Hülya Osmanağaoğlu ile söyleşi: “Müftülük yasasında henüz son söz söylenmedi”

“Kadınlara Sorduk” dosyasının ikinci söyleşisinde feminist Hülya Osmanağaoğlu sorularımızı yanıtladı. Osmanağaoğlu ile hem müftülük yasasını hem de evliliği ve aileyi dini kurallara göre düzenleme çabasının bir sonucu olarak, boşanmaları zorlaştırmak için “arabuluculuk” düzenlemesini konuştuk

Osmanağaoğlu müftülük yasasının, kadın bakanlığının aile bakanlığı olarak değiştirilmesi ile 2011’de başlayan saldırıların son adımı olarak karşımıza çıktığından söz etti.

AKP’nin kendi toplumsal tahayyüllüne uygun aileyi inşa etmek için ailede kadın ile erkek arasındaki egemenlik ilişkisine kadınlar aleyhine müdahil olmaya karar verdiğini söyleyen Osmanağaoğlu “…her adımda erkekleri güçlendirmek için aile politikalarını yasal düzenlemeler aracılığıyla hayata geçirmeye çalışıyor” diyor.

Kürtajı yasaklama girişiminin püskürtülmesinden beri AKP’nin geri adım attıramadığı yegane gücün kadın hareketi/feminist hareket olduğunu hatırlatan Osmanağaoğlu, “Müftülük yasası lehine Meclis’te yapılan görüşmelerde AKP ya da MHP’den hiçbir kadın vekilin söz almaması ideolojik ve moral üstünlüğün hala kadın hareketinde olduğunu gösterdi aslında” diyor.

Osmanağaoğlu ayrıca, kadın hareketinin/feminist hareketin bundan böyle, KADEM’in Türkiye’de ya da uluslararası platformlarda kadın örgütü olarak meşruiyet sahibi olmasına karşı çıkmasının önemli olduğunu vurguluyor.

“Müftülük yasası” olarak bilinen Nüfus Hüzmetleri Kanun Tasarısı’na karşı mücadele sürecini kadın hareketi açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

AKP’nin 2011 seçimlerinden hemen önce kadın bakanlığını aile bakanlığına çevirmesiyle başlayan sürecin son adımı ”müftülük yasası” oldu. Bakanlığın adından “kadın” kelimesinin çıkması tam da hedeflenenin ne olduğunu gösteriyordu; kadınların hapishanesi olan aileyi ve ailenin egemeni olan erkeği korumak, güçlendirmek. AKP kendi toplumsal tahayyüllüne uygun aileyi inşa etmek için ailede kadın ile erkek arasındaki egemenlik ilişkisine kadınlar aleyhine müdahil olmaya karar vermişti ve her adımda erkekleri güçlendirmek için aile politikalarını yasal düzenlemeler aracılığıyla hayata geçirmeye çalışıyor.

“Müftülük yasası” ile ailenin, evlilik sözleşmesinin dini referanslarla kurulması öngörülüyor. Böylece kadın-erkek eşitliğini savunmayan bir kurumun temsilcisi olan müftüler nikah kıyma yetkisine sahip oluyor. Kadın hareketi bu süreçte kürtajı yasaklama girişiminden beri kazandığımız politik deneyimle hızla örgütlendi ve harekete geçti.

Söz konusu yasal dönüşümlerin kadınların hayatlarında ne tür degişimler yaratacağı konusunda çok net bir tepki gösterildi ancak AKP bu kez daha hızlı davrandı. Kadın hareketi yasanın kadınların hayatlarında nelere mal olacağını yeterince yaygın biçimde anlatamadan, Meclis açılır açılmaz gündeme aldı ve yasalaştırdı. Politik sözün çok doğru kurulmuş olması yeterli olmadı çünkü zaman yetersizdi.

Bunların ötesinde toplumun Sünni kesimlerinde “imam nikahı” çok yaygın bir uygulama ve seküler kesimler için bile geleneksel bir ritüel olarak imam nikahının sürdürülmesi, resmi nikahı müftülerin kıymasının kadınların hayatlarında ne tür sorunlara yol açacağının kısa bir zamanda algılanmasının önünde engel oluşturdu. Tüm bu sorunlara rağmen kadın hareketi/feminist hareket siyasal gündemi belirledi ve AKP’yi ürküttü. Müftülük yasası lehine Meclis’te yapılan görüşmelerde AKP ya da MHP’den hiçbir kadın vekilin söz almaması ideolojik ve moral üstünlüğün hala kadın hareketinde olduğunu gösterdi aslında.

Tasarı yasalaştı. Kadınlar şimdi nasıl bir mücadele hattı kuracak?

Resmi nikahları müftülerin kıymasının yaygınlaşması ve bu yönde toplumsal baskı oluşması bugünden yarına gerçekleşmez. Bu nedenle müftü nikahının kadınların hayatı için ne anlama geleceğini yeniden ve yeniden anlatmalıyız. Ki ailenin/evlilik sözleşmesinin dini kurallara göre kurulması ve sürdürülmesi yönünde AKP saldırılarının süreceğini görmemek mümkün değilken yeniden ve yeniden müftülük nikahının kadınlar için sonuçlarını anlatmaya devam etmeliyiz.

“AKP’NİN GERİ ADIM ATTIRAMADIĞI YEGANE GÜÇ KADIN HAREKETİ/FEMİNİST HAREKET OLDU”

Kadın hareketi kürtaj yasağı girişimini ve en son cinsel istismar önergesini direnişleri ile engellemişti. Müftülük yasası sürecinde ise kadın eylemleri sürerken Tayyip Erdoğan, “İsteseler de istemeseler de bu yasa geçecek” diyerek devreye girdi. Siz bu saldırılar arasında nasıl bir ilişki görüyorsunuz?

Kürtaji yasaklama girişimini püskürttüğümüzden beri AKP’nin tabir yerindeyse geri adım attıramadığı yegane güç kadın hareketi/feminist hareket oldu.

O yüzden Tayyip Erdoğan sık sık  “bu feminisleeeer…” diye başlayan cümleler kurar oldu. Üstelik AKP’nin dinen makbul kadın dayatması karşısındaki kazanımlar aslında kürtaj ve cinsel istismar yasalarındaki kazanımlarla sınırlı değil; erkek şiddetine karşı kadınların hayatlarını savunmaları, katil erkeklerin “haksız tahrik indirimi” adı altında erkeklik indirimi almalarının teşhiri ve kadınların, ailelerin prangalarını kırmaya başlamaları feminist hareketin başarıları.

“HENÜZ SON SÖZLER SÖYLENMEDİ…”

Boşanma oranlarında ciddi bir artış yaşanmasa da kadınların özellikle erkek şiddetine boyun eğmemesinin ve boşanmanın meşruiyetinin artması AKP’nin saldırganlığının artmasında etkili. AKP’nin olağan Meclis süreçleriyle siyasal meşruiyet sağlayamadığı her durumda olduğu gibi bu yasa tasarısında da Tayyip Erdoğan devreye girdi ve aslında “isteseler de istemeseler de…” lafıyla kendi parti grubuna ayar verdi, çünkü o da üst üste kadın hareketi/feminist hareket karşısında yenilgiye uğradıklarının farkında. Şimdilik müftülük yasasında AKP bir adım öne geçti ama tabi henüz son sözler söylenmedi…

Müftülük yasasının ardından şimdi de boşanmalarda arabuluculuk gündeme geldi. Ağustos başında Sendika.Org’ta yayımlanan “Müftü nikâhı, ’mağdur’ eski kocalar yasası ya da modernizme feminist bir bakış…”  başlıklı yazınızda İslami faşizmin devleti örgütlerken burjuva modern laik devletin sınrında durduğu özel alanın /ailenin içine doğrudan dalarak erkeklere güç vermeye çalıştığını, feminizmin kazanımlarını hiçleştirmeye çalıştığını ifade etmiştiniz. Yasayı savunanların cephesini (“İsteseniz de istemeseniz de” diyen Erdoğan’dan, “laiklikle ilgisi yok” diyerek savunan Bahçeli’ye, KADEM’den STK’lar bildirgesini imzalayan ENSAR’a) nasıl tanımlarsınız?

AKP ile MHP arasında ideoloji-politik olarak herhangi bir fark yok, nüanslarda ayrışıyorlar demek mümkün. Sermayenin İslamcı fraksiyonu, AKP eliyle faşizmin kurucu gücü oldu ve MHP de doğası gereği AKP’ye eklemlendi. MHP’nin devletle kurduğu ilişki tarihsel olarak laiklik merkezli zaten olamaz, ki 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde MHP ile CHP’nin uzlaştığı ismin Ekmeleddin İhsanoğlu olması MHP’nin laik olabileceği fikrinin CHP’nin bir yanılsamasından başka bir şey olmadığını göstermişti.

“FALANJİSTLERİN KADIN KOLU SECCION FEMENINA’NIN İŞLEVİ NEYSE KADEM’İNKİ DE ODUR”

KADEM ise aslında bildiğimiz anlamda bir “kadın örgütü” olarak kabul edilemez. Franco İspanya’sında Falanjistlerin kadın kolu Seccion Femenina’nın işlevi neyse KADEM’inki de odur. Seccion Femenina Franco İspanya’sında genç kadınları “iyi bir vatansever”, “iyi bir Hristiyan”, “iyi bir eş” olmaları için örgütlemeye çalışıyordu, bu anlamıyla aynı işlevi üstlenen KADEM’in de Ensar ile aynı metne imzacı olması hiç şaşırtıcı değil. Önemli olan kadın hareketinin/feminist hareketin bundan böyle, KADEM’in Türkiye’de ya da uluslararası platformlarda kadın örgütü olarak meşruiyet sahibi olmasına karşı çıkması.

Müftülük yasasının ardından kadınlar şimdi de “boşanma sürecinde arabuluculuk düzenlemesi” gibi bir tehlike ile karşı karşıya. arka arkaya gündeme gelen parçalardan bahsediyoruz ancak daha bütünlüklü bakarsak kadınlar nasıl bir saldırı programı ile karşı karşıya?

Dini kurallara göre evliliği ve aileyi düzenleme çabasının bir sonucu olarak boşanmaları zorlaştırmak için “arabuluculuk” düzenlemesini gündeme aldılar. Arabuluculuk görevini de yine diyanete bağlı kurumlara vereceklerini açıkladılar. Yani kadınları erkeklere itaate zorlamak için dini referansları var güçleriyle kullanmaya çalışıyorlar. Kuşkusuz kadınları boşanmaktan vazgeçirme süreci “zor” kullanımından bağımsız düşünülemez ve arabuluculuk süreci aslında erkek şiddetini artırarak kadınları yıldırma süreci olarak işleyecektir. Aslında tam da bu nedenle “müftülük yasası”nı bir bütünün ilk parçası olarak ele alıp, evlilik sözleşmesinin dini kurallarla kurulmasına, sürdürülmesine, erkeklerin ve erkek egemenliğinin güçlenmesine karşı sürekli olarak politika üretmeye devam etmek gerekiyor.

http://sendika62.org/2017/10/kerestecioglu-tek-bir-kadinin-dahi-zarar-gormemesi-icin-mucadeleye-devam/

Söyleşi: Gül Gündüz


Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur