Ay-Fon, Ay-Ped, Ay-Saat ve tüketim çılgınlığı – İsmail Kılınç

Sermaye sizi teknobağımlı yapar. Robotlaştırır. Kitle tüketimi kazanının içine atar. Siz de debelenip durursunuz. Çıkmak kolay değildir. Hapseder sizi tüketimin içine. Yoksa paranız almaya Ay-Fon ya da Saat, kredi kartı verir, ucuza borç verir

En son Ay-Fon’u almak için çoğu aklı başında insanlar neden sabahın köründe mağazanın önünde kuyruğa girip saatlerce beklerler? Satın alacakları tekniğin neye yaradığını bile bilmeden…

Kapitalizmin beyinleri yıkaması cihatçıların beyin yıkamasından farklı mıdır?

Teknolojinizi yaratmazsanız o sizi yakalar ve dokunmatik yapar.

Sermaye kolektif çılgınlığı yaratır ve karşınıza geçip keyif çatar. Çılgınlığı peşinde insanları koştururken o çılgın kârının peşindedir. “Geliri yok yemeye Ay-Fon’la gider gezmeye.” Süründürürken bile sömürür.

Ben cebimde 2500 ya da 3000 TL taşımak istemiyorum. Çok riskli. Restoranda yemek yerken ya da bir yerde kahve içerken Ay-Fon’umu masaya koymak istemiyorum. Caka satmak için koyanları da uyarıyorum.

Bit pazarından aldığım saat hala çalışıyor. Saati saniye saniye doğru veriyor. Kurmama gerek yok. Pilini de 4 yılda bir kez değiştirmem yeterli. Saati kolumda taşımaya da gerek kalmadı sanırım. Niye mi? Ankara’nın her meydanına dikilen rokoko türü saatler çalıştığı zaman bana saatin kaç olduğunu söylüyor. Ne hizmet ama!

Ay-Fon’dan sonra Ay-Saat de çıktı. Anladınız hemen saatten konuşmaya başladığımda. Fiyatı 350 dolar ile 11 bin dolar arasında. Modeline göre farklı yani insanın tercihlerine göre, hangi sınıftaysanız. İşçiler 350 dolara burjuvalar altın kaplısını 11 bin dolara alabilir. En son teknoloji. Büyük yenilik.

Her teknoloji yenilik mi? Her yenilik teknoloji mi? Kimin teknolojisi? Yararı kime?

Reklamlara bakılırsa eski saatleri taşıyanlar hiçbir şeyin farkında değiller. En son teknolojiyi görmediler henüz. Kolunuzda Ay-Saat. Ama saati yanlış gösterebilir. Niye mi? 18 saatte bir şarj etmeniz gerekli. Yoksa bir işe yaramaz. Sadece kolunuzu süsler. Fiyaka atarsınız.

18 saat ise üreticinin size verdiği ortalama bir süre. Belki daha az bir sürede şarja takacaksınız. Neyse zaten evin içi şarj aleti doldu; Ay-Fon, Ay-Ped derken… Bir de hanımın ve çocuklarınkiler var. Evde her prizde bir alet var. Bıktım ya.

Ama bu saat öyle bildiğiniz saatlerden değil. Telefon olarak da kullanacaksınız. Keşke Ay-Fon’u almasaydınız. Ne bileceksiniz bu yeniliğin birkaç yıl içinde geleceğini.

Ama sermaye yapmıştır hesabını. Bekler birkaç yıl. Hele bir satılsın şu piyasaya yeni çıkanlar.

Tüketim çılgınlığı dalgaları içinde Ay-Saat de kolunuza takılacak. Oldu mu cebinizdeki değer 3-4 bin TL! Gel de şimdi yanında bir korumayla dolaşma.

Hava durumu, borsada alım-satımlar, enflasyon oranı, endeksler, kalp atışlarınız, tansiyon filan hepsi saatin içinde. Sanki bir bu eksikti. Her saat, her dakika tansiyona bak, borsaya bak, yarın İstanbul’da hava nasıl olacak, yollarda trafik nasıl. Eskiden nasıl rahattım. Nerden çıktı şimdi bu sorular!

Bakın nasıl yaratılıyor ihtiyaç. Tuzağa düştünüz yine.

Sermaye böyledir. Hep tuzağa düşürür. Sonra keyifle sizi seyreder. Çıkmanız içinde ödeme yapmanız gerek. Acımasızdır.

Diyelim bankada çalışıyorsunuz. Saatinizle artık her saniye, her dakika borsayı, alım-satımları takip edersiniz. Önünüzdeki bir yığın bilgisayara ne gerek var. Unutmuştunuz değil mi onları! Ama boş zamanlarınızda saatinizle oyun da oynayabilirsiniz. Ben şahsen her saniye, her dakika tansiyonum kaç, kolesterol hangi düzeyde görmek istemiyorum. Takıntılı olanlar varsa o başka. Zaten bunların saate ihtiyacı olmaz. Olur mu?

Diyelim aldınız Ay-Fon, Ay-Saat. Bakın 5 yıl önce çıkanlara. İkinci el tezgâhlarında binlercesi dolaşıyor. Sermaye size söylemedi mi bunların ömrünün bu kadar yıl olacağını? Ya da 5 yıl sonra yeni bir model çıkaracağını? Ayıp etmiş valla. Olmaz ki böyle. Pilin ömrü ne kadar? Kabloyu kaybettiniz. Nerde bulabilirsiniz ki? Çin’den gelmiyor mu bunlar? 5 yıl sonra yeni versiyon. Gel de işin içinden çık. Eskisini at çöpe gitsin.

Sermaye de onu istiyor zaten. Yine kazanan o. ELMA’nın cirosunun artması gerek. Kârının artması gerek. Yoksa size nasıl bu yenilikleri sunabilir ki! Çin’de, Vietnam’da, Kamboçya’da emeği sömürerek, çoluk çocuk aç karnına çalıştırarak sizin çılgınlığınıza yanıt vermesi gerek. Bana ne emek sömürüsünden, bana ne nerede üretildiğinden. Benim kalp atışlarımı anında ölçüyor ya.

Ay-Saat’in en pahalısı 11 bin dolar imiş. Altın kaplı ama altından daha pahalı. 24 karat altının gramı 25 avro. Saatteki 30 gram altın eder 750 avro. Siz kaça aldınız? Keşke altın alıp yatırım yapsaydınız daha kazançlı çıkardınız. Ama altın da tansiyonu ölçemez ki.

Sermaye sizi teknobağımlı yapar. Robotlaştırır. Kitle tüketimi kazanının içine atar. Siz de debelenip durursunuz. Çıkmak kolay değildir. Hapseder sizi tüketimin içine. Yoksa paranız almaya Ay-Fon ya da Saat, kredi kartı verir, ucuza borç verir.

Yaşadığımız şu dünyada iletişimsiz olmaz ki dediğinizi düşünüyorum. Doğru. Eski telefonunuzu niye attınız çöpe? Çalışmıyor muydu yoksa modası mı geçmişti? Şu eski Ericson, Nokia… Nerelerdesiniz? Alın PTT’den bir telefon kartı. Her yerde ankesörlü telefon var. Evet, bir zamanlar bunları kullanıyordunuz ve hala kullanabilirsiniz.

Bırakın telefonunuzu evde bazen. Rahatlayın. Yürüyüşe çıkın. Görüşmeyin biraz. Atmayın kısa ileti sağa sola. N’olur? Dünyanız yıkılmaz ki. Kim aradı, kim ileti bıraktı takıntısından kurtulun. Metroda, otobüste kitap okuyun. Gençler gibi yaşlılara yer vermemek için kafanızı ekranın içine sokmayın. İnsanların yüzüne bakın. Oyun oynayın ama parkta, bahçede.

Manyetik dalgaların beyinde yarattığı risklerden hiç söz etmedim. Zaten bunları biliyorsunuz ve her gün, her yerde yazılıyor. Bilimsel araştırmalar her gün zararlarını ortaya çıkarıyor.

Şunu da biliyorsunuz. Sermaye sadece teknolojiyle sizi teslim almıyor. Emeğinizi teslim alması yeterli. Değeri, kârı, teknolojiyi başka türlü yaratması imkânsızdır. Demek mücadele sadece Ay-Fon’la ilgili değil, her alanda.

Bırakın sizinle alay etsinler eski kafalı diye. Onlar rahatsız olsun. Siz koyun bir kenara cebinizi. Okuyun, ve özellikle DÜŞÜNÜN. Emeğe kafa yorun. Telefonun arkasında kimler var, SORUN. Sonra telefondan başka alanlara geçin. Sorgulayın emeğe ve emeğinize saygıyı unutmadan.

Bazen bir şey yapmamak da iyi gelebilir.

* Bu yazı Jean-Marc Dupuis’nin Santé/Nature/ İnnovation” (Sağlık/doğa/yenilik) adlı blogundaki bir yazısından esinlenerek yazılmıştır.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur