Bir politik sahtekarlık olarak Podemos (2) – Alejandro Lopez

Podemos’un “solcu” olarak nitelendirilebilecek tutumları birbiri ardına deneyip bırakma hızı düşündürücü

Podemos hakkında yapılan analizin ikinci ve son bölümüdür. Birinci bölüm için tıklayınız! 

Podemos’un diğer önemli isimleri arasında 2000 yılından 2005 yılına kadar hem Birleşik Sol’a (IU) hem de eski Venezüella devlet başkanı Hugo Chavez’e danışmanlık yapmış, aynı zamanda bir akademisyen olan Juan Carlos Monedero da var.

Iglesias ayrıca Complutense Üniversitesi Siyasal Bilgiler bölümünden meslektaşı ve arkadaşı olan Jorge Verstynge’yi de partiye dahil etmeye çalıştı. Eski bir Halk Parti milletvekili olan Verstynge açıkça yabancı düşmanlığını ve göçmenlere karşı ırkçı önlemler alınmasını savundu ve Marine Le Pen’in ırkçı partisi Fransız Ulusal Cephe’sine yakın duran bir isim oldu. Son olarak halka açık bir toplantıda konuşmasına izin verilmeyince İglesias, parti içinden de gelen eleştirilere dayanamayarak Verstynge’yle birlikte çalışmaktan vazgeçtiklerini duyurdu.

Antikapitalist Sol’un (IA) liderlerinden biri olan Jaime Pastor “bu onun şahsına yapılmış bir şey değil. Böyle olmasının nedeni söylemlerimizle eylemlerimizin uyuşmaması” dedi. Bunun nedeni de Podemos’un politik çizgisinin kapitalizm yanlısı ve milliyetçi olması. Bir aydan az bir süre içinde az da olsa ilerici ögeler barındıran Ocak tarihli manifestolarını egemen sınıfa yaranmak adına çöpe attılar.

Örneğin, Ocak ayında verdikleri bir demeçte Podemos özel bankaların kamulaştırılması talebini dile getirdi.

Bu talebin, sosyalizmin bankaların ve başlıca şirketlerin kamulaştırılıp demokratik bir işçi iktidarının kontrolü altında olması talebiyle uzaktan yakından bir ilgisi yoktu. Daha çok, kapitalist bir devletin, her Avrupa ülkesinde olduğu gibi, zor durumda olan bankaların sadece borçlarını kamulaştırarak faturayı çalışanlara ödetmesi uygulaması kastediliyordu.

Bu isteklerini dahi yanlış anlaşılır korkusuyla geri çektiler. Onun yerine, şöyle bir tedbir önerisi getirdiler; “Yurttaşların ve orta ölçekli şirketlerin yararına kullanılmak üzere mali sistemin yeniden uyumlulaştırılması.”

Kapitalist kâr sistemi ortadan kaldırılmadan mali sistemin “yurttaşların” yararına olacak bir “yeniden uyumlulaştırma”sının nasıl olacağına ise açıklık getirmediler.

Benzer şekilde, Ocak Manifestosu’nda enerji şirketlerinin kamulaştırılması önerisinde bulundular. Bu öneri de yine şu şekilde değiştirildi: “Telekomünikasyon, enerji, gıda, ulaşım, sağlık, ilaç ve eğitim gibi ekonomi için stratejik öneme sahip sektörlerin belli kısımlarının kamu tarafından devralınması yoluyla devlet denetiminin geri kazanılması, böylelikle de halk konseyi idaresindeki çoğunluğun hissesinin garanti altına alınması.”

Bu, Podemos’un parçası olmayı umduğu herhangi bir burjuva hükümetin özel sermayeye müdahale etmeyeceği anlamına geliyor.

Ocak ayının bir diğer zayıf çözüm önerisi ise vergi kaçakçılığı ve yolsuzlukla mücadele ile ilgiliydi. Bu konu ayrı bir bölüm halinde yeni programda eskisinden daha kapsamlı olarak “Vergi suçlarına yönelik yasal takibat ve ağırlaştırılmış cezalar” başlığı altında yer alıyor.

Bütün bunlar, krizin suçlusu olarak birkaç kapitalist vergi kaçakçısını göstermek adına sergilenen gülünç çabaları özetlerken aslında krizin kapitalist kar sistemindeki kökleşmiş bir problemden ileri geldiğini görmemizi engelliyor.

Son şekli verilen program başlangıçtaki öneriyi yineliyor: “Kar eden şirketlerin işten çıkarma politikalarına izin verilmemesi.” Bu, küresel çapta bir ekonomik kriz olduğu takdirde Podemos’un şirketlerin kayba uğradıkları anda çalışanlarını kapı dışarı etmesini meşru gördüğünü kabul etmesi demektir.

Daha da önemlisi, manifestoda egemen sınıfın maaş kesintisi uygulama, işten çıkarma ve kemer sıkma politikalarına karşı gösterilen direnişi bastırma aracı olarak kullandığı sendikalardan bahsedilmiyor.

Diğer bir bölümünde ise asıl amacı “borcun (İspanya’nın ulusal borcu) ne kadarının kayıt içi olduğunu belirleyip kayıt dışı olan kısmını ödememek” olan “Yurttaşların borçlarının yapılandırılması”nın gerekliliği savunuluyor.

Borçların denetlenmesi geçenlerde Yunanistan’ın toplam borcunun sadece yüzde 5’inin kayıt dışı olduğunu duyuran SYRIZA’nın parti programının ana maddesiydi. Borç yapılandırma talebinin asıl amacı sözde solun bir parçası olduğu bir burjuva hükümette zengin ve elit kesimlerin çıkarlarına ters düşülmeyeceğinin sinyallerini vermekti.

Manifesto, “halkın egemenliğine ve kendi gelecekleri hakkında özgürce karar verme hakkı”na dayanan “gerçek demokrasi”yi savunmaya devam ediyor.

Podemos, 9 Kasım’da Katalan burjuva partilerince yapılması kararlaştırılan ve sözde solun da destek verdiği referandumun savunucuları arasındaydı. Bu referandumun “demokrasi” yanlısı olmaktan çok, bölgesel burjuvazinin vergi kesintisi ve işçi sınıfının daha da fazla sömürülmesi yoluyla küresel ve kurumsal elit kesime yaranma amaçlı küçük bir kapitalist devlet yaratmakla ilgisi var, “demokrasi”yle değil. Podemos, Katalan milliyetçiliğini destekleyerek, işçileri burjuvazinin şu ya da bu kanadına bağımlı kılarak onların toplu bir mücadele yürütüp kendi sınıf çıkarları doğrultusunda ilerlemelerini engelleme niyetlerini belli etmiş oluyor.

Ocak ayı manifestosunda, yeni partilerinin Avrupa Birliği’ne karşı takındığı tutumla ilgili görüşlere yer vermekten kaçındılar. Bu eksik şu an giderilmiş durumda. Halen AB’nin kitlesel yoksullukta ve kıtadaki yaygın işsizlikteki rolü hakkında nerdeyse hiç laf etmezlerken, manifestonun son hali, işçilerin Avrupa Sosyalist Devletler Birliği kurmak adına sermayeye karşı birleşerek verdikleri mücadeleye açıkça ters düşen “yeniden inşa” ve “demokratikleştirme” gerekliliğine vurgu yaparak Podemos’un AB’ye sadakatini ortaya koyuyor.

Podemos Ocak ayında, “askeri müdahalelerin reddi, NATO’dan ayrılma ve halklar arasında sağlam bir işbirliği” çağrısında bulunmuştu.

O zamandan bu yana, Podemos’un onay verdiği AB, Kiev’de Batı destekli faşistlerin darbesinden faydalanarak Rusya’ya karşı düşüncesizce atılan adımlara ortak oldu. Almanya’nın başını çektiği ve AB’nin açıkça, öncelikle Moskova’yı hedef alan, emperyalist militarist bir ittifak olarak yeniden şekillendirilmesi gerektiğiyle ilgili açıkça yapılan çağrılar var.

Beklenildiği üzere, Podemos’un NATO’dan ayrılma talebinden de İspanya’nın üyeliği konusunun referandumda oylanacağına ilişkin bulanık bir vaatte bulunularak vazgeçilirken AB’nin “dünya barışına adanmışlığından” sanki Ukrayna ve başka yerlerde boğazına kadar provokasyona batmış olan onlar değillermiş gibi bahsediliyor.

Tabi ki, Pabloistlerin emperyalizm yanlısı bir duruşları olduğu bilinmiyor değil. Antikapitalist Sol (IA), Batının Libya’ya müdahalesini açıkça desteklemiş ve maşaları El-Kaide’nin Suriye’deki kuvvetlerini desteklemişti.

Yine de, bu yeni oluşumun belli belirsiz “solcu” olarak nitelendirilebilecek tutumları birbiri ardına deneyip bırakma hızı düşündürücü. Podemos, nabız yokladıktan sonra İspanyol burjuvazisinin kendisinden beklentilerini açık ve net bir şekilde anladı ve buna uygun bir tutum sergiliyor.

Son

[wsws.org’daki İngilizcesinden Melis Kabay tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur