Haddi bildirilmesi gereken Hamide Yiğit – Füsun Karaoğlan

Zordur her şeye rağmen, cesaretini yitirmeden ayakta durabilmek ve tehditlere rağmen yazabilmek. Acıların dilini, kendi diline çevirip yepyeni bir alfabeyle dile getirebilmek

Sabahın rengini arayarak uyanmak yeni güne… Sonra da güneşli bir kentte doğmanın verdiği gönüllü görevinle aramak güneşi gökyüzünde…

Dünya’nın bir tam dönüşünü bitirmeye sayılı günler kala yağmurlu, gri bir Ankara sabahı…
Her şeye rağmen “Güneşim olsun gönlümde” diyerek başlamak güne.

Sonra da karşılaşmak memleketimde kimi nasıl hapse atarım manzaralarıyla yine…
Başkent taarruzda…
Küfürler, hakaretler, emirler…
Ve zor görevler…

Yönet-eme-mek, yargıya hesap ver-me-mek, dehşet duygularını salıvermek… Her türlü haksızlığın, acımasızlığın gücünü yedi yüz seksen üç bin beş yüz altmış iki kilometre karelik toprak parçasında biriktirmek. Yetmezse de çıkarak bu toprak parçasının dışına biraz da oralarda var edebilme gücünü bulabilmek kendinde.
Kim ne diyebilir ki?
“Yazmayayım ve laf etmeyeyim diye bu kadar kuşatıldığımı düşünüyorum. Tek kelime konuşur ve bir satır yazarsanız sizi içeriye alırız.”

Bunları yaşayan, dava edilen, IŞİD’i yazan ve ceza alan tek kadın.
Haddi bildirilmesi gereken Hamide YİĞİT.

“Bu ülkede yeni bir rejim inşa ediliyor. Kadın düşmanlığı sistematik bir şekilde gericilikle büyütülüyor ve toplum ciddi tehdit altında adım adım selefileştirilmeye doğru gidiyoruz” diyorsun.
Ve doğruları söylüyorsun…

Bazı zamanlar vardır. Acılarınıza değersiniz. Gözyaşlarınızdan utanmadan ağlarsınız durmamacasına. Yanınızda dostlar… Ama o dostlardan birinin sizin acınızı sararken fark edemezsiniz ki ölüm ile tehdit edildiğini, canının yarısı kızına saldırılırken, bunlarla cebelleşirken hep yanınızda olduğunu. Tesadüfen televizyonu açarsınız, arkadaşınızın sesini duyduğunuzda, direncine şahit olduğunuzda yine gözyaşlarınızdan utanmadan, cesaretlerin en büyüğüne şahit olursunuz o -sahici- kadının.

İlk kitabına hazırlık yapıyordu. Evine gider o acılı güzelim yöresel yemekleri sadece bana özel acısız yapmış bulurdum. Acıları anlatamamanın ve sesini duyuramamanın hüznünü paylaşırdı benimle. Ağlaşırdık sabahlara kadar. Sorardım ve o hiç sıkılmadan anlatırdı defalarca Ortadoğu ve Suriye’yi, yaşanacakları… Anlattıklarını en doğru ve anlaşılır bulduğum tek insan… Reyhanlılar,10 Ekimler, Suruçlar yaşanmamıştı daha…

Geçen gün iki haber vardı sosyal medyada bana kendini gösteren, okumam için.

İlki Britanya’nın önde gelen gazetelerinden Guardian’ın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı otokratlar listesine alındığına dair. “Eylemleriyle milyonların yaşamını sık sık tehlikeye atan bir avuç güçlü adamın hâkim olduğu bir yıldı” denilerek. ‘Dünya için bir örnek’ adını verdiği şeyi hayata geçirerek başkanlık için kendisine zorla bir yol açtı ve haddinden fazla gücü ele geçirdiği konulu bir yazı. Bu güçlü adam da Hamide’den çok rahatsız. Kendisine -hakaret ettiği- iddiasıyla…

Ve bu rahatsızlık veren kadın da Türkiye Yayıncılar Birliği’nin, Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü’nü aldı bir avuç güçlü adama rağmen.

Zordur her şeye rağmen, cesaretini yitirmeden ayakta durabilmek ve tehditlere rağmen yazabilmek. Acıların dilini, kendi diline çevirip yepyeni bir alfabeyle dile getirebilmek. Ezberleri bozarak, kibirsiz, tehditlerin gölgesinde yazabilmek. Birisi olmanın karşısında hiçleştirilmeye karşı durabilmek. Rilke’nin söylediği gibi “Bitirilecek ne çok acı var” diyebilmek yüksek sesle. “Düşüncelerim, zihnim benim, engel olamazsınız” diyebilmenin güzelliğiyle yazarak, büyümek.

Gerçekleri yazmaktan hiç vazgeçmeyeceğini bildiğim kadın…
Yolun açık olsun…

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur