TTYO nedir? Ve yanıtın sizi korkutması için 6 neden – Lee Williams

Erdoğan ve kurmaylarının ABD gezisinde “Dünyanın dev şirketlerinin CEO’ları” ile yapıldığı belirtilen toplantının gündemlerinden biri Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı [TTYO] anlaşması idi.  AB-ABD arasında ticaret ve yatırım ortaklığı üzerine yapılacak bu anlaşma ile gümrük vergilerinin sıfırlanması,  gümrük dışı engellerin azaltılması ve yatırım kolaylıkları sağlanması planlanıyor.  Gümrük Birliği anlaşması nedeniyle AB’nin imzaladığı her serbest ticaret anlaşması Türkiye’yi bağlıyor. Bu ziyaret ve gündem vesilesi ile Ekim 2015’de Lee Williams tarafından hazırlanan ve İndependent’ta yayımlanan “What is TTIP? And six reasons why the answer should scare you” başlıklı yazıyı çevirdik

translantik

Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı [TTYO- The Transatlantic Trade and Investment Partnership] AB ve ABD arasında çoğunlukla gizli yürütülen bir dizi ticaret görüşmesidir. İki taraflı bir ticaret anlaşması olan TTYO, büyük işletmelerin ticaret yapması için gıda güvenliği yasası, çevre mevzuatı, bankacılık düzenlemeleri ve tek tek ulusların egemen güçleri gibi düzenleyici bariyerlerin düşürülmesi ile ilgilidir. War on Want kampanya grubunun Yönetici Müdürü John Hilary’nin dediği gibi bu, “Ulusötesi şirketler tarafından Avrupa ve ABD toplumlarına bir saldırı”dır.

TTYO müzakerelerinin başladığı geçen Şubat’ın öncesinden beri süreç gizli kapaklı ve antidemokratik olmuştur. Bu gizli kapaklılık devam etmektedir, müzakerelerle ilgili hemen hemen tüm enformasyon sızdırılan belgeler ve Enformasyon Özgürlüğü taleplerinden meydana gelmektedir.

Ama endişe verici olanı, görüşmelerin gizli doğası sorunlarımızın en önemsizi olabilir. TTYO’dan niçin korkmamız (aslında çok korkmamız) gerektiği ile ilgili diğer altı sorun şunlardır:

1 – NHS (National Health System [Ulusal Sağlık Sistemi])

Kamu hizmetleri, özellikle NHS, tehlike altındadır. TTYO’nun ana hedeflerinden biri Avrupa’nın halk sağlığı, eğitim ve su hizmetlerini Amerikan şirketlerine açmaktır. Bu esas olarak NHS’nin özelleştirilmesi anlamına gelebilir.

Avrupa Komisyonu, kamu hizmetlerinin TTYO’nun dışında tutulacağını iddia etti. Ancak Huffington Post’a göre, Birleşik Krallık Ticaret Bakanı Lord Livingston NHS ile ilgili görüşmelerin hâlâ masada olduğunu itiraf etmiştir.

2 – Gıda ve çevre güvenliği

TTYO’nun “düzenleyici yakınsama” gündemi gıda güvenliği ve çevre üzerindeki AB standartlarını ABD’ninkilerle yakınlaştırmaya çalışacaktır. Fakat ABD düzenlemeleri daha az sıkıdır, şu anda ABD süpermarketlerinde satılan işlenmiş gıdaların yüzde yetmişi genetiği değiştirilmiş bileşenleri içermektedir. Buna karşılık AB, genetiği değiştirilmiş gıdalara neredeyse hiç izin vermemektedir. ABD pestisitlerin kullanımı ile ilgili de daha yumuşak kısıtlamalara sahiptir. ABD ayrıca, AB’de kanser ile bağlantıları nedeniyle kısıtlı olan, sığır büyüme hormonlarını kullanmaktadır. ABD çiftçileri, Dünya Ticaret Örgütü aracılığıyla bu kısıtlamaların kaldırılması için geçmişte defalarca uğraştı ve öyle görünüyor ki bunu tekrar yapmak için TTYO’yu kullanacaklar.

Aynısı AB’nin REACH[1] düzenlemelerinin potansiyel olarak toksik olan maddeler üzerinde çok sert olduğu çevre için de geçerlidir. Avrupa’da bir şirket kullanılmadan önce bir maddenin güvenli olduğunu kanıtlamak zorundadır; ABD’de ise tersi geçerlidir: herhangi bir madde güvenliği olmadığı kanıtlanana değin kullanılabilir. Bir örnek olarak, AB şu anda kozmetikte kullanılan 1.200 maddeyi yasaklamaktadır; ABD de ise bu rakam sadece 12’dir.

3 – Bankacılık düzenlemeleri

TTYO her iki tarafı etkilemektedir. Mutlak güce sahip Londra Şehri’nin etkisi altında olan Birleşik Krallık’ın ABD bankacılık düzenlemelerinin biraz daha gevşeğini aradığı düşünülmektedir. Amerika’nın finansal kuralları bizimkilerden daha serttir. Finansal krizin ardından bankaların gücünün doğrudan kontrol edilmesini yürürlüğü koydular ve benzer bir krizin tekrar meydana gelmesini önlediler. TTYO’nun bu kısıtlamaları kaldırmasından ve tüm bu yetkilerin etkin bir şekilde yeniden bankacılara teslim edilmesinden korkuluyor.

4 – Gizlilik

ACTA’yı (Sahtecilik Karşıtı Ticaret Anlaşması) hatırlıyor musunuz? İnternet servis sağlayıcılarının insanların çevrimiçi etkinliğini izlemesine gereksinim duymasının, haklı olarak bireysel gizliliğe saldırı olarak görülmesiyle birlikte halkın büyük tepkisi sonrasında 2012 yılında Avrupa Parlamentosu’nda büyük bir çoğunluk tarafından reddedilmişti. TTYO’nun, demokratik yaklaşım işe yaramazsa her zaman arka kapının var olduğunu kanıtlayan ACTA’nın merkezi unsurlarını geri getirebileceğinden endişe ediliyor. Veri gizliliği yasalarında bir gevşemenin ve ilaç firmalarının klinik çalışmalarına kamu erişiminin kısıtlanmasının da kartlarda olduğu düşünülüyor.

5 – İşler

AB, çalışma standartları ve sendikal hakların düşük olduğu ABD’deki işlerle değiştirildikçe TTYO’nun muhtemelen işsizliğe neden olacağını itiraf etti. Beklenen işsizliği telafi etmek ile ilgili Avrupa destek fonlarından yararlanılması için AB üyelerine tavsiyede bulunuldu.

Dünyadaki diğer benzer ikili ticaret anlaşmalarından örnekler iş kaybı iddiasını desteklemektedir.  ABD, Kanada ve Meksika arasındaki Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (NAFTA), vaat edilen yüz binlerce ekstra işin yerine 12 yılda ABD’de bir milyon iş kaybına neden olmuştur.

6 – Demokrasi

TTYO’nun topluma en büyük tehdidi demokrasi üzerindeki esas saldırısıdır. TTYO’nun ana amaçlarından biri hükümet politikaları kâr kaybına yol açtığında şirketlerin hükümetleri mahkemeye vermesine izin veren Yatırımcı-Devlet Anlaşmazlık Çözümü’ne (ISDS) giriştir. Gerçekte bu, seçilmemiş ulusötesi şirketlerin demokratik olarak seçilmiş hükümetlere politikalarını dikte etmeleri anlamına gelir.

ISDS’ler dünyadaki diğer ikili ticaret anlaşmalarında halihazırda yürürlüktedir ve İsveçli enerji şirketi Vattenfall’ın Japonya’daki Fukuşima felaketinin ardından nükleer santrallerini aşamalı olarak durdurma kararı alan Alman hükümetine milyarlarca dolarlık dava açtığı Almanya’daki gibi adaletsizliklere neden olmaktadır. Burada demokratik olarak seçilmiş bir hükümet tarafından yürürlüğe koyulan bir halk sağlığı politikasının potansiyel kâr kaybı nedeniyle bir enerji devi tarafından tehdit edildiğini görüyoruz. Hiçbir şey daha alaycı bir biçimde anti-demokratik olamaz.

Şu anda dünyada uluslarla şirketlerin karşı karşıya olduğu 500 benzer durum söz konusudur ve hepsi ‘hakem heyetleri’ şirket avukatları tarafından oluşmadan önce gerçekleşmektedir. War on Want’tan John Hilary’ye göre bu, “işletme lehine hüküm veren kanuni haklarla” birlikte “düzmece mahkemelerden daha fazlası”dır.

Bu yüzden sizi bilmem, ama ben korkuyorum. TTYO’nun aksine oy kullanacağım… bir dakika bekle… yapamam. Sizin gibi TTYO’nun kontrol ettiği veya etmediği hiçbir şey ile ilgili söz sahibi değilim.  Yapabileceğim tek şey, mümkün olduğunca çok insana söylemek, umut ederim ki sizin de öyle. Demokrasiye yönelik bir saldırıyı kabul etmeye zorlanabiliriz fakat en azından sessizlik komplosu karşısında mücadele edebiliriz.

[1] REACH: Kimyasal kullanımı nedeniyle oluşan tehlikeler karşısında insan sağlığını ve çevreyi koruma amaçlı hazırlanan Avrupa Birliği düzenlemesi

 Lee Williams’ın yazısı İndependent gazetesindeki orjinalinden Diyar Saraçoğlu tarafından Sendika.org için çevrilmiştir.

 

 

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur