Irak ve Suriye’de petrolden sonra su krizi

IŞİD, Suriye’nin en büyük barajı olan Fırat Barajı’na el koyarken Irak-Suriye hattındaki savaşta, petrolün ardından su krizi de baş gösterdi

fırat-dicle

Irak ve Suriye’de süren savaşta petrol krizinin ardından  şimdi de su krizi baş gösterdi. IŞİD, Suriye’nin en büyük barajı olan Fırat Barajı’na el koyarken, Fırat’ın bağlandığı 85 kilometrelik Esad Gölü’nden aşırı miktarda su çekiliyor. Chatham House’un yakın zamanda yayınladığı rapora göre, göldeki su seviyesi yalnızca bu yıl 6 metre düştü ve eğer 1 metre daha düşerse, kalan su, yalnızca 4 milyon kişinin içme suyu ihtiyacına yetecek seviyede olacak. IŞİD’in ele geçirdiği bölgeler ise su açısından kritik konumda. WSJ Türkiye’nin haberinde, Suriye ve Irak’ın ekonomik olarak parçalanmanın eşiğinde olması, Türkiye’nin su krizindeki rolü, su krizine karşı alternatif arayışlara yer verildi.

WSJ Türkiye’nin, Suriye-Irak hattındaki savaşın yarattığı su krizini ve su kaynaklarının paylaşımına dair yaptığı araştırma haberi:

Irak ve Suriye deniz suyu içecek

Irak ve Suriye’deki iç savaş şimdi Fırat ve Dicle’yi de kurban ediyor. Yeni ortaya çıkan su krizinin sonuçları, Ortadoğu’ya çektirdiği sancılara rağmen, su ekonomisinin geleceğinde belirleyici olacak.

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ve Irak ve Şam İslam Devleti’nin topyekun savaşa devam ederken, Suriye’nin su altyapısı hızla kötüye gidiyor.

IŞİD, Suriye’nin en büyük barajı olan Fırat Barajı’na el koyarken, Fırat’ın bağlandığı 85 kilometrelik Esad Gölü’nden aşırı miktarda su çekiliyor. Chatham House’un yakın zamanda yayınladığı rapora göre, göldeki su seviyesi yalnızca bu yıl 6 metre düştü ve eğer 1 metre daha düşerse, kalan su, yalnızca 4 milyon kişinin içme suyu ihtiyacına yetecek seviyede olacak.

Savaşın, barajdan su çeken pompa istasyonunu devre dışı bırakmasının ardından Halep’te binlerce kişi susuz ve su birikintilerinden su içiyor. Halep’in güneyindeki Homs’ta ise su arıtım tesisinin doğrudan darbe almasının ardından su borularından lağım suları akıyor. Milyonlarca insan musluktan akan birkaç damla suyu bile kaynatmak zorunda kalıyor. Uzmanlar, savaşın siyasi sonuçlarına bakmaksızın, kontaminasyonun aşağı doğru Irak’a akmasıyla, ciddi bir felaketin yaşanmasından endişe ediyor.

Diğer taraftan diplomasi de Fırat’ın çok uluslu yatağını en az fiziki kirlilik kadar pisletti.

Fırat nehrinin çıkış noktası olan Türkiye ise geçtiğimiz dönemde hidroelektrik üretmek için set çekerek, Fırat’ın akış kapasitesini azalttı. Türkiye şimdi de Suriye ve IŞİD’le olan husumeti dolayısıyla, su hatlarını kısıyor. Ankara ve Şam’ın savaştan önceki ile şu anki ilişkileri arasında dağlar kadar fark var; bu nedenle Suriye’nin su hırsızlığı ve yönetim zafiyeti artıyor.

Savaş ve siyaset yeterince felaket durumda değilmiş gibi, sekiz yıldır devam eden kuraklık, iç savaşın başlamasından çok önce Suriye’nin tarım sektörünü yerle bir etti. Suriye’de buğday üretimi önceki seviyelerin beşte birine düştü. Tarlalardaki işlerini kaybeden milyonların kasabalara göçmek zorunda kalması da halkın Esad’a karşı ayaklanmasında etkili oldu.

Peki o zaman bu işler nereye gidiyor?

IŞİD suya el koydu

Suriye ve Irak, siyasi kırılmanın yanı sıra ekonomik olarak da parçalanıyor. Savaş hâlindeki bölgenin zenginlerinin de ayağa kalkması yakın.

Suriye’nin en büyük petrol yatağı olan El-Ömer’i ele geçirmesine rağmen IŞİD’in petrolde eli çok güçlü değil. Bu durum Esad için kötü bir durum olsa da, Suriye’nin petrol rezervlerinin küçük olmasından ötürü IŞİD’e çok büyük bir zenginlik kazandıracak bir şey değil. Tek başına Irak petrolü de IŞİD için yeterli değil çünkü Irak’taki en büyük petrol yatakları Kürtler ve Şiilerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde. Sünnilerin sahip olabileceği şey: Su.

Suriye’nin kuzeyinde Fırat’ın kıyısındaki Rekka’yı ve Irak’ın kuzeyinde Dicle’nin kıyısındaki Musul’u ele geçiren IŞİD, su konusunda avantajlı durumda. Bunun da hem yapıcı hem de yıkıcı etkileri olabilir.

IŞİD sahip olduğu suyla, yönetmeyi amaçladığı 25 milyon Sünni’yi besleyip, onlara istihdam sağlayacak bir tarım sektörü geliştirebilir.

Aynı zamanda IŞİD’in, savaştan önce Suriye’nin su ihtiyacının üçte ikisini karşılayan Fırat Barajı’nı ele geçirmesi, Esad’ın başka yerde su araması anlamına geliyor. Bu hafta çıkan, Esad ile Rus inşaat şirketi Stroytransgaz arasında 264 milyon dolarlık sulama anlaşması imzalandığı haberleri de bu katı gerçeği ortaya koyuyor.

Esad ve Stroytransgaz arasında imzalanan anlaşmayla, Suriye’nin, Türkiye ve Irak’la sınırının olduğu kuzeydoğusunda Dicle’den su çekmesi ve böylece batısındaki tarlalarını sulaması hedefleniyor. Ancak bu umutsuz bir girişim.

Diğer yandan, bu alanın büyük oranda Kürt isyancılar ve İslamcı milislerin kontrolünde olması bir yana, anlaşma daha önce planlanan 2 milyar dolarlık projeye kıyasla çok ufak bir hamle. O 2 milyar dolarlık proje, savaş öncesinde, kuraklık, nüfus artışı ve suyun çok fazla çekilmesiyle başgösteren kriz için oldukça iyi bir plandı. Ancak şimdiki kriz parsellemekle ilgili ve bu cephede, Esad’ın kaybettiği Sünni çoğunluk, öyle ya da böyle suyun çoğunu ele geçirmiş olarak kaçacak.

Esad rejimi, inkar etmekten vazgeçtiği ve Suriye’nin doğusunu kaybettiğini fark ettiği zaman, uzun zaman önce yapması gerekeni yapacak: Deniz suyunu tuzdan arıtmak için harekete geçirecek. Suriye’nin Akdeniz’e çok fazla kıyısı olmasa da, tuzdan arıtım tesislerini kurması için yeterli. Bu tesisler, Fırat ve Dicle’nin ortasına kurulacak Sünni devletin batısında yer alacak Suriye’nin su ihtiyacını karşılayacak.

Küresel trend

Iraklı Şiileri de aynı durum bekliyor.

Sünniler, Şiileri zor durumda bırakmayacak miktarda su çekse dahi, Şiilerin de Suriye ile aynı sonuca kendini hazırlaması gerekiyor.

Bu nedenle Şiilerin de deniz suyunu tuzdan arındırma yoluyla su elde etmesi gerekecek.

Aslında Irak buna başladı bile. Bağdat, Aralık’ta Hitachi ile Basra’da tuzdan arıtım yapması 240 milyon dolarlık kontrat imzaladı. Ancak bu su denizden değil, tuzluluk oranı yüksek olan Fırat’ın ağzından gelecek. Yine’de Irak’ın Körfez kıyısı ileride, Şiileri besleyecek olan tuzdan arıtım tesislerini taşıyacak.

Öte yandan bu, küresel trendin bir parçası olacak.

Ortadoğu’da Suudi Arabistan ve İsrail tuzdan arındırılmış su içiyor. Etiyopya ile baraj konusunda anlaşmazlık yaşayan Mısır da Akdeniz boyunca uzanan 1000 kilometrelik alana tuzdan arıtım tesisleri kuracak.

Mississippi’den Ganj’a nehirlerin, artan nüfuslar için yetersiz olmasıyla, bir sonraki metanın “su” olacağına dair söylentiler dolaşıyor. Ancak değil. Bir sonraki meta, tuzdan arıtım tesisleri olacak.

Suyun meta olması için, altın, doğal gaz ve alüminyum gibi kıtalararası sevkiyatının yapılabilmesi gerekiyor. Ancak, altın ve çinko gibi metallerin aksine suyun buna ihtiyacı yok; her yerden çıkarılabilir. İşgal altındaki Ortadoğu’da bile.

Sendika.Org

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur