“Biçim veremediğimiz şeylerin biçimini alıyoruz” – Umut Sağlam

Bunalıyoruz çocuk bunalıyoruz, biçim veremediğimiz şeylerin biçimini alıyoruz” Şükrü Erbaş

Hiç bahsetmeyeceğim. Şu dünyada üç kişi de kalsan düşündüğün, inandığın yoldan gitmenin  hayat olduğundan bahsetmeyeceğim. Veya düşüncesi ve inancı uğruna yaşamanın nasıl bir özgürlük alanı olduğundan da bahsetmeyeceğim. İnsanlığa, o büyük kavrama, içini doldurmaya bir nefes üflemenin, vicdanın, adaletin herkes için yaşanabilir bir dünya kurmaya yeterli olduğunun da bahsini açmayacağım.

Bahsetmek isteseydim sorardım; twitter’ın kapandığı gecenin sabahında hemzemin geçitte can veren 10 işçinin neden öldüğünü sorardım. Evine ekmek götürmek için sabahın kör saatinde yola düşen insanların ölümünden daha önemli ne var diye sorardım. Servis minibüslerinin sabahları davranışlarını gözlemleyenlerinize bunun bir kaza olup olmadığını, aracın işçileri patronun kucağına yetiştirmek için trenin altında kalıp kalmadığını düşündünüz mü diye sorardım. Ve oy vereceğiniz hangi parti bu durumu değiştirebilir derdim.

Çünkü bilirim, onca baskı, onca zulüm insanlarda sadece öfkeyi biriktirmediğini, aynı zamanda ortalığa umutsuzluk saçıp çaresizliğe, bunun sonucunda da insanların kendi içinde  koruma dürtüsünü öne çıkarmasını bilirim. İşte bu korumacılığın muhafazakarlığa dönüşmesini ve bu durumun geçici körlüğe sebep olduğunu bilirim. Bu körlüğün, düşman diye gördüğünün pragmatik politik yapısının aslında seni de belirleyebileceğini, karşında bile görünsen seni hapsedeceğine sebep olacağını bilirim. Bu durumun yeni bir umut dalgası gelene kadar süreceğini ve bu süreç içindeki tercihlerin aslında ister istemez çoğunluğunun benimsemediği ama kabul ederek içinde yer aldığını ve sonucunda pişman olunacak başka bir duruma dönüşeceğini söylerim.

O yüzden meramımı anlatmak adına bu düzenin geniş anlamda sürdürülebilirliğinin kendini yenilemesindeki maharetinden geçtiğinden bahsedebilirim. Gerçekten de unsurlar yer değiştirmeli, veya tasfiye edilmeli ki düzen kendi paketini cilalayabilsin, içeriğine dokundurtmadan değişim yanılsaması yaratsın. Reel politik alandan bakarsak bile karşı durduğumuz durumlarda bile kendimizi düzene kova kova su taşırken bulabiliriz. Anın pragmatizmine kaptırdıysak kendimizi olacakları görmeyiz.

Halbuki Gezi, bu toprakların en yürekli kalkışması, evlatlarını toprağa veren insanlık kaidesi orada duruyor. Hiçbir yere gitmedi. İnsanlıktan aldıklarıyla yarattığı değerler yanı başımızda. Güvenecek sağlam kökleri olan bir ağaç. Daha uzun zaman  boy verecek; dallanacak, budaklanacak.

Kaç sene sonra olacağı bilinmez. Yaşarsak gözlerimiz faltaşı gibi açılacak, göreceğiz… 2014’ün 30 Mart’ı öne çıkarılan aktörleriyle beraber tarihin çöplüğündeki yerini alacak. Biz  30 Mart’ı anacağız. Bu memleketin ağaçlarla bezenmiş, o en güzel meydanının o en güzel parkında yani Mahir Çayan parkında onu anacağız. Son söz de ondan gelsin:

“Emperyalist sömürünün dönen çarkları emekçi halkın sefaletini, yaşama şartlarının zorluğunu daha da artıracaktır. Oligarşi halkın memnuniyetsizliğinin sebebini bu sefer de Erim kabinesinin yetersizliğine bağlayarak, onu düşürüp yerine yeni bir kadroyu yönetime getirecektir.

Çark dönmesine devam edecek; cuntalar birbirini takip edecektir. Kimileri ‘Atatürkçü, laik’ kimileri ‘reformcu’ diye lanse edilecek, yurtsever aydınlar her defasında yeni bir umutla yeni gelenlere bel bağlayacak, sonra yanıldıklarını anlayacaklar, tekrar bir ‘ilerici’ atılım olmasını bekleyeceklerdir.

Emperyalizmin işgali altındaki ülkelerde bu çark hep böyle döner. Ülkemizde de parçalanana kadar bu çark hep böyle dönecektir.”

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur