hayalet avcıları – ayşe düzkan

türkiye’nin üzerinde bir hayalet dolaşıyor. tayyörünün yakalarını kaldırmış, fönlü saçlarını rüzgârda savuruyor ve ısrarla, inatla, bütün şimşekleri üstüne çekme pahasına din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını savunuyor. eskiden alay konusuydu, öngörüleri haklı çıktıkça iğrenme nesnesi oldu.

“laikçi teyze”ye düşmanlık, çok az konuda anlaşabilen ülkemizin nadir ortak değerlerinden biri. “laikçi teyze” bir yerde görüldüğü zaman, onunla benzer şeyler savunanların bile yüzüne, “keşke konuşmasa” ifadesi yerleşiyor. islamcılar ve liberallerin yanı sıra, solun pek çok kesimi ve siyasete ilgi duymasa da “sokaktaki adam” ondan nefret ediyor. “yaşıtları hacca giderken” toplu ulaşım araçlarını kullanması, kamusal alanlarda yer alması büyük tepki topluyor. bu tepkinin bütünüyle politik görüşlerinden kaynaklanmadığı çok aşikâr.

“laikçi teyze”yi görür görmez tanıyoruz. bir kere şehirli, başı açık, giyim tarzı geleneksel değil, saçlarını boyuyor, makyaj yapıyor olabilir ki bunun, gözünün hala oynaşta olabileceği fikrini akla getirmesi ihtimali dahi, en en cinsel özgürlükçü zihinleri bile allak bullak edebiliyor. kadın cinselliğinin, ancak erkeklerin talebiyle birlikte var olduğu sanılıyor çünkü. her erkek, kendisinin arzulamadığı bir kadının cinselliğini yok sayma hakkını görüyor kendinde. kendi küçük krallığında bile diyebiliriz bu noktada.

ama tabii “laikçi teyze” cumhuriyetçi. ve birçok anlamda, 45 yaşın üzerindeki kadınlara en yakıştırdığımız, adeta tek yakıştırdığımız siyasal konumun, “analarımız”ın tam zıddı.

her gördüğü örtülüyü anası sanmak

bu yaz, suruç’ta çekilmiş bir fotoğraf, bir ilin hdp eş başkanını, çatışma sırasında bir akrep tarafından kovalanırken gösteriyordu. sosyal medyada ciddi bir çoğunluk fotoğrafı, “analarımıza eziyet ediliyor” temasıyla paylaştı. başında beyaz tülbent olan bir kadının, bir partinin yöneticisi olduğu bilgisi, bir kısmı o partinin üyesi ve sempatizanı olan hafızalardan silinivermişti.

“laikçi teyze”nin de çocuklarının olması, onların geleceğini hesaba katması muhtemel. ama siyasetle ilgisi, bakmak ve korumakla yükümlü olduklarına yönelik bir saldırı dolayısıyla ortaya çıkan analık vazifesiyle bağlantılı olmadığı için onu “analarımız” gibi benimseyemiyoruz. “laikçi teyze”nin bilmediği, yanlış bildiği şeyler yok mu? çok var. ama “analarımız”ın da var, “sessiz” oldukları için mi onlarınkini hoş görüyoruz?

bu memlekete feminizm lazımsa

burada bir parantez açalım. son 20-25 yılı izleyenler bilir. türkiye solunun önemli bir kesiminin feminizmle ilişkisi eski bir ankara valisinin komünizmle ilişkisine çok benzer. bunun sonucu, feminist temaların o grupların mücadelesine uygun olanlarının alınıp genel kampanyaların parçası haline gelmesi, eskiden kadın komsomolları denilebilecek formdaki örgütlenmelerde yürütülen feminizm tartışmaları ve mor renkle femina işaretinin yerli yersiz kullanımı oldu. (feministlerin içinde bulundukları örgütlenmelerde sağladıkları değişiklikleri bunun haricinde tuttuğumu söylememe gerek yok.) ancak bu kadarının bile önemli sonuçları oldu. kadınların hareketteki yeri, hem harekette hem genel olarak hayattaki sorumlulukları arttı. nitekim 1990’lara kadar tüm sol örgütlerin önder kadrolarındaki kadın sayısının toplamı bir elin parmaklarını ancak bulurdu. şimdi durum bambaşka. fakat feminizmin sorguladığı alanları sorgulamak söz konusu olmadığı için siyasete içkin genel kadın düşmanlığı bâki. nitekim, “laikçi teyze”nin mahzar olduğu nefret darbe heveslisi erkeklere bile nasip olmuyor. ki o görüşler etrafında esas tehlikeyi onların oluşturduğunu söylemeye gerek yok.

ayrıca, türkiye’de solun folklorunda bulunan ve “kırdan şehirlere” teorisi kadar kemalizmin “köylü milletin efendisidir” söylemlerinden de etkilenmiş olan bir inanç var; kırsalın şehre üstün olduğuna dair bu inancın da açıkça şehirli olan bu kadınlara yönelik nefrette etkili olduğunu düşünüyorum.

biraz da yabancı düşmanlığı

eskiden sadece hristiyan yaşlı kadınları aşağılamak için başvurulan, şimdiyse daha geniş ölçekte, başı açık bütün kadınlara yöneltilebilen ve en çok da “laikçi teyze”ye münasip görülen “kokona” ifadesinin “ikona”dan türediğini görmek zor değil. “laikçi teyze”, açık başıyla müslüman olmayan kadınları da anıştırıp özellikle islamcıların düşmanlığına hedef oluyor. erkekler, kendi aralarında bütün çatışmaları bildikleri dil ve biçimde halledebilir ama kolay kolay el de kaldırılamayacak yaşta kadınlar bu tartışmaların içinde ne arıyor? bir kadının, anne bile değil nenelik vazifelerini ifa etmesi gereken bir yaş ve konumda sağda solda boy göstermesi, konuşması kadınları sadece kendi hizmetinde görmek isteyenleri rahatsız ediyor.

bütün bunlar böyle de solcu erkek kardeşim sen niye bu toplara kafa çıkıyorsun? kadın sevgiline, kadın yoldaşına hak gördüğün şeyleri annene hak görmeyince o hakkı tanımamış olduğunu fark edemiyor musun? “laikçi teyze”ye gıcıksın çünkü anne konumuna yerleştirmek istediğin yaşta, etkin, güvenli, sesini yükseltiyor, gelenekselden uzaklaşmış ve arzu nesnesi olmamakla birlikte kadın!

“laikçi teyze” cumhuriyetçi. cumhuriyeti kolay kolay gözden çıkartma çünkü o ermenileri, kürtleri katletmenin yanı sıra başka birçok suç da işlemiş bu rejimin ve benzer suçlar işlemiş başka rejimlerin adı değil sadece; sscb’den, çin halk cumhuriyeti’ne, öz/üvey kardeşimiz olan birçok ülke de cumhuriyet. ““laikçi teyze”” cumhuriyetçi; onun ne istediğini, neden korktuğunu, neyi muhafaza etmeye çalıştığını on iki yıllık akp iktidarı, saraylar, anayasa değişiklikleri, eğitim reformları, osmanlı hayalleri de anlatamadı mı?  hadi diyelim kafan karıştı. “laikçi” diye burun kıvırdığın kadınların gezi’de, haziran’da barikatta, sokakta, forumda, işgal evinde omuz başında olduğunu unutacak kadar vefasız nasıl olabiliyorsun?

“laikçi teyze” öfkeyi değil, tartışmayı, sohbeti hak ediyor. çoğu solcu erkeğinse bunları hak ettiğine olan inancımızı sarsan öyle çok şey oluyor ki.


Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur