Aklından geçirip de eli mühre gitmeyenlere: HDP neden barajı geçmeli? – Özge Ozan

7 Haziran yaklaştıkça her sohbet dönüp dolaşıp seçime geliyor. “Hayırlı bir iş” için memleketimiz Rize Fındıklı’ya gidip, yeni dönen babamla telefonda konuşuyoruz, diyor ki ‘Bizim köyde HDP konuşuluyor’.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde Demirtaş’a birkaç oy çıkmış köyden. Babam diyor ki “Bu defa herkesin dilinde bi HDP var. Ama seçim günü geldiğinde eller mühre gider mi işte orasını bilmem.” “Neden” diye soruyorum “Kafası karışık herkesin” diyor. Konuşmadan anlaşılan, AKP’ye, Erdoğan’a öfke baki de iş HDP’ye oy vermeye gelince tereddütler yatıştırılamıyor, AKP de bu tereddütlere oynuyor, hem de her yolla.[1] Elde Kuran gezerek, tek merkezden yönetilen ve HDP’yi Batı’da siyaset yapamaz hale getirmeyi hedefleyen faşist saldırıları yaygınlaştırarak, provokasyonlarla, bombalar patlatarak…

E o zaman, o eller mühre gidene kadar bizler de tekrar tekrar “HDP neden barajı geçmeli”, işte bunu, çok da dallandırıp budaklandırmadan anlatmalı, konuşmalı, tartışmalıyız. Son güne kadar, bıkmadan, usanmadan…

Bir Laz ya da Hemşin köyünde, bir fabrikada, bir Alevi mahallesinde, bir okul sırasında, konuşmanın, anlatmanın, ikna etmenin “sırrını” da “dilini” de en iyi devrimciler bilecektir.

Erdoğan’ın da deyişiyle “Seçimin HDP ile AKP arasında geçiyor” olmasının nedeni basit; HDP’nin baraj altında kalması ya da barajı aşması, seçim sonrası düzen siyasetinin şekillenişini ciddi biçimde belirleyecek. Yani meclis aritmetiğini, dolayısıyla AKP’nin iktidar planlarını etkileyecek.

Peki HDP barajı neden geçmeli?

Diktatörlüğün anayasal temel kazanmasını engellemek için

Erdoğan’ın çürümüş diktatörlüğüne başkanlık sistemi adı altında anayasal bir temel kazandırmasını engellemek için 7 Haziran’da HDP desteklenmeli.

Meclis aritmetiği açık. HDP barajı geçerse Erdoğan, fiilen uygulamaya çalıştığı başkanlık sistemine yasal kılıf oluşturacak bir Anayasa değişikliği için yeter sayıda milletvekili bulamayacak. Hatta diğer muhalefet partilerinin de oy oranlarını arttırması durumunda AKP’nin tek başına iktidar olamaması da bir ihtimal.

AKP’nin krizini büyütmek için

AKP, iktidar çoğunluğunu elde edebilse bile HDP’nin Meclis’e girmesi ile milletvekili sayısında ciddi bir düşüş, bir seçim yenilgisi yaşayacak. Bu durum belki Erdoğan’ı diktatörlük hayallerinden vazgeçirmeyecek, iktidarını korumak için faşist baskı yasaları ve polis terörü ile yönetme stratejisini değiştirmeyecek ancak AKP’nin kırılganlığını arttıracak.

AKP’nin çelişkili ve çıkar paylaşımına dayalı çürümüş yapısının ancak Erdoğan despotizmi etrafında kurulu güç merkezinin yapıştırıcılığıyla bütünlüğünü koruyabildiği biliniyor. Haziran İsyanı, sokak hareketinin bu gücü nasıl sarstığını, gücün sarsılmasının ise AKP saflarında yalpalamaları açığa çıkardığını göstermişti. Erdoğan, Haziran İsyanı’ndan itibaren toplumsal meşruiyetini kaybederek tek meşruiyet kaynağı olarak sandığı göstermiş, ancak yerel seçim ve cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki başarısına rağmen AKP’nin iç bütünlüğünü sağlamakta, kitlesini her eyleminin/söyleminin arkasında tutmakta zorlanmıştı.

Seçim öncesi sıkça ortalığa saçılan iç gerilimlere ve Erdoğan’ın başkanlık zorlamasının yarattığı rahatsızlığa bakıldığında sandık avantajını kaybetmenin bu gerilimleri büyüteceği görülüyor. AKP’nin alacağı sandık yenilgisi, toplumsal muhalefete ve AKP karşısında konumlanan halk kesimlerine moral verecek, AKP saflarında ise çözülmeyi hızlandıracaktır.

Kürt halkının Meclis’te kendi tercih ettiği adaylarla temsil edilmesi için

HDP barajı geçemezse Kürt illerindeki milletvekillerinin çoğunluğunu AKP kazanacak. İktidarı döneminde on binlerce Kürdü cezaevlerine dolduran, onlarca Kürt çocuğun ölümüne neden olan, Uludere katliamını gerçekleştiren, Kürt illerinde gerici dinsel tarikat ve cemaatleri örgütleyen, 90’lı yıllardaki kirli savaşta cinayetleri ile tanınan Hizbulkontra’nın HÜDA-PAR olarak örgütlenmesine zemin hazırlayan AKP.

Bu olursa, Kürt halkı, siyasal-kültürel hakları için sürdürdüğü mücadelede, Fırat’ın batısı ile daha olumlu bir ilişki kurmasını koşullayan parlamenter zemini kullanamayacak.

Tam da bu nedenle, HDP, AKP’nin Kürt halkının parlamenter sistemdeki temsil hakkını gasp etmesini engellemek, Kürt halkının Meclis’te kendi tercih ettiği adaylarla, demokrat, ilerici, emekten yana vekillerle temsilini sağlamak için desteklenmeli.

Demokratik bir ülke için

Yüzde 10 barajı 12 Eylül faşist darbesinin ürünü. Darbenin “istikrar” adı altında uygulamaya soktuğu bu baraj, halkı-emeği örgütsüzleştirerek siyasete katılımını sınırlama politikasının bir yansıması. Üstelik yüzde 10 barajı, yurttaşı seçmene indirgeyerek “4 yılda bir oy ver” diyen egemen siyasette “seçmen iradesi”nin dahi bir hükmünün olmadığını da gösteriyor. Bu orandaki barajın dünyada bir başka örneği yok.

HDP’ye 80’den bu yana süren bu seçim barajının kaldırılması ve seçim yasalarının demokratikleştirilmesi mücadelesine güç vermek için destek verilmeli.

Faşizme karşı omuz omuza mücadele etmek için

HDP sosyalist programa sahip bir parti değil. Kürt hareketinin ulusal karakterinin getirdiği heterojen yapı içinde kimlik siyasetinin merkezi bir konuma sahip olması, laiklik ilkesinde tutarlı bir çizginin izlenememesi, hareketin reel-politiker tavrı, anti-emperyalizmin başat ilke olmayışı önemli handikaplar. Ancak HDP, faşizme karşı demokrasi mücadelesinin önemli bir öznesi. Kürt halkının uzun yıllara yayılan insan hakları ve kadın özgürlük mücadelesi içinde yarattığı değerleri taşıyor, emek yanlısı/sol bir perspektifle programını oluşturuyor.

HDP, AKP’nin yukardan aşağı örgütlediği dinsel gericiliğe, ayrımcılığa, erkek egemenliğine, şoven-milliyetçi söylemlerine, Erdoğan’ın diktatörlük hevesine ve iktidarın faşist uygulamalarına karşı, savunduğu ilerici değerler nedeniyle 7 Haziran’da desteklenmeli.

Sadece seçim sürecinde HDP’nin AKP yönlendirmesi ile uğradığı saldırılar dahi 7 Haziran’da HDP’ye verilecek desteğin aynı zamanda anti-faşist mücadelenin bir gereği ve 8 Haziran’dan itibaren ortak mücadele zeminlerinin güçlendirilmesinin önemli bir koşulu olduğunu gösteriyor.

 ‘Seni başkan yaptırmayacağız’

Sol taban içinde HDP’ye karşı propaganda için kullanılan en belirgin söylem HDP’nin seçimlerin ardından AKP ile işbirliği yaparak Erdoğan’ın başkanlığına geçit vereceği oldu. HDP’nin AKP ile uzlaşacağı argümanı “çözüm süreci”nde AKP ile aynı masaya oturmuş olmasına dayandırılıyor. “Kimle oturacaktı” sorusuna yanıt verilemiyor ama asıl olarak bu söylemle üzeri örtülen gerçek, toplumu faşist baskı yasaları ve anti-demokratik uygulamalarla yönetmeye çalışan AKP’nin Kürt sorununun çözümünde demokratik bir açılım yapma kapasitesinin olmadığı. Kürt sorununda çözüme ilişkin somut ilerleme olmaksızın HDP-AKP arasında bir işbirliğinden söz edebilmek ise mümkün değil.

Seçim kampanyasını doğrudan “Seni başkan yaptırmayacağız” söylemi üzerinden kuran ve seçim çalışmasını Erdoğan karşıtı bir eksene yerleştiren HDP ile Erdoğan arasındaki gerilim büyürken HDP sözcülerinin deyişi ile Erdoğan, AKP’nin azalan oylarını toparlamak için aslına rücu ederek pek övündüğü “süreci” dondurdu. Provokasyonlar HDP binalarına bombalı saldırılara kadar uzandı. Bunlar AKP’nin Kürt sorununun demokratik çözümü konusunda bir inisiyatif alma ihtimalinin olmadığının en güncel kanıtları.

HDP’yi 7 Haziran seçimlerinde desteklemek, AKP karşısında, Kürt sorununun demokratik ve toplumsal çözümünü savunmak bakımından da anlamlı. HDP’nin emek yanlısı, sol söylemler ve programla Erdoğan’ın karşısında net bir tutumla yer alması ve sosyalistlerin de bunu teşvik eden adımlar atması Fırat’ın batısında şovenizmin zayıflatılması açısından önem taşıyor.

Yine sokak, yine mücadele

Elbette, HDP barajı geçince ülke güllük gülistanlık olmayacak. Neoliberal gerici-faşist bir programın uygulayıcısı olan AKP sandıkta istediği sonucu alamasa da işlevsizleşmiş bir parlamento, Erdoğan tarafından tanınmadığı ilan edilmiş ve fiilen delik deşik edilmiş bir anayasa, iktidarını sürdürmek için her şeyi göze almış bir Erdoğan 8 Haziran’ın gerçeği olacak. HDP meclise girse de Erdoğan’ın diktatörlük eğilimi bitmeyecek, yasa ve hukuk tanımazlığı sonlanmayacak, ülkeye demokrasi gelmeyecek.

Ancak her iki durumda AKP’nin bu kriz/krizlerle baş etme yöntemleri değişecek. Sosyalistler krizi devrimci şekilde derinleştirmede önemli bir inisiyatif alabilir, aksi halde kriz gerici şekilde derinleşebilir; ya Başkanlık sistemine ya da AKP’li veya koalisyonlu, savaş ve provokasyonlarla temeli atılan bir terör yönetimine gidebilir. HDP’nin Meclis’e girmesi Erdoğan’ın planlarını sekteye uğratacaktır.

Ancak bu krizin devrimci biçimlerde derinleştirilmesi ve neoliberal-gerici-faşist Erdoğan düzeninin yıkılmasının yolu halkın bağımsız politik eyleminden, örgütlenmesinden ve sokaktan geçiyor.

Henüz sadece “aklından geçirenleri” 7 Haziran’da mührü HDP’ye basmaya ikna etmek için yaptığımız çalışmalar aynı zamanda 8 Haziran Türkiye’sinde, tüm olasılıklara hazırlık olacaktır.

Dipnot:

[1] Ne yazık ki 7 Haziran’da HDP’ye oy vermeye eğilimli geniş kesimlerin tereddütlerine oynayan tek aktör AKP değil. Ama bu yazı, polemik yapmayı değil, “HDP neden barajı geçmeli”, bunu anlatmaya odaklı.


Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur