Sessiz, kibar ve nezaket sahibi abilerin devrimci mirası – İnönü Alpat

Vakti zamanında Birgün gazetesinde yazarken Ömer Yazgan’ı anlatmıştım. Hani o, Üçüncü Yol grubunun liderlerinden, subay, Gölcük’te üç arkadaşıyla birlikte idam edilen.

Ömer Yazgan’ı tanıyanlar, onun politik özelliklerine gelmeden insani yönünü anlatmak zorunda hisseder kendini. Çünkü salt politik kimlikle sınırlı anlatım, öyküde büyük boşluklara neden olur, açıkçası sığ kalır; anlatılan Ömer Yazgan olmaz.

Kifayetsiz kalacağını bile bile Ömer abiyi şu satırlarla anlatmaya çalışmıştım “Ölürken bile asaletinden kaybetmeyenlere” başlıklı yazıda: “Ömer Yazgan’ı asarak, onu yalnızca ortadan kaldırmak istemediler, soldaki asaleti yok etmeyi hedeflediler. Siyah beyaz dalgalar halinde önümüzden geçenlerden biri de oydu; hâl hatır sorulduğunda bile yanakları al al olan, her haliyle sessizliğin ve kibarlığın erdem olduğunu hissettiren, ölürken bile asaletinden hiçbir şey kaybetmeyen…”

Geçenlerde “her haliyle sessizliğin ve kibarlığın erdem olduğunu hissettiren” bir abimizi daha yitirdik: Nasuh Mitap.

Nasuh abiyi bu özelliğini bilecek kadar yakından tanımıyorum. O’nu tanımak isteyenlere Hakkı Zabcı’nın yazılarını salık veririm. Yazılar içerdendir, samimidir, sevgi doludur; kadim dostluğun ve yoldaşlığın izlerini taşır. Hakkı Zabcı’ya göre Nasuh Mitap, “Sıradanlığı içselleştiren bir devrim neferi”dir.

Nasuh abinin cenazesinde katılanlara der ki Hakkı Zabcı, “O’nu tanımaya çalışın, ne kadar güçlendiğinizi göreceksiniz.”

Buradaki tılsımlı sözcük “güçlenmektir”. Yani solun bugünkü temel ihtiyacı.

Mahallemizin sessiz, kibar, nezaket sahibi abilerinin bize bıraktığı devrimci mirası budur.

Bırakalım, farklı düşünseler de, farklı politik yapılarda yer alsalar da, solcuların arasında sevgili, saygılı, hürmetli ilişki tesis etmeyi asli amaç gören, Şinasi Özdenoğlu’nun “Ve bir nisan sabahı / İpe götürseler de seni / Kanı on para etmez herifleri / Davan için affedeceksin/ İnsanları seveceksin” şiiriyle büyüyen, Gülten Akın, “Ah, kimselerin vakti yok/ Durup ince şeyleri anlamaya” dediğinde o ince şeylerin farkına vardığı için devrimci olmayı seçen bizim kuşağın, bazı zamane solcularındaki değer yitimini anlamamız, kabul etmemiz ve saygısızlığa, nezaketsizliğe tanık oldukça canımızın yanmaması mümkün değil.

Ömer Yazgan’ın gücü, yanaklarının al al olmasından gelmektedir; idam sehpasındaki direnişi kibarlığındandır.

Ömer Yazgan bu nedenle unutulmazlarımızdandır.

Nasuh Mitap sıra neferi olmasından, kimsenin kalbini kırmamasından, karıncayı bile incitmek istememesinden, beyefendiliğinden güç almaktadır. İşkencedeki direnişi, sonrasındaki suskunluğu bundandır. Cenazesindeki sadece Devrimci Yolcularla sınırlı olmayan kalabalığın nedeni budur.

Nasuh Mitap bu nedenle unutulmayacaktır.

Türkiye devrimi, Ömer Yazgan’ı, Nasuh Mitap’ı “içselleştiren” genç kuşaklarla buluştuğunda, ideolojik-politik yaklaşımlarını özümsediğinde, insani yönlerini görebildiğinde yol alacaktır. Çünkü bizim asıl olarak nezakete, kibarlığa ve sıradanlığa ihtiyacımız bulunmaktadır.

Not: Sendika.Org’da yayımlanan yazılarımdan sonra karşı karşıya kaldığım galiz küfürlerin, hakaretlerin, tehditlerin sahibi gençlere tarihimizden iki abimizin hayatını hatırlatmak istedim. Bizler üç tane küfürü, tehdidi ciddiye alacak insanlar değiliz. Çok bireysel bir duygu olduğunun farkındayım. Sözlerini yazdığım “Eylem güzeli”ni üç gün önce birlikte ve tarifsiz bir coşkuyla söylediğimiz gençlerin, şimdi bana ağza alınmayacak küfürlerle saldırması insanın canını acıtıyor. Sol bu sevgisizliği hak ediyor mu? Biz ne zaman bu kadar kötü olduk?

 

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur