Korku ve utanç duvarları (2): Dünyadaki duvarlar – İsmail Kılınç

Daha öncede belirttiğimiz gibi duvar deyince hemen Berlin Duvarı ya da İsrail-Filistin sınırına İsrail’in inşa etmeye devam ettiği duvar ile ABD-Meksika arasındaki duvarlar geliyor. Oysa dünyamız o kadar çok duvarla örülü ki aşağıdaki çizelgeyi görünce “Olamaz bu kadar duvar” diyeceksiniz. Ne yazık ki duvarlar örülmeye devam ediyor. Korku ve utanç devam ediyor. Neden yeni duvarlar yapılmaya devam ediyor sorusuna küreselleşmenin sonucu diyebiliriz. Mal ve insan akımı karşısında bilinen sınır -tel örgülü, mayınlı- yeterli kalmıyor (Pascal Boniface, a.g.e) Özellikle küreselleşme sonucu giderek artan fakirlik ve sefalet karşısında Güney’in insanları Kuzey’e gitmek istiyor. Bir ölçüde de, 11 Eylül saldırılarıyla terörizmin artışı da belki duvarların örülmesinde etkili (ya da bahane) olmuştur diyebiliriz. Peki gerçekten etkili olabiliyor mu? Hayır. Her gün yazılı ve görsel basında kaçak göçmenlerin umutsuz, ölümlü öykülerini izliyoruz. Duvar geçici olarak, kısa vadede bir rahatlık sağlayabilir. Ama uzun dönemde duvarı yaratan nedenin ortadan kaldırılması gerek ki bu da çözümü çok zor bir olay. İsrail ve Filistin barış antlaşması imzalandığında ve iki devlet Ortadoğu’da egemen olarak yerini aldığında -belki- duvar kalkabilir. Meksika ya da Afrika ülkeleri geliştiğinde ya da gelişmeleri engellenmediğinde, kaynakları ve insanları sömürülmediğinde, yurdunda karnı doyan insan göçü düşünmediğin de duvarlar yıkılabilir, kalkabilir.

dunyadaki-duvarlar-tablo

Gördüğümüz gibi yıkılması gereken duvar çok sayıda. Bu çizelgede olmayan bir başka duvar projesi ise İran’ın. Tahran yönetimi, PJAK’ın (Kürdistan Özgür Yaşam Partisi) sızmalarına engel olmak için Türkiye ile olan 454 kilometrelik sınırının stratejik noktalarına duvar örmekte. (H:Erkut, E.Çobanoğlu-16.09.2009-radikal.com.tr/default.asp..) Ünlü Berlin Duvarı’nın 1989’da yıkılmasından sonra çok duvar örülmüş. Bu tarihten önce yapılanlar ise az sayıda: İki Kore’yi ayıran sınır, Kıbrıs’ta yeşil hat, İrlanda’daki barış duvarı ki artık turistik bir görünüm almıştır ve diğer birkaçı. Diğerleri ise yapım halinde ya da yapılması düşünenler. Korku devam ediyor ve utançta devam edecek. Son yıllarda Türkiye’den kara ve deniz yoluyla çok sayıda insan Yunanistan ve Bulgaristan üzerinden Avrupa’ya gitmeye çalıştığından Bulgaristan’da sınırına duvar örmüştür.

Duvar uzunlukları da şaşırtıcı. Bilinen en uzun duvar Çin Seddi’dir. Yıkılmış olan kısımlarıyla birlikte 6000 kilometre olan duvarın, bugün ayakta olan kısmı 2500 kilometredir. Yukarıda da gördüğümüz gibi Hindistan/Bangladeş ve ABD/Meksika arasındaki duvarlar daha uzun olacak. Toplam uzunluğu ele aldığımızda yaklaşık 23.000 kilometrelik bir duvarla karşı karşıya kalırız. Yani dünya çevresinin yarısı. Yapılma amaçlarına göz attığımızda ise duvarların, genellikle göç, terörizm ve uyuşturucu kaçakçılığına karşı inşa edildiklerini görüyoruz. Bunun yanında, çatışma alanında inşa edildikleri ve paylaşılamayan bir toprak parçası için yapıldıklarını da görüyoruz, ama paylaşılamayan bir toprak parçası var ise burası zaten bir çatışma alanıdır. Her ne amaçla yapılmış olursa olsun, duvarlar iki toplumu bölen, diğerini ötekileştiren, diğerinden korkulan bir engel olarak karşımıza çıkmaktadır. Göçü ya da terörizmi duvar örerek engellemek olanaklı mıdır? Çatışmayı ya da paylaşılamayan bir toprağı duvar örerek nereye kadar sürdürebiliriz? Uyuşturucu ticareti duvarları aşamaz mı? Duvar barışı sağlayabilir mi? Önemli olan duvarın yapılmasında var olan nedenlerin ortadan kaldırılması değil midir? Kaçak göçmenleri yakalayıp tekrar dört duvar arasına hapsetmek çözüm müdür?

Şimdi bu duvarlardan kimi önemli olanların özelliklerini görelim. Böylece esas inşa amaçlarını da görmüş oluruz.

İsrail-Filistin arasındaki duvar, 2002’de Ariel Şaron hükümetinin aldığı bir kararla yapılmaya başlandı. Güvenlik gerekçesiyle yapılmaya başlansa da, İsrail’in bu duvarla (1967 sınırına göre) toprak kazancı %9 olmuştur. Her 50 metrede bir güvenlik kameralarının bulunduğu duvarın kent çevrelerinde yüksekliği 9 metreye ulaşır.

ABD-Meksika sınırındaki Rio Grande nehrini izleyen duvar 4.5 metre yükseklikte olup, şu ana kadar bu duvara 8 milyar dolar harcanmıştır. Bu duvarda görevli polis sayısı ise 18 bindir. Ancak duvara karşın her yıl yaklaşık 2 milyon kişi sınırı geçmeye çalışmaktadır. 2005 yılında bu duvarı geçmek isterken ölen kişi sayısı 441’dir. 10 yılda ise 4000 kişi hayatını kaybetmiştir. Kaçak göçmenlerin ABD’den her yıl Latin Amerika’ya gönderdikleri para 45 milyon dolardır. Bu paranın peşinde olan insanları durdurmanın bir yolu değildir duvar. Duvar sadece göç akımının yönünü ve yerini değiştirmektedir (Tribune de Geneve, 11-01-2006, unetoilecontreunmur. org/z-4647/ index.asp?id).

1950’deki savaş sonrası iki Kore arasında yapılan duvar 4 kilometre derinliğe sahiptir. Duvarda 700 bin Kuzey Koreli ve 410 bin Güney Koreli asker beklemektedir. Sınırda tam 1 milyon mayın vardır. Bu tampon bölge çevrecilerin de ilgisini çekmektedir. Çünkü el değmemiş bu bölge doğa, hayvan açısından çok zengindir. Tarım alanı olarak kullanılırsa, özellikle Kuzey Kore’nin açlık sorunu da, bir ölçüde çözülebilir.

Hindistan-Bangladeş arasındaki duvar her ne kadar kaçak göç için yapılmış olsa da, bağımsızlık mücadelesini önleme, El Kaide’ya bağlı İslamcıları engellemek içindir.

Batı Sahra’daki çöl duvarı Polisario örgütünden korunmak için Fas tarafından 1980-87 yılları arası yapılmıştır. Fas için maliyeti her yıl 2 milyon avrodur. Mayınlı bir arazi olup, 50 kilometreyi gören radarlarla donatılmıştır. Her 1.5-2 kilometrede asker bulunur.

Fas’ta İspanya’ya ait iç araziler olan Ceuta ve Melilla kaçak göçmenlerin, Avrupa’ya gidebilmek için sık sık uğradıkları bir bölgedir. Kameralı, elektronik alıcılı bir tel duvarla korunmuştur. 28 Eylül 2005’de 800 kadar kaçak göçmen tel örgüleri parçalayarak bu arazilere girerler. 100 kişi içeri girmeyi başarırken, çıkan çatışmalarda 6 kişi ölür. Ama bu tarihten sonra kaçak sayısı 3 kat artar. (lejdd.fr/international.a.g.site)

Şarmel Şeyh’te yapılan duvar, Bedevileri turistik yörelerden uzaklaştırmak için yapılmıştır. 2005 yılında, burada yapılan saldırıda 100 kişi ölür ve bedevilerin yaptığı söylenir. Bedeviler, daha sonra Sina Yarımadası’nın kuzeyine göç ederler.

2014 yılında Berlin Duvarı’nın yıkılışının 25.yılı kutlandı. 1989 yılında duvarın yıkılmasıyla ortaya çıkan umut 25 yıl sonra çok sayıda duvarın örülmesiyle umutsuzluğa dönüştü ve korku ve utanç duvarları giderek çoğalırken, bu duvarları aşmak için ölenlerin sayısı da çoğalıyor. Küreselleşmede, finans kaynakları hiçbir sınır, duvar tanımaksızın istediği her ülkeye girip vurguncu gelirler elde ederken, elinde avucunda ne varsa harcayıp duvarları geçmek isteyen insanlar duvar önlerindeki mezarlarından öteye gidememektedirler. Ne kadar yüksek ya da uzunlukta duvar yapılırsa yapılsın, insan bu duvarı aşacak gücü, aklı, olanağı bulacaktır. Önemli olan bir ya da iki duvarın yıkılması değil, dünyada duvarları ortaya çıkaran nedenlerin ortadan kaldırılmasıdır.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur