Güneş’ten Prakash’a IŞİD’liler tek ses: “Bizi Türk yargısına emanet edin!” – Vecih Cuzdan

IŞİD’li Ahmet Güneş kabarık siciline rağmen göz göre göre salıverildi ve birçok katliamın hazırlığında yer aldı. Güneş vakasında olduğu gibi Türkiye yargısının, insanlığa karşı işlediği suçlar delillerle sabit olan IŞİD militanlarını yargılama konusunda sergilediği isteksizlik, yabancı IŞİD militanlarını da cezbediyor

10 Ekim Ankara Katliamı’nın 8. grup duruşması bugün (4 Nisan) Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlıyor. İki sürecek duruşmada 19’u tutuklu 36 sanık yargılanıyor.

Duruşma öncesinde, davanın “firari” sanıkları Ahmet Güneş, Talha Güneş, Cebrail Kaya ile 19 Mayıs 2016’da Antep’teki polis operasyonunda üzerindeki patlayıcıyı infilak ettirerek öldüğü belirtilen IŞİD’in “Antep emiri” Yunus Durmaz’a ait yeni fotoğraflar dosyaya dahil edildi. Fotoğraflarda, Türkiyeli IŞİD militanlarının, Suriye’nin Lazkiye vilayetindeki bir örgüt kampında gerçekleştirdikleri askeri eğitimler ağırlıkta olmak üzere infaz görüntüleri de yer alıyor.

Söz konusu fotoğraflar bir dizi videodan alınmıştı ve bu videolar 25 Mart 2014 tarihinde Antep’te yakalanan Ahmet Güneş’e ait harddisk, flash bellek ve hafıza kartı içerisindeydi. Yunus Durmaz ve Ahmet Güneş 2015 ve 2016 yıllarında Diyarbakır, Suruç, Ankara Gar, İstanbul, Antep’teki bombalı intihar saldırılarında ön plana çıkan isimler olarak dikkat çekiyor.

Yunus Durmaz’ın akıbeti herkesin malumu. Hala “firari” olan Ahmet Güneş ise Durmaz’ın ölümünden sonra da faaliyetlerini sürdürdü.

Devletin yakalayıp salıverdiği IŞİD’li Ahmet Güneş’in sicili

2012’den beri Emniyet’in takibinde: Antep Emniyet Müdürlüğü terör ve istihbarat birimleri 2012 yılında o dönem El-Kaide olarak bilinen, ancak daha sonra IŞİD’e yöneldiğini belirlediği yapı içerisinde yer alan kişileri takibe aldı. Polis, aralarında Yunus Durmaz, Ahmet Güneş, Talha Güneş, Nusret Yılmaz, Abdulmutallip Polat, Erman Ekici’nin de bulunduğu 19 kişinin telefonlarını dinlemeye aldı, fiziki olarak takibe başladı.

Polisin 2012 yılının ortasında başlayıp, 2014 yılının ilk aylarına kadar sürdürdüğü fiziki ve teknik takip sırasında El-Kaide üyesi olup, daha sonra IŞİD’e tabi olan bu kişiler adım adım izlendi, her anları fotoğraflandı.

Polisin iki yıl süren takibi sırasında elde edilen bilgiler ve fotoğraflara rağmen IŞİD’lilere dokunulmadı. Ancak bu bilgiler, Mart 2016’da savcılığın “terör örgütü üyeliği” suçundan açtığı ve 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dava dosyasına girdi.

25 Mart 2014’te yakalandı: Antep’te rutin yol kontrolü yapan polis ekipleri, Urfa yönünden gelen bir otomobilden yol kenarındaki çalılıklara malzeme atıldığını fark etti. Sürücü Mustafa Delibaşlar ile otomobildeki Ökkeş Durmaz ve Ahmet Güneş gözaltına alınırken çalılıklarda araçtan attıkları harddisk, flash bellek ve hafıza kartı bulundu.

Bunların içinde Türkiyeli 11 IŞİD militanın, örgüt kampında gerçekleştirdikleri askeri eğitimlerle infaz görüntüleri, ayrıca Jandarma Genel Komutanlığı tarafından hazırlanan ve üzerinde “Hizmete Özel” ibareleri bulunan çok sayıda doküman yer alıyordu.

27 Mart 2014’te tutuklandı: Ahmet Güneş, Ökkeş Durmaz ve Mustafa Delibaşlar 27 Mart 2014’te tutuklandı ve “silahlı terör örgütüne üyelik” suçlamasıyla haklarında Gaziantep 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.

Mahkeme, infaz görüntüleri üzerinden Ahmet Güneş hakkında savcılığa “kasten öldürme” suçundan ayrı bir dava açılması için suç duyurusunda bulundu.

30 Ekim 2014’te tahliye edildi: Ahmet Güneş, Ökkeş Durmaz ve Mustafa Delibaşlar’ın yargılandığı davanın dördüncü duruşmasında mahkeme, savunmalarının alınması, delil karartma şüphelerinin bulunmaması gerekçeleriyle sanıkları tahliye etti.

İlerleyen dönemde tahliye kararında MİT’ten gelen yazının etkili olduğu ortaya çıktı. İddianamede yer alan soruşturma evrakına müdafi avukatın savunmasında “…MİT’e sordurduk, MİT’ten yazı cevabı geldi, ilgileri alâkaları yoktur dendi” ifadeleri yer alıyordu.

23 Ocak 2015’te “kasten öldürme” suçundan iddianame hazırlandı: Antep Cumhuriyet Başsavcılığı, infaz görüntüleri üzerinden Ahmet Güneş hakkında iddianame hazırladı. Ancak 30 Ocak 2015’te Antep 5. Ağır Ceza Mahkemesi “Soruşturma dosyasının incelenmesinde şüpheli hakkında Suriye adli makamlarınca verilmiş bir karar bulunup bulunmadığının usulünce ilgili mercilerden sorulmadığı, bu eksiklik giderilmeden düzenlenen iddianamenin CMK 170. Maddesine aykırı olduğu kanaatine varılmakla iddianamenin iadesine” karar verdi. 12 Şubat 2015’te ise Cumhuriyet Savcısı Cenk Akın Aksakal, mahkemenin bu kararına itiraz etti. Ancak mahkeme, “itiraz yasal süresinde yapılmadı” diyerek 18 Şubat 2015’te bir kez daha iddianameyi reddetti. Bunun üzerine savcı, aynı iddianameyi yeniden düzenleyerek 6 Mart 2015’te mahkemeye gönderdi.

6 Mart 2015’te “kasten öldürme” suçundan dava açıldı: İddianamenin kabul edilmesinin ardından Ahmet Güneş hakkında “kasten öldürme” suçundan ömür boyu hapis istemiyle dava açılabildi. Ancak 30 Ekim 2014’te tahliye edilen Güneş çoktan kayıplara karışmıştı.

22 Ekim 2015’te “örgüt üyeliği”nden ceza aldı: Ahmet Güneş, Ökkeş Durmaz ve Mustafa Delibaşlar’ı tahliye eden 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi, 10 Ekim 2015’teki Ankara Katliamı’ndan 12 gün sonra, 22 Ekim 2015’te karara vardı. Mahkeme, Ahmet Güneş’e “terör örgütü üyeliği”nden 7 yıl 6 ay ceza verdi. Sanığın duruşmalardaki iyi halini lehine takdiri indirim nedeni kabul eden mahkeme, cezasını 6 yıl 3 aya indirdi. 10 Ekim Katliamı’nın sanıklarından Mustafa Delibaşlar ile Ökkeş Durmaz ise beraat ettiler.

1 Mayıs 2016 Gaziantep Emniyeti’ne bombalı araç saldırısı: Ahmet Güneş’in amcasının oğlu İsmail Güneş’in, 1 Mayıs 2016’da Gaziantep Emniyet Müdürlüğü binasına bomba yüklü araçla düzenlediği saldırıda üç polis hayatını kaybetti.

23 Haziran 2016’da Hatay’da yakalanan IŞİD’liler: Hatay’da “canlı bomba” eylemi hazırlığındaki 2’si Türkiyeli, 3’ü Suriyeli 5 IŞİD’linin polis ve MİT’in ortak operasyonu sonucu yakalandığı basına yansıdı. Bunlardan ikisinin üzerinde bombalı kemer düzeneği bulunduğu belirtildi.

Yakalanan 5 IŞİD’linin de aralarında bulunduğu, Hatay 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 10 sanıklı dosyada dikkat çeken bir ayrıntı var. Ele geçirilen patlayıcı malzemelerde, Ahmet Güneş ve Ömer Deniz Dündar’ın (10 Ekim Katliamı firari sanıklarından) parmak izi çıktı.

Türkiye’nin IŞİD’lileri yargılama isteksizliği militanları cezbediyor

Evet, yukarıda sıraladığımız sicile rağmen Ahmet Güneş göz göre göre salıverildi ve birçok katliamın hazırlığında yer aldı. Bunun yanı sıra Güneş’in delillerle sabit olan Suriye’deki infazına rağmen yargılanmasındaki isteksizlik, yabancı IŞİD militanlarını bile “cezbediyor”. 24 Ekim 2016’da Kilis’te yakalanan ve Avustralya vatandaşı olan IŞİD’li Neil Christopher Prakash’ın “Türkiye’de yargılanmak istiyorum” çıkışı bunlardan en çarpıcı olanı.

Şayet Prakash, Avustralya’nın “en çok aranan teröristler”, ABD’nin de “ölüm listesindeki teröristler” listesinde olmasaydı ve özellikle 7 ay önceki Brüksel Katliamı[1] yaşanmasaydı şimdiye çoktan Geri Gönderme Merkezleri üzerinden üçüncü bir ülkeye gönderilmiş, hatta “sansasyonel” bir saldırı dahi düzenlemiş olabilirdi.

Elbette Prakash, Türkiye’de “sınırdan kaçak geçme” dışında başka bir suçu olmadığını bilerek bu kadar rahat. Çünkü ülkemizde, Suriye ve/veya Irak’ta insanlığa karşı işlediği suçlar nedeniyle kendisini yargılamak isteyen yok. Halihazırda, Avustralya’nın iade isteği üzerine Kilis Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan iade davası ise hala sonuçlanmadı.

Avustralya yetkilileri ile ülke basınının konuyu sürekli gündemde tutması belki Prakash’ın 24 Mayıs 2018’deki duruşma sonucunda iadesini sağlayabilir. Ancak tek başına bu vaka bile, hangi ülkeden olursa olsun cihatçıların Türkiye’yi kendileri için bir “güvenli liman” olarak gördüğünün kanıtı. IŞİD, Nusra vb. örgütlere mensup cihatçıların Suriye ve Irak’ta insanlığa karşı işledikleri suçlar için Türkiye’de yargılanamamaları söz konusu olunca haliyle Güneş’ten Prakash’a hepsi tek ses oluyor: “Bizi Türk yargısına emanet edin!”

Dipnotlar:

[1] Türkiye uzunca bir müddet, sınır hattında yakaladığı kişilerin “yabancı terörist savaşçı” (YTS) olduğunu bilmesine rağmen, haklarında bir hukuki kovuşturma yürütmeyerek ve bu kişilerin YTS olduğu bilgisini saklı tutarak kendi ülkelerine ya da üçüncü ülkelere gönderdi. 22 Mart 2016’da Belçika’nın başkenti Brüksel’de 33 kişinin ölümü, 250 kişinin yaralanması ile sonuçlanan IŞİD saldırılarının faillerinden İbrahim el-Bakraoui de Haziran 2015’te Antep’ten Hollanda’ya gönderilmişti. Bkz. “Suriye savaşının ve Türkiye’nin Suriye politikasının Hatay üzerindeki etkileri raporu-II” Dolayısıyla Prakash meselesinde, Türkiye’nin “daha ihtiyatlı” davrandığını söyleyebiliriz.


Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur