Gösteri toplumu ve futbol fena halde hayata benzer

Sporun popüler, önde ve dolayısıyla önemli olma araçlarından birisi haline getirildiği, hatta bunun amaç olarak kurgulandığı bir sportif kültürü reddetmek için yeterince nedenimiz vardır veya olmalıdır

Gösteri toplumu ve futbol fena halde hayata benzer

Ali İsmail Korkmaz’a…

Günümüzün en büyük fetişi “görünür” olmaktır. Gösteri toplumunun bir yansıması olarak ortaya çıkan görünür olmak, gösterişin, görünür olmaya, görünür olmanın da “önemli” olmaya evrildiği ve bu durumun da toplumsal bir kültür haline dönüşmesiyle “ben” fetişizminin faşizmine esir olmuş durumdayız.

Şimdi artık herkes “önemli kişi” olmak, bunun içinde görünür olmak amacı, derdi ve uğraşında.

Lakin herkesin “önemli kişi” olmak istediği bir düzende veya sistemde, her şey önemli olmak amacıyla gerçekleştirilir. Oysa önemli olmak aynı zamanda “değerli” olmayı sağlamaz. Dahası insanlığın temel amacı “değerli” olmak ile ilgili ilkeler üzerine inşa edilmiş değil midir?!

Bu durumu spor ve futbol açısından düşündüğümüzde aynı durum ile karşılaşırız. Futbolu “önemli” olmak için oynayanlar ve yönetenler genellikle “değerli” olamazlar. Nitekim tarihsel süreçte yaşanan birçok gerçeklik, bunun örnekleri ile doludur.

Sporda birbirine karıştırılan ve kötü bir algı yönetimi sonucu oluşturulan kültür önemli oyuncuların değerli, değerli oyuncuların ise “önemsiz/sıradan” şeklinde kodlanmasının sağlanmış olmasıdır. Bunun elbette asıl nedeni bireyciliğin kutsallaştırılması, tekliğin ve biricik olmanın dayanılmaz çekiciliğinin günümüzdeki şekliye gösteri ve piyasa ilişkisi üzerinden kurgulanmış olmasıdır.

Spor ama ille de futbol, bu anlamda da fena halde hayata benzemektedir. Sporun popüler, önde ve dolayısıyla önemli olma araçlarından birisi haline getirildiği, hatta bunun amaç olarak kurgulandığı bir sportif kültürü reddetmek için yeterince nedenimiz vardır veya olmalıdır. Bu bağlamda hayata ilişkin olarak, popüler, önde yani önemli kişi olmayı amaç edinmeyi ve edinenleri kıyasıya eleştirmeliyiz. Elbette önemli kişi olmak için gerçekleştirilen tüm çabalar ortaya bazı olumlu sonuçlar ve bazı “iyi ürünler” çıkarır. Ama gerçekleşmeyen sonuçların, üretilemeyen ürünlerin ve dahası istismar etmenin ve hiçe saymanın ise haddi hesabı yoktur. Spor gerçekten bu bağlamda ve yaklaşımla fena halde hayata benzemektedir. Çünkü önemli olmanın amaç olduğu bir düzen/sistem, insanları aynı oranda “değerli” kılmadığı gibi, yok edici bir işleyişe de beraberinde getirmektedir.

Oysa herkesin “değerli” olmak için değil, işini en iyi biçimde yaptığı ve yaşamı bu bağlamda algıladığı bir hayat, gerek mesleki anlamda, gerek insani anlamda müthiş bir gelişmişlik ve mutluluk olsa gerektir. Bu anlamda “değerli” olmanın yolu da açılmış olacaktır. Bu felsefi anlayışı ve düzen üzerine inşa edilecek bir hayat/oyun, bireyselliğin toplumsal ve toplumcu bir yapı ile inşa edilmesi demektir. Bunun kültürel bir dokuya dönüşmesi ise daha üretken ve daha mutlu bir hayatın/oyunun düzeni anlamına gelecektir.

Herkesin önemli/görünür olma derdine düştüğü bir yaşam biçimi, aynı zamanda payenin ve güçlü olmanın peşinde olunduğu bir yaşam ile sonuçlanmaktadır. Bu bağlamda paye ve güç sahibi olma ile ilgisi olmayanların ve bunun için popüler kültürün gerektirdiği davranışlardan uzak durumda olanların “önemsiz”, dolayısıyla “değersiz” algılandığı bir toplumsal kültür, toplumsal kuralsızlığın ve çürümüşlüğün halleri demektir. Evrensel anlamda yaşamakta olduğumuz toplumsal sorunun, sisteme/düzene bağlı berbat çıktılarından birisi de bu olsa gerekir.

Değerli kişi olmanın önemli kişi olmaktan geçtiği toplumlar hegemonik, gelişmemiş, az gelişmiş, çürümeye meyilli ve başkalarının aracı konumuna gelen toplumlardır. Bu kişisel gelişimin ve toplumsal kültürün temel meselelerinden birisi olsa gerektir. Çözümün değerli olmanın başat olduğu ama değerli olma ölçütlerinin ise “toplumculuk göstergelerinden” oluştuğu bir yaşam biçimi ile başlayacağı kesindir.

Spor ama çok sınıflı ya da sınıf tanımaz olması haliyle daha kitlesel olması nedeniyle futbol, düzenin ve toplumsal kültürün en fazla yansıdığı aynadır. Aynaya baktığımızda kendimizi, futbolumuza baktığımızda ülkemizi ve toplumsal yapımızı görürüz. Futbolumuz neyse düzenimiz de odur. Bu bağlamda düzenimiz neyse sporumuz ama özellikle futbolumuz o’dur. Değişim ve gelişim biraz da buralardan başlayacak ve hayata aksedecektir.


Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur