KODAR Eşbaşkanı Fûad Berîtan: “Kürtlerle savaş, İran’a kurulmuş bir tuzak” – Ferzad Kamyaran (ANF Türkçe)

Türkiye’nin İran ile geliştirmek istediği operasyonlar konusunda İran’ı uyaran Berîtan, “Başlayacak bir savaş 2011’deki seviyede olmaz. Bu çok yönlü bir savaş olur. Böyle bir savaşı bekleyen birçok güç var. Tuzak kurulmuş bekliyorlar” dedi.

Doğu Kürdistan Özgür ve Demokratik Toplum Kongresi (KODAR) Eşbaşkanı Fûad Berîtan, Türkiye-İran yakınlaşması, iki ülkenin Kürtlere karşı ortak operasyon düzenleme olasılıkları, İran’ın Ortadoğu ve içerideki açmazları ile İran’da Xamaney-Ruhani-Pasdaran arasında şekillenen güç devşirme krizine ilişkin ANF’nin sorularını yanıtladı.

KODAR Eşbaşkanı Fûad Berîtan’ın ropörtajından bazı satırbaşları şöyle:

“Türk devleti, Kürtlerle yürüttüğü savaşa İran’ı da ortak etmek için bir çabanın içerisinde. Türkiye, İran’a gelin birlikte PKK ve PJAK’ın üzerine gidelim diyor. Ama esasında tüm Kürtlere yönelik bir savaştır.”

“Türkiye, tıpkı 2011 yılında olduğu gibi Kandil’de İran’ı bir savaşın içine çekmeye çalışıyor. Ama İran da bilmeli ki başlayacak bir savaş 2011 yılında yaşandığı seviyede ve çerçevede olmaz. Bu çok yönlü bir savaş olur. Yine diğer önemli bir konu da böyle bir savaşı bekleyen birçok güç var. Adeta tuzak kurmuş, bekliyorlar.”

“İran’da Pasdaran silah ve ekonominin yanı sıra diplomatik ve toplumsal gücü de elinde tutarak büyüyor ve adeta paralel bir devlet olarak gelişiyor.”

“Bizler uzun zamandır, demokratik kesimler olarak İran’da bir muhatap arıyoruz. Böyle bir muhatap çıkması durumunda başta Kürt güçleri olmak üzere İran’ın demokratik geleceğinde yer almak istiyoruz. (…) Bunun dışında geliştirilecek bir Kürt düşmanlığı, mesela bugün Türkiye’nin İran ile yapmaya çalıştığı, büyük kaybettirir. Bunlar denenmiş olan şeylerdir. Bizi kabul etmeyen her siyaset kaybetmeye mahkumdur.”

ABD’de de Trump yönetiminin iktidara gelmesi sonrası İran’a yönelik söylemlerin sertleştiğini görüyoruz. Yine Körfez’de yaşanan Katar kriziyle birlikte İran’ın Ortadoğu savasından sınırlandırılması gibi bir proje gündemde. Siz bölgede yaşanan atmosferi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ortadoğu’da yeni bir dizaynın olduğu artık sır değil. Bu dizaynın içinde İran da yer alıyor. İran Ortadoğu’daki hegemonyasını korumak ve sağlamlaştırmak istiyor. Ama İran bunu demokratik bir yöntemle ve halkların çıkarı doğrultusunda yapmıyor. Esasında ise bölgeye baktığımızda iki hegemonya var. Biri İran’ın başını çektiği hegemonyadır, diğeri ise ABD’nin öncülük ettiği Batı eksenli hegemonyadır. Bu iki hegemonya çelişki içerisindedir. İran ABD’yi sınırlandırmaya çalışırken, Şii hegemonyasını kurmaya çalışıyor. Ama bunu da İran merkezli yapmak istiyor. Bunun içinde başta Irak ve İran olmak üzere Arap devleri içinde çeşitli güç odakları kuruyor. Böylece deyim yerindeyse savaş topunu bu ülkelerin sahasına atıp orada tutmaya çalışıyor.

İran’ın yürüttüğü diğer bir politika ise İran karşıtı blokları dağıtmak oluyor. Katar ve Türkiye gibi ülkelerle yaptığı görüşme ve anlaşmalarla kendi karşıtı cepheyi dağıtmak istiyor. Böylece ömrünü uzatmak ve İran üzerindeki tehlikeleri bertaraf etmeye çalışıyor. Katar meselesini de bu şekilde okumak gerekir. Daha düne kadar Katar’ı DAİŞ destekçisi ülke ilan eden İran, Körfez krizi sonrası Katar’ın elinden tutarak Arap blokunu parçalamaya çalışıyor. Peki ne oldu da İran bugün Katar’ı destekliyor? Çünkü İran karşısındaki blokun kendisi için tehlike olduğunu görüyor. Arap blokunun içinde olan çelişkilerden faydalanmak istiyor.

İran, bugün benzer bir politikayı Türkiye ile yürütüyor. Aynı şekilde İran ile Türkiye bölgede rekabet içerisinde olan iki ülke. Suriye meselesinde birbirlerini terörü desteklemekle suçluyorlardı. İran, Türkiye’yi DAİŞ’i desteklemekle suçluyordu. Benzer şekilde Irak, Güney Kürdistan, Arap bloku ve daha birçok konuda iki ülkenin çelişkileri vardı ve hala da var. Ama bugün bazı görüşmeler gerçekleştiriyorlar. Siyasi ve diplomatik bir yakınlaşma içerisindeler. Üst düzey askeri görüşmeler gerçekleştiriyorlar. Görülüyor ki bu görüşmelerin merkezinde Kürt halkı var. Her iki gücün hemfikir olduğu konu Kürtlerdir. Kürt karşıtlığı üzerinden bir politika geliştirmek istiyorlar. Ama onun dışında iki ülke arasındaki birçok çelişki stratejik ilişkiler gerçekleştirmelerinin önüne geçiyor. Bundan dolayı da kısa ömürlü, taktik ilişkiler gerçekleştiriyorlar. Daha çok günün ihtiyaçlarına yönelik ilişkiler geliştiriliyor.

İran Genelkurmay Başkanı Bakirî’nin Türkiye ziyareti sonrası, Türk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan dün yaptığı açıklamada İran ile ortak bir şekilde Kandil ve Şengal’e operasyon düzenleyebileceklerini söyledi. Bakirî ise İran’a dönüşü sonrası yaptığı açıklamada Kandil ve Şengal’in ismini vermese de Türkiye ile bazı noktalarda anlaştıklarını söyledi. Böyle bir olasılığı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Genel olarak Kürt karşıtı bir politika geliştirilmek istendiği görüyor. Özellikle Apocu hareket karşıtlığı ve Güney Kürdistan’daki referandum karşıtlığı üzerinden bazı ilişkiler geliştirilmek isteniyor. Türk devleti, Kürtlerle yürüttüğü savaşa İran’ı da ortak etmek için bir çabanın içerisinde. Ama İran’ın böyle açıktan bir Kürt savaşına ne kadar gireceği hala soru işareti olarak duruyor. Türkiye, İran’a gelin birlikte PKK ve PJAK’ın üzerine gidelim diyor. Ama esasında tüm Kürtlere yönelik bir savaştır.

Peki İran böyle bir savaşa girer mi?

Türk devleti ile İran’ın böyle bir süreçte Kürtlere karşı bir ittifaka girerek savaş ilan etmesi var olan sorunları ve kaosu çok daha derinleştireceği aşikardır. Diğer yandan da İran’ı çok yönlü bir savaşın içine de çekebilir. Kürt gerillası tüm Rojhilat’ta savaş tecrübesine sahiptir. Yine şehirlerde de halkını savunabilecek potansiyele de sahiptir.

Türkiye, İran’ın Ortadoğu’daki durumunu bildiğinden dolayı onu bir savaşın içine mi çekmeye çalışıyor?

Bunda şüphe yok. Türkiye, tıpkı 2011 yılında olduğu gibi Kandil’de İran’ı bir savaşın içine çekmeye çalışıyor. Ama İran da bilmeli ki başlayacak bir savaş 2011 yılında yaşandığı seviyede ve çerçevede olmaz. Bu çok yönlü bir savaş olur. Yine diğer önemli bir konu da böyle bir savaşı bekleyen birçok güç var. Adeta tuzak kurmuş, bekliyorlar. Böyle bir atmosferde İran’la savaş bizim tercihimiz değil. En akılane yol demokratik çözüm yoludur.

Ortadoğu’daki yeni dizayndan söz ediyordunuz…

Ortadoğu’da bazı değişim ve dönüşüm gerçekleştirmek isteyen 4 ana güç odağı var.

Birincisi; bölgedeki mevcut statükocu ulus-devletçi yapılardır. Tek bayrak, tek dil ve tek devlet sloganlarında ısrar eden şoven güçlerdir. İran da bunlardan biridir. Değişim ve dönüşüme kapalı olan ve bölgedeki sorunların temel kaynaklarıdır.

İkincisi; ABD’nin başını çektiği uluslararası güç odağıdır. Bölgedeki çıkarlarını korumak ve arttırmak için kendine göre siyasi, diplomatik, ekonomik ve askeri dizaynı gerçekleştirmek isteyen güçtür.

Üçüncüsü; İsrail’in gerçekleştirmek istediği projedir. İsrail bölgede bazı küçük ulus-devletler kurarak, kendi çıkarlarını korumayı hedeflemektedir. Böylece başta İran ve Arap ülkelerinin İsrail üzerindeki tehditleri ortadan kaldırılmak isteniyor.

Dördüncüsü; Bütün bu projelerin aksine duran başka bir proje var. Bu da demokratik ulus, demokratik modernite projesidir. Bu ortak yaşam, ortak çıkarlar, bir aradalık ve bölgenin çıkarlarını savunan projedir. Bunun öncülüğü ise Apocu hareket ve Kürt halkı yapmaktadır. Bunun en bariz numunesi ise Rojava’dır. Biz bunu üçüncü yol olarak adlandırıyoruz.

Yeniden İran’a dönecek olursak, Ruhani’nin seçimleri kazanmasından daha da zor olanı belki de kabineyi kurması oldu. Dini lider Xamaney ve Pasdaran’ın Ruhani üzerinde yoğun bir baskısı var. Xamaney, İran Çıkarlarını Koruma Konseyi’ne Ruhani’nin seçimlerdeki rakipleri Seyid İbrahim Reîsî ve Muhamed Bakirî Galibaf gibi isimleri dışarıdan atadı. Bunu Xamaney’in iç siyasete müdahalesi mi yoksa dışarıya karşı birlik mesajı olarak mı okumak gerek?

İran’ın bölgedeki amaçları ve yapmak istedikleri üzerinde konuştuk. Ama İran kendi içinde birçok sorun yaşıyor. İran’da hem devlet içerisinde hem de hükümet içerisinde çok farklı anlayışların olduğunu görüyoruz. İran devleti, devrimden sonraki en zor günlerini yaşıyor. İran askeri, diplomatik ve siyasi gücünü çok göstermeye çalışıyor. Ama esasında göründüğü gibi değil. İran’da birçok farklı siyasi güç odağı var.

Birincisi; velayeti fıkıhdır. Bunun öncülüğünü Xamaney yapıyor. Bunu sistemin kendisi olarak ele almak gerekir. Bunlara bağlı güçler de var. Bunlar ne olursa olsun Şii hegemonyasını savunmada ısrar eden güçlerdir.

İkincisi; Ruhani’nin öncülük ettiği orta sınıf hareketidir. Bunlar ne hüküm eden velayeti fıkıhla karşı karşıya gelmek istiyorlar, ne de halkla çelişki yaşamak istiyorlar. Dengeyi korumaya çalışıyorlar. Fazla bir güç sahibi değiller. Evet, seçimleri kazandılar, 23 milyon gibi bir oy aldılar ama değişim ve dönüşümü gerçekleştirecek bir irade sahibi değiller.

Üçüncü taraf da eskiden Xatemi’nin öncülük liberal ve reformist kesimdir. Onlar büyük oranda tasfiye edildiler. Bazıları yurtdışına kaçtı, bazıları zindanda, bazıları da İran’da yaşıyor ama herhangi bir etkileri yok.

Dördüncüsü İran’da dikkat çekici bir şekilde öne çıkan Pasdaran’dır. Silahı elinde bulunduran bu güç ekonomik kaynaklara sahip, siyaseten söz sahibi olarak adeta paralel devlet gibi gelişmeye devam ediyor. Aynı zamanda diplomatik ve toplumsal güç olan bu odak giderek büyüyor ve paralel bir devlet olarak gelişiyor. Siyaseti doğrudan belirliyor. Reformistlerin tasfiyesinde etkin rol alan bu güç, sağ siyaseti de kontrol edip talimatlarını da doğruda velayeti fıkıt’tan alıyor.

İran siyasetinde iki şey var: hükümet ve devlet. Hükümet velayeti fıkıhtır. O da Xamaney’dir. Asıl hüküm süren odur. Devlet ise bakanlıkları, kabinesi olan kurumdur. O da Ruhani’dir. Fazla bir etkinliği olmayan kurumdur. Veleyeti fıkıh da bugün devletin yani Ruhani’nin kontrol edilmesini Pasdaran’a vermiştir. Ruhani’nin Pasdaran komutanlarıyla yaptığı son görüşme de bunu iyice gözler önüne serdi. Mesele Ruhani kabinesini parlamentoya sunmadan önce Xamaney’e sundu. Bu Ruhani’nin ne düzeyde Xamaney ve Pasdaran’ın kontrolüne girdiğini gözler önüne seriyor.

Bunların içinde İran Çıkarlarını Koruma Konseyi nerede duruyor?

Xamaney, eskiden Rafsancani’nin başkanlık ettiği bu konseye seçimlerde seçilemeyen Reisi ve Galibaf gibi isimleri atadı. Xamaney bununla tam kontrol sağlıyor. Çünkü bu konseyde yer alanların tamamı veleyeti fıkıh’a mensup kişilerdir.

Peki İran’da bu “hükümet” ve “devlet” taraflarının dışında üçüncü bir cephenin varlığından söz edilemez mi?

İran’da Xamaney, Ruhani, dağılan liberal-reformist cephe ve Pasdaran’ın dışında bir de beşinci taraf var. Bunlar da halkların özgürlükleri, hakları, doğa, kadın ve tüm alanlarda özgürlük isteyen kesimlerdir. Mesele Ruhani’nin aldığı 23 milyon oy onun oyların değil. Burada bir sıkışmışlığın sonucu buraya kayan oylardır. Sandığa gitmeyen yüzde 27’lik bir oran var. Sandığa gitmeye 15 milyon kişi var. Bu kesim gittikçe güçleniyor ve sesini yükseltmeye başlıyor. Önümüzdeki süreçte İran’ın savaşı sadece dışarıda olmayacaktır.

Yani, İran nereye gidiyor sorusu bence çok önemlidir. İran’ın mevcut statükoda devam etmesi her gün onu biraz daha zayıflatıyor. Aynı zamanda onu büyük bir savaşın içine çekiyor. Bölgede hangi değişim oluyorsa İran bunun önünde duruyor. Mesela İran geçtiğimiz yıllarda biraz nefes almak için kimi adımlar atıyor gibi yaptı. Obama döneminde biraz rahat nefes de aldı. Ama Trump bunu kabul etmiyor. Uluslararası sistem de İran’ı bu şekilde kabul etmiyor. İran bazı tavizler verip uluslararası sisteme endekslenmek isteniyor. Bunun örneği de İran’ın tarihinde var. Şahlık döneminde İran oligarşisi önce uluslararası sisteme karşı durdu, sonra tavizler verdi ve daha sonra da tasfiye oldu.

Ama İran demokratik bir değişim ve dönüşümle Ortadoğu’nun başat gücü haline gelebilir. İran siyaset, felsefe ve fikir olarak bu güce sahiptir. Devrim günlerinden bunu biliyoruz. Bunun tek şartı ise demokratik dönüşüm ve halkların haklarını tanımasıdır. Şia egemenliğinden ziyade halk otoritesine dayanırsa bunu başarabilir.

Geçtiğimiz günlerde Ruhani’nin özeleştiri sayılabilecek bazı söylemleri oldu. Yine İran’da yayınlanan bazı analizlerde “Kürtlerin haklarının tanınmamasının büyük hata” olduğu gibi geç kalınmış kimi tespitler yapıldı. Sizce Ruhani bir değişim yapabilecek güce sahip mi?

Ruhani’nin şekilsel de olsa kimi küçük adımlar atma gibi niyeti olmuş olabilir. Ama Ruhani’nin gerçek anlamda bir demokratik dönüşüm yapacak gücü olmadığı kanaatindeyim. Zaman zaman “ben bu değişiklikleri yapmak istiyorum ama Xamaney bırakmıyor, Pasdaran bırakmıyor” gibi söylemlerde bulunuyor. Ama gerçek anlamda bir iradesini şimdiye kadar göremedik. Bence kendisi üzerindeki baskıları bu şekilde hafifletmeye çalışıyor. Oysa Ruhani’nin elinde olan ve yapabileceği birçok şey var. Ama yapmadı. Bu da onun ciddi olmadığı gösteriyor. Ruhani’yi sadece topluma umut vermekle görevlendirmişler. Xatemi de aynı şekilde görevlendirilmişti. Bununla da devletin ömrünü uzatıyorlar. Böyle bir şahsiyet dışa karşı İran’ın işine de yarıyor. Eğer Ahmedinejad gibi keskin bir isim olsaydı, İran’na büyük tehdit oluştururdu.

Bunun karşında sözünü ettiğiniz demokratik dönüşüm isteyen kesimler ne yapmalı?

Demokratik bir proje geliştirmek gerekiyor. Bu eksende örgütlülüğü güçlendirerek “devlet” ve “hükümet” denilen cendereye karşı üçüncü yolu güçlendirmek gerekiyor. Bizler Kürt halkı olarak mevcut İran devletinde bir umut görmüyoruz. Bizler uzun zamandır, demokratik kesimler olarak İran’da bir muhatap arıyoruz. Ama daha bu muhatap ortaya çıkmış değil. Böyle bir muhatap çıkması durumunda başta Kürt güçleri olmak üzere İran’ın demokratik geleceğinde yer almak istiyoruz.

Görüşmeye hazırız diyorsunuz yani…

KODAR olarak, geçtiğimiz süreçlerde hem yaptığımız açıklamalarda hem de yürütülen farklı farklı diplomatik faaliyetlerde İran’ın samimi olması durumunda demokratik değişim ve dönüşüme hazır olduğumuzu belirttik. Bizler de Apocu hareket olarak program ve demokratik bir proje sahibiyiz. Bizler parçalılıktan değil demokratik birliktelikten yanayız. Bunu sadece Kürt halkı için değil tüm halklar ve gruplar için söylüyoruz. Mesele parlamento göreve başlıyor. Böyle bir rol üstelenebilir. Irak anayasasıyla işe başlanabilir. Anayasal düzenlemelerle demokratik değişimlerin startı verilebilir.

Bunun dışında geliştirilecek bir Kürt düşmanlığı, mesela bugün Türkiye’nin İran ile yapmaya çalıştığı, büyük kaybettirir. Bunlar denenmiş olan şeylerdir. Bizler Ortadoğu’da hak, rol ve statü sahibiyiz. Bizi kabul etmeyen her siyaset kaybetmeye mahkumdur. Kürt halkı kendisine karşı geliştirilecek her saldırıya karşı kendisini en üst düzeyde koruyacaktır.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur