Galatsaray-Fenerbahçe müsabakası öncesi bir yazı: Peki bu maç gerçekten bir “GS-FB” maçı mıdır?

İzleyeceğiniz müsabaka sadece bir müsabakadan ibaret sonuç fetişizmine odaklı bir kulüp rekabeti olacaktır. Futbol oyun rekabeti değil... Kişiliksiz, samimiyetsiz, görsellik ve estetik değerlerin önemsenmediği bir “futbol rekabeti”

Galatsaray-Fenerbahçe müsabakası öncesi bir yazı: Peki bu maç gerçekten bir “GS-FB” maçı mıdır?

Bir ülke, bir toplum her alanda büyürken ve gelişirken, kendisine ilişkin olanı tarihsel boyutu ile de büyütmeli ve geliştirmelidir. Bu durum “Türkiye futbolu” için de geçerlidir. Çünkü doğanın ve hayatın güzelliği ve gereği, her şey evrilirken gerektiğinde değişerek ama üzerine ilave ederek gelişir. Dönüşerek değil. Dönüşmek başka bir şeydir ve her zaman sanıldığı kadar iyi sonuçlar vermez.

Türkiye futbolu ne yazık ki büyürken ve gelişirken, büyüme kısmına paralel olarak gelişememiştir. Çünkü kendi futbol tarihinin üzerine yeni şeyler ilave ederek değişerek gelişeceğine, dönüşerek gelişmeyi seçmiştir. Lakin yanılmıştır. Çünkü futbolda geldiğimiz düzey, asla gelmemiz gereken düzey değildir.

Bizim futbol gelişim tarihimiz, kesiklikler ve dönüşerek büyümeyi seçmiş olmalar tarihidir. Bunu da kopyalayarak ve taklit ederek yapmayı seçmiş ve aldanmıştır. Metinlerin, Lefterlerin futbolu dönüşerek gelişmeyi değil, üzerine koyarak gelişmeyi seçmeliydi. Böylece değişerek gelişmeli, gelişerek büyümeliydi. Olmadı, olamadı. Ama bu olmayacak veya olamayacak demek değildir.

Bugün Fenerbahçe-Galatasaray müsabakasını izleyenler aslında tarihsel anlamda bir FB-GS müsabakası izleyemeyeceklerdir. Neden? Çünkü ortada ve sahada tarihinden, geçmişinden, dokusundan ve kendi kültüründen çok uzak iki takım ve o iki takımın oynadığı bir “yarışma” olacaktır, “oyun” değil. Oyun demek, kendi anlayışını evrensel boyutlara taşıyarak oynayabilmeyi becerebilmek demektir. Günümüzde saha atmosferi, yönetici profili, taraftar niteliği, para, güç odaklı var olma telaşı ve diğer etkenler bizim gibi sporun ve futbolun tüketici pazarı ülkelerinde, kimsenin kendi oyununu oynamasına imkân tanınmıyor belki ama kendi oyununu oynayamazsan sen, sen değilsindir.

Kurgulanmış ve sentetik oyunlarda takımlar artık sadece birer aktörüydüler. Bu durum iki takımın neredeyse tamamını oluşturan yabancı oyuncular ile ilgili bir konu değildir. Bu esasen kendinizin kendiniz olmaktan çıkarılmış olmasını kabul etmiş olmak ve çözümsüz durumda bulunmak ile ilgili bir durumdur. Artık size biçilen rolü ve içinde yer aldığınız piyasanın size yüklediği görevi yerine getiren aktörlerden ibaret iki kulüp ve iki takımsınız. Hepsi bu kadar…

Eskiden de böyleydi diyemezsiniz. Kırk yıl önce bu ülkede FB başka, GS başka futbol oynardı. Yani kendilerine özgü bir oyun oynama şekilleri vardı. Keza bu neredeyse diğer belli başlı tüm takımlar için de böyleydi. Özetle bugün asıl mesele ve asıl durum sahada oynayan iki kulübün ve takımlarının kendilerine ait özellikleri olan bir oyun karakterine sahip olmadıkları, oyuncuların biçimledikleri bir kalıp oyun oynayarak yarışarak olmaları meselesidir.

İzleyeceğiniz müsabaka sadece bir müsabakadan ibaret sonuç fetişizmine odaklı bir kulüp rekabeti olacaktır. Futbol oyun rekabeti değil… Kişiliksiz, samimiyetsiz, görsellik ve estetik değerlerin önemsenmediği bir “futbol rekabeti”. Oysa artık bize hem dünden taşıdığımız ve hem de bugünün de asıl gereği olan  “oyun yarışı”, “oyun rekabeti” ve oyun zenginliği gereklidir. Başka türlü gelişmiş olmak mümkün değil çünkü…


Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur