Sundance Festivali’ne bir gömlek büyük Türk filmi – Anıl Aba

Sarmaşık, kanımca, ortalama Sundance filmlerinden de ayrılıyor. Zaten film içerisinde ‘‘gemicik’’, kentsel dönüşüm ve Kürt açılımı üzerinden gayet yerinde ve dozunda siyasi göndermeler de yapılmış, tebrikler

Tower Theatre

Efendim bu senenin Sundance Film Festivali başlayalı henüz birkaç gün oldu. Park City, Utah merkezli festival Salt Lake City, Ogden ve Provo’da da gösterimler yapıyor. Son yıllarda takribi 200 film ve 40-50 binlik bir izleyiciye ulaşan festival sadece Utah’ta değil Amerika’da, hatta dünya çapında karşılığı olan bir sinema organizasyonu. Bu yıl da programdan seçmece filmler için Park City ve Salt Lake City’deki salonlara gidiyoruz. Festival bu Pazar günü ödül töreni ile sona erecek.

Belirtmeliyim ki önceki yıllara kıyasla bu sene zayıf bir program var. Onca film arasından sadece 6 film ilgimi çekti. Vincent Cassel’in oynadığı Partisan, Michael Cera’nın yan rolde olduğu Entertainment, modern bir Milgram deneyi filmi olan Jim Gaffigan’lı Experimenter, Romanya’dan Chuck Norris vs. Communism ve Ukrayna’dan The Russian Woodpecker dikkatimi çeken filmlerdendi. Tabi festivalin sürprizi Tolga Karaçelik’in birkaç gün evvel dünya prömiyerini yaptığı Sarmaşık (Ivy) filmi oldu. Filmi ilk izleyen şanslı sinemaseverlerden olduk; filmin medyadaki ilk kritiğini yapmak da bana düştü. Buradan sizlere Tolga’nın selamını da iletmiş olayım. Dediğine göre kendisi de Sendika.Org’u takip ediyormuş, hatta Sendika.Org’dan geldiğimi söyleyince epey şaşırdı.

Sundance’teki ikinci yerli filmimiz…

Aslında aylar önce Utah yerlisine, öğrencisine, kombinecisine uygun fiyatlı bilet paketleri olsa da biz her zamanki gibi son dakika ‘‘bekleme listesi’’ ile biletlerimizi alıp Sundance’in bir numaralı salonu olan antik Mısır konseptli Egyptian Theatre’ın yolunu tuttuk. Biletlerin normal fiyatı 20 dolar. Amerikan yaşam standartlarına göre hesap edildiğinde bile çok pahalı, herkes şikayet ediyor. Bu arada Sundance Enstitüsü’nün kâr amacı gütmeyen bir kurum olduğunu belirteyim. Yani, tıpkı FIFA gibi, kâr amacı gütmeyen ama milyonlarca dolar kâr eden kurumlardan.

Film öncesi Tolga ve oyuncu kadrosuyla tanışıp konuştuk. Çok heyecanlı oldukları her hallerinden belliydi. Nadir bana filmi 19 Ocak’ta tamamladıklarını kendilerinin bile son halini ilk defa şimdi izleyeceklerini söyledi; yani onlar için de bir prömiyer. Filmin ana karakteri Cenk’i oynayan Nadir Sarıbacak’ı Devlet Tiyatrosu oyunlarının yanı sıra Tolga’nın önceki filmi Gişe Memuru ve son zamanlardaki Leyla ile Mecnun tayfasının dizilerinden tanıyoruz. Bu arada post-prodüksiyonun gösterimden birkaç gün önce tamamlanması Tolga’yı gerse de aslında Sundance’te konuştuğumuz nerdeyse bütün yönetmenler filmlerini son bir haftada bitirdiklerini söylüyor, yani epey yaygın bir durum bu. Buradan da Sundance Enstitüsü’nün filmleri proje aşamasında, en azından son halini görmeden, kabul ettiğini anlıyoruz. Bu da, Sarmaşık için değilse de başka filmler için, proje aşamasında kulağa hoş gelen ama bittikten sonra bir şeye benzemeyen bir sürü filmi önümüze getiriyor. Tam tersi daha az geçerli.

Salon büyük oranda dolu olsa da yer yer boşluklar göze çarpıyor. Bir Egyptian prömiyerine göre bekleme listesinin kısalığı da dikkatimizden kaçmadı. Bunun iki nedeni var. Birincisi, aynı saatte başka bir salonda festivalin yıldızlarından olan Entertainment filmi oynuyordu. İkincisi ise, filmin programdaki özeti insanı cezbetmiyor; yani bu bir Türkiye filmi değil de Hindistan filmi olsaydı ben gitmeyi düşünmezdim. Tanıtım ve pazarlamada biraz eksiklik vardı sanki. Medyada görünürlüğü de azdı, ben filmi program kitapçığında gördüm mesela. Yönetmen olan kadim bir dostum Özgür’ün bile, filmden haberi yoktu. Tabii biraz filmi bağımsız çekiyor olmanın maddi sıkıntılarından bunlar. Ama yine de sosyal medya daha etkin kullanılabilirdi belki.

Peki o zaman kaptanla ne yapalım?

Bundan sonrası pek fazla ‘spoiler’ içermez, okuyabilirsiniz. Film, armatörü iflas ettiğinden liman ve yakıt ücretleri ödenemeyen bir geminin Mısır’daki limana yanaşamadığı için içinde mahsur kalan 6 kişinin hikayesini anlatıyor. Akıllara bir diğer ‘‘gemi’’ filmi olan Gemide gelebilir, ama ‘‘gemi’’ ve bolca küfür haricinde pek bir ortak noktası yok. Biri dindar, ikisi otçu, biri Kürt, biri görece normal, diğeri de ciddiyetli bir kaptan olan birbirinden farklı 6 karakter var. Hepsi gayet iyi işlenmiş. Fakat İsmail’in dindarlığı sadece 1-2 sahne ile özetlenmiş, hani belki bir kısa sahne daha eklenerek kuvvetlendirilebilirdi.

İlk günlerde ilişkiler gayet düzenli başlasa da mahsuriyet zamanı uzadıkça izole olmanın ve karakterlerin hayatlarındaki sorunların da verdiği baskıyla tonu artan tartışma ve kavgalar çıkıyor. Maaşlar yatmıyor, yemek ve su azalıyor, şartlar giderek ağırlaşıyor. Patronla bağı olan gemi reisi işçileri idare etmekte zorlanmaya başlıyor. Bir zaman sonra tayfa kazan kaldırma noktasına da geliyor. Yani aslında üst hikâye 6 karakter arasındaki çatışmalar gibi gözükse de altta bir sınıf çelişkisi diyalektiği var. Fonksiyonunu kaybeden bir gemide ast-üst ilişkisinin dinamikleri sınıf mücadelesi perspektifinden filme yayılıyor. Sermayedarın iflas ettiği bir durumda beklentiler ip üzerindeyken taşıma su (otorite) ile değirmenin ancak bir yere kadar dönebildiği anlatılıyor. Özünde, örgütlü azınlığın örgütsüz çoğunluğa hükmettiği, çoğunluk organize olursa işin değişebileceği ancak örgüt içinde gruplaşmalar varsa başkaldırının kaotik bir hal alabileceği mesajı veriliyor. Bu özelliğiyle Sarmaşık, kanımca, ortalama Sundance filmlerinden de ayrılıyor. Zaten film içerisinde ‘‘gemicik’’, kentsel dönüşüm ve Kürt açılımı üzerinden gayet yerinde ve dozunda siyasi göndermeler de yapılmış, tebrikler.

Eğer Sundance’te oyunculuk ödülü verilseydi Nadir Sarıbacak kesinlikle en kuvvetli adaylardan olurdu. Hakikatten son zamanlarda izlediğim en sağlam oyunculuk performanslarından birini gösteriyor Cenk karakteri ile. Bunu gösterim sonunda Nadir’e verilen yüksek desibelli alkıştan da anlayabiliyoruz. Filmin gizli yıldızı olan Kürt karakterinin (yani karakterin adı yok gemideki herkes Kürt diyor) gizemi ise izleyiciye bırakılıyor.

Açık konuşmak gerekirse filmin tek sıkıntısı ambiyans müziklerinin çok yüksek kaydedilmesinden ötürü patlaması. Tolga, seslerin ilk bölümde patlaması üzerine ikinci bölümde arkaya gidip genel sesi biraz kıssa da durum pek kurtarılamıyor.

Fazla detaylara girmek istemiyorum ama inanın Sundance’te yarışan bir Türkiye filmi olduğu için falan değil son zamanlarda izlediğim en iyi filmlerden. Salondaki bütün arkadaşlar aynı fikirdeydi, resmen film bitmesin istedik. Gayet ciddi bir hikaye olmasına rağmen film boyunca defalarca kahkaha attık hepimiz, esprileri anlayan Amerikalılar dahil. Birçok komedi filminden daha komik onca sahne ve diyalog olmasına rağmen filme komedi filmi diyemeyiz tabi, yanlış anlaşılma olmasın.

Kürt’e ne oldu?

Gösterimin ardından Tolga ve oyuncu ekibi sahneye çıkıp bir soru cevap bölümü yaptı. Açıkçası, maalesef, diğer Sundance filmlerine göre alkış ve ilgi güdük kaldı diyebilirim. ‘‘Kürt’e ne oldu?’’ sorusu salondakilerin de aklını kurcalamış olsa gerek ama Tolga hem bu sorunun hem de ‘‘sarmaşık’’ sorusunun cevabını izleyiciye bırakmak istiyor. Gösteri çıkışı Tolga ile yaptığım sohbette herhangi bir beklentilerinin olup olmadığını sorduğumda Tolga, şimdi bu gösterimin bitmiş olmasının kaldırdığı yükten başka bir şey düşünmediğini söylüyor. Gösterim sonunda bile ekibin çok heyecanlı olduğunu söylemeliyim ama onlara da hak vermek lazım sonuçta Sundance’te yer almak bile çok önemli bir başarı.

Sarmaşık’ı ödül değerlendirmesinde olumsuz etkileyecek 4 husus var. Biri, maalesef, ses miksajında yaşanan sorun; bu da filmin çok geç tamamlanmasından kaynaklanıyor. İkincisi, tanıtım ve pazarlamanın eksikliğinden ötürü izleyici film üzerinde yeteri kadar enerji gönderemiyor; yani Park City ortamlarında Sarmaşık konuşulan filmler arasından değildi. Üç, filmin barındırdığı Türkiye’ye has öykü ve diyalogların dangoz Amerikan izleyicisine ulaşamamış olması; biz gülerken, pek çoğu mal mal bakıyordu. Son olarak da, sonuncusunu unuttum ama yazıyı bitirmem lazım. Şimdi hatırladım. Sonuncusu da Sundance’in çok Amerikan bir yapısı olduğundan ötürü alt mesajı sınıf mücadelesi ve otorite analizi olan bir filmin ideolojik olarak elenme ihtimali. Ancak saydığım bu sebeplerden biri veya birkaçı filmin kalitesini bastırmaz ise Sarmaşık kendi kategorisinde büyük ödüle oynayabilir. Ben izlemedim ama arkadaşlarım Sarmaşık’ın yıllar evvel yine burada yarışan Can filminden katbekat iyi olduğu yönünde yorumda bulundular. Can filmi, jüri özel ödülü ile mansiyon almıştı Sundance’te. Seyirci oylarıyla belirlenen izleyici ödülünde de Sarmaşık’ı saydığım sebeplerden ötürü şanslı görmüyorum. Ortalama Amerikan izleyicisine hitap eden filmler bu kategoride daha şanslı ve Sarmaşık ortalama Amerikalının değer vereceği bir film değil gibi. Bu yüzden de festivale bir gömlek fazla geldiğini düşünüyorum. Ödül verilmesi imkansız değilse de istisnai bir durum olur. Her sene gidiyoruz fakat Sundance sevdiğim bir festival değil, buradayız diye gidiyoruz yani. Zaten klasik olarak her sene anti-komünist filmler çok alkışlanır Sundance salonlarında. Bu sene de Chuck Norris vs. Communism ve The Russian Woodpecker seyirciler tarafından epey beğenildi. Sene olmuş 2015, affedersiniz hâlâ Sovyet’lerin gönderdiği radyo sinyalleriyle Amerikan halkının zombilere çevrilmek istendiği komplo teorisi üzerinden anlatılan anti-komünizm temalı belgesel filmler gösteriliyor yani. Çok kötü Amerikan propaganda filmleri izledim ama hayatımda ikinci defa film bitmeden salondan çıktım dün gece; ilki Balans ve Manevra’ydı.

Deniz üstü köpürür…

Diyeceğim, Sundance çok fazla ‘Amerikan’ bir enstitü. Dünya filmleri de Amerikanlaştığı ölçüde başarılı olabiliyor. Sarmaşık, bu Amerikanlaşma kaygısından uzak bir film. Zaten Sundance’te gösterilen filmler yavaş yavaş bağımsızlığını kaybediyor. Gayet yüksek bütçeli projeler yapılmaya başlandı. Yani Holivud’a alternatif sunan bir ekonomik sektör haline geldi Sundance. Kırmızı halıda Kevin Bacon, Brad Pitt, Michael Cera gibi milyon dolarlık yıldızlar boy gösteriyor. Dünyanın en büyük markaları festivale sponsor oluyor. Ortamlarda takıldıkça da, lâf aramızda, festivalin bahane ‘after-party’lerin şahane olduğunu görüyoruz. Mickey Avalon gibi Kaliforniya jet sosyetesine girmiş tipler Park City partilerinde piyasa yapıyor. Marihuana ve diğer uyuşturucular sinema salonlarında bile gırla… Bilet fiyatları, konaklama, yeme ve içme aşırı maliyetli. Park City zaten Amerika’nın en pahalı kasabalarından. Ana cadde ve salonlar zengin züppelerden geçilmiyor. Robert Redford konuşma yaptığı panele bile bilet satıyor.

NYC’deki Broadway’in iyiden iyiye ticarileşmesiyle sanatlarını bağımsız ve özgür bir şekilde ifade etmek isteyenler Broadway’den koparak Off-Broadway ortamını oluşturmuşlardı. Fakat zamanla Off-Broadway de epey ticarileşince bu sefer radikal tiyatrocular Off-Off-Broadway ile yollarına devam ettiler. Sundance, adeta, büyük depremler yaşayan Holivud’un Off-Broadway vakası olmuş durumda ve giderek daha da ticarileşiyor.

Nihayetinde Sarmaşık taş gibi bir film olmuş. Sonuç her ne olursa olsun biz gönlümüzün, hiç duygusal davranmadan, en iyi film ödülünü Sarmaşık’a, en iyi yönetmen ödülünü Tolga Karaçelik’e, en iyi oyuncu ödülünü Nadir Sarıbacak’a, en iyi yardımcı oyuncu ödülünü de zor bir kararla Özgür Emre Yıldırım’a veriyor ve Pazar günkü ödül töreninde kendilerine başarılar diliyoruz. Sizlere de film Türkiye’de vizyona girdiğinde iltifat edip filmi sinemada izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum, pişman olmayacaksınız. O zamana kadar da Sarmaşık’ın ana film müziği olan Deniz Üstü Köpürür türküsünün Cem Karaca versiyonunu çevirip çevirip dinleyerek filmin havasına girebilirsiniz.

biletler Egyptian bekleyişte Egyptian'ın önünde Ekip hazır Gösterim sonrası ekip sahnede Gösterim sonrası soru cevap Nadir ve Emre ile Öniz, Seyhan, Tolga ve ben sundance Tolga Karaçelik Tolga ve eşi Tolga Tower Theatre

[email protected]

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur