kriz yapıyor.

Hükümetlerin salgın iflası sorunu ile yüz yüze olması, bunu zamanla aşacakları anlamına gelmiyor. Tereddüt eden ABD, işsizlik yardımı başvurularında – sağlık sigortası olmayan Amerikalı sayısına milyonlar ekleyerek – benzeri görülmemiş diklikte bir yükseliş gördü. İşsizliğin büyümesini durduramamak, halk sağlığı krizini hızlandırmasının yanı sıra, şirketler ve özel borçlular iflas ettikçe, borç ödeyememe krizini 2008’den çok daha büyük bir mali likidite krizine büyütecek.

Yeni bir mücadele alanı

Birçok ülkede, medya ve muhalefet partileri hükümetleri eleştirmekten şu ana kadar geri durdular ve milli birlik ve koordinasyonu öne çıkardılar. Ancak, krizin acısı hissedilmeye ve sosyal hayatın durması ekonomik olarak sürdürülemez hale gelmeye başladıkça, çatışmanın artacağı kesin.

Sosyal hayatın durdurulması tedbirleri ve bunu izleyecek krizin kaçınılmaz bedellerini kim ödeyecek? İnsanları ekonomik büyümenin sunağında kurban etme çabaları başarılı olacak mı ve artık faturalarını ödeyemez ve karınlarını doyuramaz hale geldiklerinde bu muameleye kaç işçi razı gelecek? Bu büyük ölçüde, şu anda halk sağlığı ve kötüleşen resesyonla baş etmek üzere hayata geçirilen politikalara bağlı.

Pandemik iflas bize aşina olduğumuz banka kurtarmalarının ve kemer sıkma tedbirlerinin ahlaklılık oyunundan farklı bir mücadele alanı sunuyor. Kurtarma paketleri de işin bir parçası ama sadece bankalara yönelik olmasından ziyade, devletler bu kez tüketicileri ve şirketleri de kurtarmak zorunda kalacak (en korkunçları da havayolu ve kaya gazı gibi zırva sektörler). Seçkinler içinde birçokları, bir kere daha kemer sıkma tedbirlerini zorlayacaklar ama önümüzdeki iflasların 2007-2008’in yüksek risk faizi iflaslarına kıyasla çok daha büyük ölçeği düşünülürse, düzelme daha kırılgan ve kemer sıkma tedbirleri daha ters tepici olacak.

Tüm bunların içinde, hükümetler, ekonomik çöküşü önlemenin yollarını bulmaya çalışıyorlar ve yapmak zorunda kaldıkları şey, uzmanlıkları ya da uzmanlık zannettikleri şeyle uyuşmuyor. Bu politikalar geçici ve kısa vadeli tedbirler olarak tasarlanmış, tıpkı vereceği karar (krino) hastanın sağlığını belirleyecek (krisis) olan Hipokratçı tıp doktoru gibi. Ancak, çok büyük ihtimalle, Covid-19 geçici bir dışsal şok olmayacak. Önceden mevcut ekonomik zayıflıklar ve şimdi açığa çıkmaya başlamış olan iflaslar ve kitlesel işsizlik ile birlikte, hızlı bir normale dönüş imkansız olabilir. Hasta, Covid-19’dan iyileşirse, çok zayıf düşmüş, ve muhtemelen, geçici olması amaçlanan yaşam desteğinin devamına bağlı olacak.

Böylesi koşullar altında, devlet sübvansiyonlarından kâr etmeyen emeğe ve yeni gözetleme ve denetim tedbirlerine kadar kısa vadeli tedbirler muhtemelen iyi kötü devam edecek. Ama ekonomik çöküş, yaşam destek Keynesçiliğini sürdürülemez kılabilir ve Leviathan çoğu zaman beceriksizdir. Olağanüstü hal, bir düğme ile açılıp kapatılabilen bir tür total durum değil. Biyopolitik demokratik de olabilir. İkisi de tartışmaya açıktır ve kurumsal kapasitelere ve siyasi liyakata ve halk rızası ölçülerine dayalıdır.

Barınma haklarının, feminist ve yerel yönetimci hareketlerin ‘büyük resesyon’da ciddi bir büyüme kaydettiği İspanya’da, olağanüstü hal, başka yerlerdekinden kimi yönleriyle farklı sonuçlara yol açtı. Örneğin, karantina altında olduğum Barselona’da, özel hastaneler PSOE/Podemos hükümetince devralındı (ama söylentilerdeki gibi kamulaştırılmadı), göçmenler sıkış tıkış alıkoyma merkezlerinden bırakıldı ve Barselona, şehrin toplantı ve konferans merkezini bireysel banyolara sahip bir yaşam alanına dönüştürerek ve toplumsal cinsiyetli şiddet kurbanlarını barındırmak için, 200’ün üzerinde turist dairesini devralarak, evsizliği geçici olarak ortadan kaldırmayı hedefliyor.

Ancak, solcu olmayan hükümetler bile, salgın yüzünden, eşit ölçüde olağandışı adımlar atmak zorunda kalıyorlar. ABD’de, New York valisi Andrew Cuomo, ulusal muhafızları New York şehrinde ihtiyaç duyulan solunum cihazlarını taşradaki hastanelerden alıp el koymak için kullanmayı planlıyor. Başsavcı Barr ise, virüsün vurduğu hapishanelerden mahpusların erken salınması uygulamasını genişletiyor.

Geçim mi sağlık mı?

Emeğin elindeki koz, kıt hale gelmesi ile birlikte artmış olabilir. Bazı işçiler resmi olarak ‘temel/zaruri’ ilan edildi: hemşireler, doktorlar, bakım işçileri, süpermarket ve lojistik işçileri, tarım işçileri, temizlikçiler ve hıfzıssıhha işçileri vb. Kuzey İtalya ve Avusturya’da, hem yaşlı bakım evlerinde hem de yatılı bakıcılar olarak sektörü ayakta tutan Doğu Avrupalı bakım işçilerinin çok büyük bir kısmı memleketlerine döndüler ve ne zaman geri gelecekleri belli değil. Şu anda, yerel olarak personel ve gönüllü bulmaya uğraşılıyor (ve bulunamıyor). Bu riskli bir çaba çünkü muhtaç durumdaki insanlara bakacak işçileri bile test edecek kapasite yok. BK’da, Brexit’in sebep olduğu sağlık personeli, temizlikçi ve tarım işçisi kıtlığı, virüsle daha da şiddetlendi.

Tüm bunlar, sendikalar, toplumsal hareketler ve sola alan yaratıyor. Karşılıklı yardım inisiyatifleri boy veriyor ve dayanışma deneyimlerini ve etiğini yaygınlaştırıyor, güven oluşturuyor ve beklentileri yeniden şekillendiriyorlar. Örgütlenme ve protesto düzenleme maddi kapasitesi izolasyon nedeniyle ciddi şekilde sınırlanmış olsa da, işçi ve kira grevleri birçokları için seçenek olmayı sürdürüyor. Kendiliğinden grevler Kuzey İtalya’yı halihazırda yokladı ve ABD’de grev yapan işçi sayısı yükselişte.

Birçokları için, kiranın veya çalışmanın reddedilmesi tercih değil zorunluluk meselesi. Bu zorunluluklar örgütlenirse, bir yanda savunmasız bir sistem ve başarısız olan politika ezberlerini terk etmek, diğer yanda ise ölümcül umursamazlıkla bunlarda ısrar etmek arasında bölünmüş olan seçkinler karşısında muazzam bir güç haline gelebilir. Birçok emek türü zaruri ve temel olarak kabul edilirken, çok büyük bir işçi kitlesi de işsizliğe fırlatılıyor.

İşsizlik gerçeği kendini iyice hissettirdiğinde, işçiler sağlık ile geçim arasında bir çelişki ile karşı karşıya kalacak. Bu moment iyi değerlendirilmezse, sosyal Darwin’cilik çalışma ve ölüm taşıyıcısı haline gelmekten başka seçeneği olmayanlar arasında destek bulmaya başlayacak. Sağlık ve ekonomi krizinin yönetimi, işsizlik tehdidini yumuşatan ve insanların karantinada kalmasına imkan tanıyan politikalara çağrı yaparken, sendikaların önünde hemen şimdi harekete geçmek gibi zorlu bir görev var. Bu momentin ardından, tercih, sosyal Darwin’ciliğin mantığına teslim olmak ile çok daha radikal talepler ileri sürmek arasında olacak.

Ölümden sonrası, cennet ve araf

Koronavirüs muhtemelen önümüzdeki uzun bir süre boyunca, büyük insani ve ekonomik sonuçlar yaratarak, küresel nüfusa yayılacak. Vahşi yaşam habitatlarının yok edilmesinin ve endüstriyel hayvancılığın yeni salgınlar getireceği kesin. Küresel ısınma ve kapitalist doğal kaynak talancılığı ile bağlantılı kuraklıklar, seller, yangınlar, okyanus asitleşmesi ve ekosistem çöküşü, yepyeni çok kutuplu dünyamızın istikrarsızlığını arttırmaya devam edecek. Bu koşullar altında, ekonomik ve halk sağlığı planlaması, hem daha acil hem de daha zor hale geliyor.

Devlet tarafından terk edildiklerini ya da tam tersine, o zamana dek imkansız görünen hakların aniden kendilerine verildiğini görenlerin birçokları, normale dönmeyi reddedebilir. Yaşam ve ona dair farkındalığımız değişti. Daha radikal olan ise, ekonomik, politik ve toplumsal krizlerin ölçeği düşünüldüğünde, geri dönülecek bir normal kalmayabilecek olması. Belki de kriz – ölüm kalım meselelerine karar verme ihtiyacı – bir aşama değil, çağımızın kalıcı bir durumu.

Böyle zamanlar, sistemi ayakta tutmak için müdahaleci bir devlet ya da özellikle de devlet tarafından terk edilmiş veya hedeflenmiş insanlar arasında yardımlaşma ve dayanışma gerektirir. Bazı ülkelerde, devlet idaresinin ve planlamasının meşruiyeti büyüyecek, diğerlerinde ise, siyasi meşruiyet diklemesine düşecek ve yalnızca yardımlaşma ağlarına değil, ikili iktidar inşa etme girişimlerine de yol açacak.

Ekonomilerin ne zaman ve nasıl yeniden açılacağı ve muhtemel bunalımdan nasıl çıkılacağı konusunda büyük bir mücadele gerçekleşmek üzere. Siyasi ve ekonomik seçkinlerin içsel bölünmüşlük yaşadığı ve sıradan halkın seferberliğinin veya ataletinin dengeyi belirleyebileceği ya da ayaklanmaların çekişen fraksiyonları süpürüp temizleyebileceği bir fetret devrine giriyoruz. Bazı durumlarda, fetret devri Yeşil New Deal’in – ve bunun anlamı ve uygulaması üzerine bir mücadelenin – önünü açabilir, diğerlerinde, halk sağlığı krizi, kitlesel işsizlik ve kıtlıklar önceden var olan kurumsal ve siyasal meşruiyet krizlerini ivmelendireceğinden, devrimci krizler görebiliriz. Karantina ikincisini hayal etmeyi zorlaştırıyorsa, bunun sebebi, Covid-19’un ekonomik serpintilerinin ve halihazırda 2019’un, 2011 ve 1968’le kıyaslanabilir bir küresel ayaklanmalar yılı olduğunun henüz farkına varamamış olmamızdır.

Hangi ekonomik paradigmanın – herhangi bir paradigma kaldıysa tabi – başat hale geleceği şu an net değil. Çin tarzı devlet kapitalizminin prestiji büyüyor. Keynesçi ve Modern Para Kuramı’nı savunan iktisatçılar, yüksek katlarda kendilerine işler bulacaklar ve kamulaştırmalı piyasa sosyalizmi, solda başat ekonomik doktrin olarak pozisyonunu güçlendirmeye devam edecek. Yaşam destek Keynesçiliğini geriye dönük meşrulaştırma ve ona daha sağlam gerekçeler bulma yönünde epeyce entelektüel çaba göreceğiz. Daha da önemlisi, daha müdahaleci bir devletin, sağ tarafından mı (kontrolün yeniden sağlanmasıyla) yoksa sol tarafından mı (ücretli emekten ve temel ihtiyaçların metalaştırılmasından özgür alanlar yaratarak) şekillendirileceği ucu açık bir soru.

Ancak, büyümenin ekonomik ve ekolojik sürdürülemezliği, büyüme temelli olmayan bir dünyada kayıpların nasıl dağıtılacağı veya yeniden dağıtılacağı konusunda zor sorular ortaya çıkaracak. Faşizm ve popülist refah şovenizmi, felaket milliyetçiliğinin sahte güvenliğini, milli istifçiliği ve kaynak savaşlarını çözüm olarak sunacak. Küçülme savunanların büyümeden planlı ve iradi bir çıkış önerisi kendine takipçi bulmaya devam edecek ve rakip sınıflar arasında paylaşılabilecek üretim fazlası suyunu çektikçe, komünist stratejiler önem kazanacak.

Ekolojik bozulma ve ekonomik büyümenin olmaması, hayatın durdurulduğu yoğun izolasyonda halihazırda kendisini hissettirmeye başlamış olan soruları daha da ağırlaştıracak: Yavaşlamanın getireceği keyifler neler? Zaman bolluğu ve karşılıklı bağımlılık ile ne yapabiliriz? Ve daha güçlü şekilde de, toplumsal ve siyasal uzlaşmanın mümkün olduğu alanı radikal şekilde daraltacak.

Mücadele kaçınılmaz. Soru, bunu kimin, nasıl örgütleyeceği.

Ne olacağı ve olabileceği, her zaman olduğu gibi bağlama göre değişebilir. Çok şey ekonomik, ekolojik ve halk sağlığı krizlerinin nasıl gelişeceğine ve birbirlerini etkileyeceğine bağlı. Siyasi, örgütsel ve sınıfsal güçlerin hepsi ve entelektüel müdahalelerin niteliği ve gücü de önemli. Yani, önümüzdeki yılların ne göstereceğini kısmen ve belki de büyük oranda, önümüzdeki aylarda yapacaklarımız belirleyecek.

* Bu krizde kapitalizm açısından emek kıtlığı sorununun merkeziliğine vurgusu için Nic Beuret’ye teşekkürler.

** Bu deyim, Robert Knox ve Chris O’Kane ile bir sohbette geliştirildi.

Bue Rübner Hansen, Viewpoint dergisi editörlerinden; siyasal kuram, toplumsal hareketler ve ekonomi politik konularında yazıyor. Queen Mary Üniversitesi’nden doktora derecesine sahip.

Bu yazı, ilkin Novara Media’da yayımlanmış metnin güncellenmiş halidir. Güncellenen kısımlar kalın yazılmıştır.

26 Mart’ta yayınlandı, 2 Nisan 2020’de güncellendi.

Çeviri: Serap Güneş

Kaynak: Dünyadan Çeviri

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur