Zini Gediği’nde katledilenler 8 Ağustos’ta Kılıçkaya Köyü’nde düzenlenecek etkinlikte anılacak

1938 yılında Erzincan ve Dersim arasında bulunan Zini Gediği’nde katledilenler 8 Ağustos’ta Kılıçkaya Köyü’nde düzenlenecek etkinlikte anılacak
Dersim Katliamı’nın devamında Erzincan’da Zini Gediği’nde 95 Alevi yurttaşın katledilmesinin yıldönümünde 8 Ağustos’ta anma etkinliği gerçekleştirilecek.
Anma etkinliğine çağrı ve katliamın tarihine dair Sinem Derya Çetinkaya’nın (Zini Gediği İnisiyatifi) kaleme aldığı yazı ise şöyle:
Katliam ve İnkar Tuğlası ile Örülü Bir Ülke…
Zini Gediği Katliamı
Tarih 1938’in 6 Ağustosu’ydu. Erzincan’ın Munzur’a bakan dağlık bir köyünde, Surbahan ve çevre köylerden toplanan 95 köylü hiç bilmedikleri “suç”larının cezasını iki gün Eyüp Ağa’nın ahırında tutulduktan sonra Zini Gediği’inde kurşuna dizilerek ödediler.
Mezarları hiç olmadı kurda kuşa yem olmak üzere o dağ başında toz ve toprak içerisinde öylece bırakıldılar. Uzun yıllar boyunca Zini Gediği bölgesine gidilmesi yasaklandı, geride kalanlar yakınlarının kemiklere sahip çıkamadılar, yas süreci hiçbir zaman tamamlanamadı…
Geride kalan aileler köyleri boşaltmak zorunda bırakıldı, hiç bilmedikleri tanımadıkları Balıkesir ve Edirne başta olmak üzere batı illerine 10 yıl geri dönmemek şartı ile sürgüne gönderildiler.
Biz geride kalanlar; atalarımızın Surbahan, Mağaçur, Kismikor, Balıbey, Mollaköy ve Girlevik’ten birbirlerine iplerle bağlanarak başlayan ve 3200 metre yükseklikte ıssız bir dağ başından Ovacık’a bakan Zini Gediği’nde sonlanan yolculuklarının hesabını sormak ve onları anmak üzere bir yola çıktık.
Resmi tarihte adı geçmeyen bu katliamda ölenlerin naaşları üzerinde DNA tetkiki yapılması ve naaşların ailelere teslim edilmesini talep eden; katliamda babasını kaybeden Canpolat Yakar’ın emsal olabilecek müracaatı, “Dersim Katliamı “asayiş sorununa ilişkin bir olay” olarak kayıtlara geçmiştir ayrıca olay zamanaşımına uğramıştır” denilerek takipsizlik kararı ile kapatılmıştır. Dava şimdi 2012 yılından beri AİHM’dedir.
Biz geride kalanlar; söz konusu olan bu fiziki ve kültürel imhanının hesabını sormak, bu katliamı hatırlamak ve hatırlatmak, 76 yıldır fısıltıyla konuştuğumuz acımızı ve kederimizi yüksek sesle söylemek için bir araya geliyoruz. Çünkü yüzleşmemiz gerekiyor; bugün tuğlası katliam ve inkarla örülü olan bu ülkede yeni katliamların olmaması için fısıltılı sesimizden vazgeçmemiz gerekiyor.
Bizler 1938 Dersim Katliamı’ndan geride kalanlarız; Zini Gediği’nde öldürülen atalarımızı, Laç Vadisi’nde, Kutu Deresi’nde süngülerden geçirilen binlerce kadın ve çocukları, günlerce kan aktığı söylenen dereleri unutamayız.
Eğer zamanında 1915 Ermeni Soykırımı’nda saçılmış bir narın taneleri gibi dağılan Ermenileri, 1925 yılında Şeyh Said katliamını, 1926-27 yıllarında Zilan deresinde ölen binleri, 1943 yılında Van’da öldürülen 33 köylüyü, 6-7 Eylül 1955’inden sonra ülkelerini terk etmek zorunda bırakılan neredeyse 77.000 Rum vatandaşını, darbeleri, sayısının tam olarak asla bilemeyeceğimiz evlerinden, iş yerlerinden, okullarından alınıp infaz edilen – kaybedilen “faili meçhulleri”, Maraş, Çorum ve Sivas katliamlarını, köy boşaltma ve yakılmaları ile ilgili olarak iktidarların “unutmamızı” salık vermesine daha kalabalık bir biçimde karşı çıkabilseydik devletin bu katliamlarla yüzleşmesini, özür dilemesini sağlayabilseydik belki bugün, çok değil dün Roboski’yi geride kalan ailelerin gözyaşından bu kadar canlı bu kadar yakın izlemeyecektik.
Türkiye tarihi boyunca meydana gelmiş kıyım, katliam, sürgün ve diğer tüm hak ihlallerini sıralamak bu yazıda mümkün değil, ancak farkındalığımız şu ki hep ölüyoruz. Üstelik de çok ö-lü-yo-ruz.
Zaman; geçmiş, şimdi ve gelecek sürekliliği içinde var olur, zaman geçmişle olduğu kadar gelecekle de ilintilidir ve hatırlamak mutlaka bugünle ilgilidir.
Yani; belleğimiz ve bütün hatırlamalar kimliğimizi oluşturur bizi var eder önkabulü ile; bizler katliamlardan geçmiş olan kuşakların ardılları; yok sayılan, “unutun !” denilerek, yıkıcı bir yaklaşımla hep karşı karşıya kaldık. Oysa unutmak için bile önce hatırlamak gerekiyor… bizler hatırlamak ve hatırlatmak için çıkıyoruz bu yola çünkü belleğimiz zaman ve mekan olarak Zini Gediği’nde işaretlidir.
Yarın başka katliamlar, zorla yurdundan edilmeler, sürgünler, böylesi korkunç tanıklıklar, acılar ve gözyaşı olmasın diye devleti ve Türkiye toplumunu geçmişiyle yüzleşmeye davet ediyoruz. İlgili ve duyarlı herkesi 8 Ağustos’ta Zini Gediği İnsiyatifi’nin çağrısı ile; Erzincan Surbahan/ Kılıçkaya köyünden başlayacak olan anma etkinliğine davet ediyor, Zini Gediği anıt mezar açılışında yanımızda olmanızı bekliyoruz.
Sendika.Org