Rakka sonrası – Mehmet Yılmazer (sodap.org)

Lübnan provokasyonu başlatılırken ardında ne veliaht Salman’ın ne de Trump’ın belirgin bir stratejisi vardır. Deneyecekler! Ne çıkarsa…

Suudi veliahtı Muhammed bin Salman’ın “ılımlı İslam” açıklamalarının üzerinden birkaç gün geçmeden aynı veliaht neredeyse İran’a savaş ilan etti. Bir yandan Suudi sarayını düzene sokarken öte yandan bölgede yeni bir kıyametin kapılarını açmaya hazırlanıyor.

Suudi Arabistan’ın bu hızlı çıkışının ardında neler yatıyor? En öne çıkan neden kendi geleceğidir.  Petrol rezervleri üzerine çok spekülatif bilgiler ortada dolaşıyor, ancak durum iç açıcı değildir, genellikle 30-40 yıllık bir ömür biçiliyor. Veliaht Salman’ın ömründen az bir süre! Bu gerçeklik nedeniyle Suudi Arabistan kendi varlığını sürdürecek yeni yatırımlara yöneliyor. Bu konuda Kızıl Deniz kıyısına kurulacak “serbest bölge”den bile önemli olan dünya devi Suudi petrol şirketi Aramco’nun borsa yoluyla özelleştirmeye açılmasıdır. 2 trilyon dolarlık şirketin şimdilik sadece yüzde 5’i borsada satılacaktır. Bu işlemler borsanın iki kabesi olan New York ve Londra’da yapılacaktır.

Aynı zamanda Suudiler Obama’nın kotardığı, Trump’ın imzaladığı 100 milyar doların üzerinde silah anlaşmasına imza attılar. Bütçesi 2015’ten beri sürekli 60 milyar dolar civarında açık veren Riyad ekonomik olarak paçasını her geçen gün daha fazla Londra ve Washington’a kaptırıyor. Trump’ın ziyaretinden sonra Ekim sonunda damadı J. Kushner de Riyad’da göründü ve ardından Saray’daki tasfiyeler başladı. O nedenle Trump tasfiyeler başlayınca “iyi yoldalar, ne yaptıklarını biliyorlar” diyerek ABD’nin açık desteğini ortaya koydu. Tablo yeterince açıktır. Suudiler hem ekonomik hem de siyasi olarak bölgede sürekli güç kaybediyorlar. Bu gidiş Saray’da gerilim ve telaşa yol açıyor.

Hırslı veliaht Salman, Yemen savaşını ağzına yüzüne bulaştırdı. Ardından Katar krizinde de başarısız oldu. Giderek Amerika’nın tercihlerinin oyuncağı olma yolundadır.

ABD bölgede Irak işgalinden beri büyük savaşlar yürütmesine rağmen bir türlü kendi lehinde bir denge kuramadı. En son Suriye savaşıyla birlikte sürekli mevzi kaybetmeye başladı. Barzani’nin referandum eyleminden sonra, Washington’un diş bilediği İran birkaç adım daha öne çıktı. İran’ın güçlenmesi Suudi Krallığı için kabus anlamına gelir. Saray’ın kabusu her geçen gün büyüyor.

Yemen’de batağa saplanan genç veliaht Salman son çıkışlarıyla bölgenin fedaisi olmaya mı soyunuyor? İran’a karşı savaş mı başlatacaktır?

Doğrudan Tahran’a saldıramayacağı için işe Lübnan’dan başlamak istiyor. Suudi dolarları ile zengin olmuş Başbakan Saad Hariri Riyad’da istifasını açıklayıp, BAE’ye sığındı. Baba Refik Hariri 2005 yılında bir suikasta kurban gitmişti. İsrail eliyle yapılan bu suikast sonrasında bütün gözler Şam’a dönmüştü. Öyle büyük bir uluslararası gürültü koparıldı ki Suriye 82 İsrail işgalinden sonra Lübnan’a yerleştirdiği askeri güçlerini çekmek zorunda kaldı. Ancak emperyalizmin hesabı bir kez daha tutmadı, Lübnan’da Hizbullah hızla güçlendi. Hala Lübnan’da en güçlü politik ve silahlı yapıdır. Hizbullah’ın gücünün bir yanı elbette İran desteğinden geliyor. Veliaht Salman, Saad Hariri provokasyonu ile Lübnan’da Hizbullah’ı ateş çemberine sokmayı deniyor.

Lübnan ateş alırsa bu hem Şam’ı hem de İran’ı etkileyecektir. Rakka sonrası ortaya çıkmaya başlayan Rusya-İran lehindeki güç konumlanması nereden kırılacaktır? Irak veya Suriye içinden böyle bir adımın atılması oldukça zordur. Amerika bölgede çok yıprandığı için bu iki ülkede artık hata yapma rezervlerini tüketti.

İran İslam devrimini tüketmek için 1980’lerin başında Tahran’ın üzerine Saddam sürülmüştü. Yedi yıl süren savaşta İran’dan çok Irak tükendi. Kader Saddam için ağlarını örmüştü. Önce Körfez Savaşı, ardından Irak işgali ile ülke yağmalandı ve parçalandı. Şimdi aynı role Veliaht Salman itiliyor. 2000’li yılların başlarında Washington’un bir temel stratejisi vardı. İkiz kulelerin yıkılmasından sonra “uluslararası teröre karşı savaş” Bush yönetiminin ve Beyaz Saray’ın temel stratejisi olmuştu.

On beş yıl sonra stratejinin sonuçlarına bakıldığında yıkılan, cehenneme dönen bir Ortadoğu, fakat sürekli güç kaybeden bir ABD var. Aynı zamanda çok kutuplu bir dünyada ne yapacağına karar verememiş Trump başkanlığında bir yönetim!

Lübnan provokasyonu başlatılırken ardında ne veliaht Salman’ın ne de Trump’ın belirgin bir stratejisi vardır. Deneyecekler! Ne çıkarsa…

Bu gelişmeler Ankara’yı da zor durumlara itecektir. Ankara’daki Saray, 2019’a hazırlanırken savaşlarla yol almayı planlıyor. Kandil’e operasyon yine dillerine dolandı. Ancak Beyrut’tan nasiplerine ne düşer bugünden kestirmek zor. Suudilerin Tahran savaşı -eğer olursa- kaçınılmaz bir şekilde Astana ittifakına yansıyacaktır.

Rakka sonrası cehennemin kapıları yeniden açılıyor. Bakalım bu kez kimler tutuşacak? En güçlü aday sarayı ile birlikte veliaht Salman görünüyor.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur