Olaylı, kumpaslı! Fenerbahçe-Beşiktaş müsabakasının düşündürdükleri – İsmail Topkaya

Fenerbahçeymiş, Beşiktaşmış, Galatasaraymış, Trabzonspormuş ve diğerleriymiş hiç fark etmiyor, sporu ve futbolu kirli emellerinize, ekonomik çıkarlarınıza yönelik kullanır ve özellikle siyasetin rantiye alanlarına çevirirseniz, o alanlardaki çiviler bir gün birinize, öbür gün diğerinize batar. Ama asıl mesele paslı çivilerin spora-sporseverlere, futbola-futbolseverlere batmasıdır

Bu memlekette bozulmayan, çürümeyen ve kokuşmayan bir şey kaldı mı ki; sporumuz ve futbolumuz bozulmamış, çürümemiş ve kokuşmamış olsun.

Lumpen taraftar çatışmaları daha önce de olurdu. Taraftar hadsizliği, fanatizmi ve bunların sosyal bir problem oluşuna dair yüzlerce vaka yaşanmıştır. Ama bunların hepsi adi sokak çatışmaları, atışmaları ve benzeri polisiye vakalardı. Kabul edilebilir anlamında değil ama olayların nedenselliği ve içeriği bağlamında bilinir ve anlaşılır vakalardı.

Şimdi ve neredeyse özellikle son 10 yıldır yaşadıklarımız başka bir şey.

Örneğin en son Fenerbahçe-Beşiktaş müsabakasında yaşananlar özelinde bakılsa, durumu açıklamak için kullanılan tüm argümanlar üzerinden gidilse dahi, meselenin nedenselliğini ortaya koymak için eksik kalan ve oturmayan bir şeyler var hep.

Müsabakada yaşananlara Fenerbahçelilerin kendi cephesinden, Beşiktaşlıların kendi açısından bakıp değerlendirdikleri gibi olaylar birkaç alana veya nedene bağlanarak, bir haklılık veya suçlu olmama üzerinden savunma yapılarak açıklanabilecek bir şeyler değildir.

Örneğin bir “kumpas”tır gidiyor. Fenerbahçe de Beşiktaş da kumpastan söz ediyor ama yetmiyor, cumhurbaşkanı da kumpastan söz ediyor.

Evet, doğrudur bu ülkede herkes herkese elinden geldiğince, gücü yettiğince kumpas yapar, pusu kurar. Ama en büyük kumpas iktidar gücüne yerel, bölgesel ve ulusal anlamda sahip olanlarca kurulan kumpaslardır. Pusular ise daha kumpasların feodal ayaklarından sadece birisidir.

En son yaşadığımız iyice ticarileştirilen futbol piyasasında dönen paranın kokusunu alıp ilgili birimlerde örgütlenen FETÖ kumpaslarının ne olduğu ve nasıl gerçekleştirildiği herkesin malumu.

Ama şimdi sporda ve futbolda yaşanılan her problemde, açmazda, çirkinlikte ve tıkanmışlıkta bir kumpas aramak işi yokuşa sürmekten başka bir şey değildir.

Mesele spora ve futbola siyasilerin ve siyasetin bulaşması meselesidir.

İlgisiz onlarca adamının federasyon bünyesine ve ilgili birimlere yerleştiren söz konusu FETÖ’nün bu yapılanmasının geçmişini ve kökenlerini esasen, 1980 sonrası darbe dönemleri ve özellikle Anavatan Partisi iktidarları süresince “serbest piyasa” ile futbol ilişkisinin keşfedilmesinde aramak gerekir.

Futbolu sözde devletin/kamunun otoritesinden kurtararak, özgürleştirecek! Anlayışın o dönemki emperyalistlerin yarı sömürge ülke olma taşeronluğunu ANAP ve onun kaptanı Turgut Özel “özerk Futbol Federasyonu” kararı ile yapmıştı.

Amaç elbette futbolun özgürleşmesi, daha da geliştirilmesi değildi. Amaç futbolun ticarileştirilmesi, futbolda dönen büyük paranın büyük sermaye ile buluşmasını sağlamaktı.

Özerk Futbol Federasyonlu yılları, Ulusoylu saha şovlarını, federasyon seçimleri için delege pazarlıklarını ve çeteleşmenin geldiği boyutları o günleri yaşayanlar ve okuyanlar bilirler. Bu, işin o zamanki yani 1980 darbesi sonrası “Türkiye’nin küresel sermaye pazarı olarak kültürel bağlamda da yeniden dizayn edilmesi” ile ilgili yanıdır.

Bugün itibariyle geldiğimiz son aşamada yaşanan; her türlü kirliliğin ticarileşen futbolu, kapitalist yönetim mekanizması ile dahi yönetmekten aciz, çekirge sürüsü gibi spora ve futbola dalan siyaset ve siyaset aktörleridir.

2003 yılından itibaren uzun süreli kalıcı bir biçimde el değiştirilmesi sağlanan iktidar ve bağlantılı uzantılarının siyaset-futbol ilişkisini yeniden tesis etmek istemişler ama ellerine yüzlerine bulaştırmışlardır. Kim kiminle ne yapıyor, nasıl yapıyor, belli değildir. Kurumsallık yerle bir edilmiş, ilkeler ve yaklaşımlar hiçe sayılmış, yerine yenisi ve daha iyisi koyulamadığı için tam bir sporda ve özellikle futbolda “kasaba kültürü” ile yönetilmeye geçilmiştir. Bugün asırlık spor kulüpleri Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı’na referans vermeden konuşma yapmamaktadırlar. Son Fenerbahçe-Beşiktaş müsabakası sonrasında ve Tahkim Kurulu kararı öncesinde iki kulüp başkanının açıklamaları, siyasi otoriteyi çözümleyici ve “bir bilen” olarak adres gösterme ihtiyaçları futbol ve kulüp yönetiminin geldiği nokta açısından elem vericidir.

Bu konuda Türkiye’nin nasıl bir Türkiye olacağına ve futbolun nasıl bir futbol olduğuna ve olacağına ilişkin yaşayarak gördüğümüz onlarca veriye sahibiz. Şike davaları, belediyesporlar furyası, Passolig meselesi, federasyon seçimleri, Başakşehir Spor Kulübü modeli, liyakatsiz ve yetersiz spor yönetici kadroları, tasdik etme makamından ibaret bir federasyon işleyişi, “Kulüpler Birliği” denilen, futbolu ticari açıdan daha tekelci hale nasıl getirebilirim diye düşünmekten ibaret kurumlar, gelişmeler ve uygulamalar futbolda gelinen çözümsüzlüğün ve köylüleştirmenin nedenleridir.

Sonuç olarak Fenerbahçeymiş, Beşiktaşmış, Galatasaraymış, Trabzonspormuş ve diğerleriymiş hiç fark etmiyor, sporu ve futbolu kirli emellerinize, ekonomik çıkarlarınıza yönelik kullanır ve özellikle siyasetin rantiye alanlarına çevirirseniz, o alanlardaki çiviler bir gün birinize, öbür gün diğerinize batar.

Ama mesele passız çivilerin siz sözde spor ve futbol adamlarına batıp çıkması değil. Asıl mesele paslı çivilerin halka batması ve battığı yerden çıkmamasıdır.

Ne yazık ki o paslı çiviler spora-sporseverlere, futbola-futbolseverlere batmaktadır. Hem de defalarca ve uzun zamanlardan bu yana…

İşte bu yüzden Türkiye’de spor ve özellikle futbol, başta siyasetin ve siyasilerin pis ve düzeysiz müdahaleleri sonucu (paslı çivileri yüzünden) uzun süredir tetanoz hastasıdır.

Tetanoz tedavi edilmezse ölümcül bir hastalıktır. Türkiye’de spor ve futbol tetanoz hastasıdır ve tedavi edilmezse ölecek durumdadır.


Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur