Marx, bilim ve değerler – Don Corjescu

Marx’ın öngörüsünden hiç sapmamasına rağmen, 200 yılın ardından modern kapitalizmin hâlâ neden çökmediğini açıklamaya çalışmak zorundayız. Kapitalizm, sayısız ve şiddetli krizlerden nasıl hayatta kalarak çıkabildi? Çoğunluğun (en azından Batı’daki çoğunluğun) yaşam standartları 1848 ve 1948 ile karşılaştırıldığında çarpıcı biçimde yükselebildi? Marx’ın teorisi nerede ve neden yanlış gitti?

Marx’ın büyük ve çığır açan bir devrimci düşünür olduğu bugün artık tartışılmaz bir gerçek. Onunla ilgili daha ilgi çekici olan soru ise öngörülerinin bazılarının neden gerçekleşmemiş olduğudur. Gramsci’den Adorno’ya, Habermas’tan Wallerstein’a kadar birçok kişi bu soruyu yanıtlamaya çalıştı. Soru ise neredeyse her zaman aynıydı: Kapitalizm neden hâlâ çökmedi? Neden Batı proletaryası yüksek seviyedeki refahı elde etmektense tarihsel açıdan o patlamaya hazır yoksullaşma çukuruna yuvarlandı? Nihayeti, neden kapitalizm kendini komünizmin insanı tatmin eden bir çeşidine dönüştürmedi?

Marx’ın meşhur sözleri şunlardı: “Burjuvazi üretim araçlarını ve dolayısıyla üretim ilişkilerini ve tüm toplumsal ilişkileri sürekli devrimcileştirmeden var olamaz.” Benim görüşüme göre bu mühim cümleyle Marx, gelecekteki düşünürlerin kendi yüzüne ve onun büyük teorisine doğru fırlatacağı bir soruyu yanıtlamıştır. Evet, oldukça basit, burjuvazi (veya bugünlerde küresel elitler de diyebiliriz) toplumsal ve politik ilişkileri devrimcileştirmeden hayatta kalamaz, kültürel ve felsefi değerleri devrimcileştirmeden hayatta kalamayacağı gibi. Bu kültürel ve felsefi değerleri devrimcileştirmek meselesi, Marx ve Marx’tan sonraki Max Weber ve diğer sosyologlar tarafından detaylandırılmaya çalışılan kayıp anahtardır.

Bu nedenle, Marx’ın öngörüsünden hiç sapmamasına rağmen, 200 yılın ardından modern kapitalizmin hâlâ neden çökmediğini açıklamaya çalışmak zorundayız. Kapitalizm, sayısız ve şiddetli krizlerden nasıl hayatta kalarak çıkabildi? Çoğunluğun (en azından Batı’daki çoğunluğun) yaşam standartları 1848 ve 1948 ile karşılaştırıldığında çarpıcı biçimde yükselebildi? Marx’ın teorisi nerede ve neden yanlış gitti?

Daha ötesinde, kapitalizm bu kadar fantastik bir şekilde uyarlanabilir/dönüşebilir bir sistem olmayı nasıl başarmaktadır?

Söz konusu olan, bir hiç-yoktan-iyidir felsefesidir. Batı’daki burjuvazi (veya çeşitli tarihsel elitler) çok erken bir zamanda kendi dünyalarını “paylaşmaları” gerektiğini farketti. Bu uzun koşuda, hayatta kalacaklarsa ve “komünizm hayaleti”nden uzak durmak istiyorlarsa toplumsal ve politik olarak “daha önemsiz olanların” büyümesine ve gelişmesine uygun koşullar yaratmalıydılar. Tarihsel kayıtlar tam olarak neler yaptıklarını gösteriyor. Sanayileşmenin getirdiği meydan okumalara politik ve toplumsal olarak aktif bir şekilde yanıt verdiler ya da geleneksel var oluşun akılcılık-öncesinden daha yeni bilimsel üretkenlik ve araştırmalarına geçiş yaparak başka bir yol koydular önlerine. Sonunda, modernitenin daimi devrimci devletini yönetmeyi başarabildiler.

Modern insan, her ne kadar özlemle omzunun üstünden mitsel çağların durağanlığına ve sabitliğine ve Platonik bükülmezliğe doğru bakarsa da, fiilen Heraklitçi zamanlarda yaşar. Yine de, Faşizm veya istenmeyen modernitenin hayli merkezileşmiş/demokratik olmayan biçimleri, modernitenin tarihsel reddiyesinin kararsız çıkmaz sokaklarda sonlandığı kanıtlanmıştır (Çin’in melez hali ise hâlâ gelişme halindedir).

Ekonomik/toplumsal bir araç olarak kapitalizm bilimsel devrimden/geç Orta Çağ zamanında ve Rönans’taki uyanışla birlikte doğdu. Gidişat ise tarihsel gelişimle birlikte, değişen değerlerin yerine gereken yenilerinin konulmasını dayattı: daha iyi sağlık hizmetleri, güvence, çocuk işçiliğe daha büyük bir kısıtlama, emeklilik, işçi güvenliği, işçilerin yeteneklerini ve eğitimlerinde gelişme, kadınların katılımı ve eşit ücret alması, çevresel sorunlar, vb. bilimsel bir araç olarak kapitalizm, belirli bir zamanda, büyük oranda şehirde yaşayan ve tam olarak proleter olmayan, politika ve iş dünyasını kendisinin olarak kabul eden orta ve üst sınıf elitleri tarafından ilerletildi.

Kapitalizm, varoluşsal açıdan bir nötr değerdir; otoriteryen, liberal, sosyalist ve faşist toplumlarda eşit düzeyde kullanılabilecek olan bir ekonomik araç/yöntem/uygulamadır. Fark ise değer girdilerindedir: ahlaki değerler; “Bununla ne yapmak istiyoruz?” sorusu. Kolektif pahasına bireyi geliştirmek mi istiyoruz: İşte size geleneksel Amerikan modeli kapitalizm. Toplumsal uyumluluk ve kolektif refah mı istiyoruz: Alın size Batı Avrupa modeli kapitalizm. Kendi toplumumuzu hüküm altına alıp komşularımızı tehdit etmek mi istiyoruz: Burada da geleneksel kara ya da kızıl yüzüyle kapitalizmin totaliter hali söz konusudur. Genel olarak verilmiş olan bu üç model zamanımızın toplumlarında rahatça görebileceğimiz haller.

Bu anlamda, kapitalizm, bilim/rasyonalite/deneyin tarihsel gelişimiyle toplumların görüngüleri içerisine ayrıştırılamaz bir şekilde yerleşmiştir. Weber’in ünlü sözündeki gibi “umudunu” yitirmekle çok da ilgili olmasa da akla uygunlaştırma ile ilgili bir durumdur. Akla uygunlaştırma “umudunu yitirmekle” doğrudan ilgili olmak zorunda değildir. Ahlaki değerler bilimsel gerçekler tarafından dayatılır (aksi de mümkündür). Ahlaki değerler özünde ahlaki seçimlerdir de. Bilimsel temelli toplumumuzda her zaman ahlaki tercihler ve yönelimleri seçmeliyiz. Fakat ahlaki değerler her zaman teknolojiyi ya da mevcut ekonomik ilişkileri yansıtmaz. Teknoloji ve mevcut ekonomik organizasyon kolayca ahlaki vicdanın kölesi olabilir. Her toplumun kendisiyle, kendi zamanında tartışması gereken zor kararlar serisidir her zaman.

[Counterpunch’taki İngilizce orijinalinden Mert Arslan tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur