Venezüella: Halk düşmanları yeniden sahnede – Vecih Cuzdan

Venezüella’da 12 Şubat sonrası yaşanan olaylarda halk düşmanlığı ön plana çıkıyor. ABD’nin finanse ettiği sağ muhalefet Bolivarcı devrime yönelik karşıdevrimci saldırıları sürdürüyor

Venezüella halkı için önemli bir tarihsel gün olan 12 Şubat’ta* başkent Karakas’ta on binler coşkulu bir yürüyüş gerçekleştirdi. Yürüyüş sonunda sağ muhalefetin gençlik örgütlerinden bir grup, güvenlik güçlerine ve halka yönelik bir saldırı başlattı. Eylemciler savcılık binası, devlet televizyonu gibi kamu mallarına, Chavistlerin halk için inşa ettiği binalara molotof kokteylleriyle saldırdı.

Olayların en can alıcı kısmı ise, muhalefetin iddiasına göre “Chavistler tarafından gelen” motosiklet üzerindeki bir şahsın, 24 yaşındaki muhalif aktivist Bassil Alejandro Da Costa’yı başından vurarak öldürmesiydi.

Aynı gün Chavist ‘Barrio 23 de Enero’ isimli topluluğun aktivisti Juan Montoya’da (40)  başından vurularak öldürüldü.

Venezüellalı yetkililer Montoya ve Da Costa’nın aynı silahtan çıkan kurşunlarla öldürüldüğünü açıkladılar. Sağ muhalefet ise özel medya kuruluşlarının da yardımıyla manipülasyona devam etti ve olaylardan Chavistleri sorumlu tuttu.

Tüm bu yaşananlar, Venezüella Cumhurbaşkanı Nicolas Maduro’nun olaylar üzerine yaptığı açıklamada işaret ettiği yöne evriliyor:

Eylemlerin ardında ABD’nin finanse ettiği şiddet ve nefret yanlısı neo-faşistler var… Başından vurularak öldürülen Da Costa ve Montoya, 11 Nisan 2002′de keskin nişancılar tarafından vurulan insanlar gibi katledildi

Evet, 11 Nisan 2002’de de insanlar, ABD’nin özel eğittiği kontrgerilla yapılanması tarafından katledildi ve o zaman da sağ muhalefet yaşananlardan Chavistleri sorumlu tuttu.

11 Nisan 2002: Faşist darbeden halk ayaklanmasına

Hugo Chavez, 1998’de başkanlık seçimlerini kazandı. Ülkede yoksul halkın sesi olan Chavez’in uygulamaları, üretimi tekelinde tutan ve halkı sömüren Venezüella oligarşisini rahatsız etti. ABD güdümündeki sağ muhalefetin desteği ve ordu içindeki bir grup subayın öncülüğünde Chavez’e darbe yapıldı. Hapse atılan Chavez’in tutsaklığı ise çok uzun sürmedi. Olaylardan tam 48 saat sonra yaşananlara dair Chavez’in sözlerini aktaralım:

…Eğer 11 ya da 12 Nisan günü bir an için bile demokratik ve barışçıl devrimin olanaklı olduğundan kuşku duyduysam, 13 ve 14 Nisan’da olanlar; muazzam sayıda insan, Miraflores’i ve bazı ordu kışlalarını kuşatarak sokaklara döküldüğü ve benim geri dönüşümü talep ettikleri zaman, bu türden bir devrime olan inancım kuvvetle yenilendi. (Hugo Chávez ile yenilen darbe üzerine söyleşi -Marta Harnecker)

O gün, Karakas’ın varoşlarından gelen yoksul halkın ve ordu içindeki Chavist subayların öncülüğünde darbeciler alt edildi. ABD’nin planları geri tepti. 11 Nisan 2002 yenilgisini yalnız sağ muhalefete değil, ABD’ye bu denli açıktan atfetmenin de bir sebebi var:

Venezüella’da, 2002′nin Nisan’ında başkan Chavez’e karşı darbe yapanlar da dahil olmak üzere ABD Chavez karşıtı grupları 8 yıldır desteklemektedir. O zamandan bu yana aktarılan paralar ciddi şekilde artmıştır. National Endowment for Democracy (NED – Demokrasi İçin Ulusal Bağış) tarafından hazırlanan ve Venezüella’daki siyasi grupları inceleyen Mayıs 2010 tarihli bir rapor çoğu ABD dairelerinden gelen yıllık 40 milyon doların Chavez karşıtı gruplara gönderildiğini göstermektedir… (Washington Chavez’den neden nefret ediyor? – Mike Whitney)

12 Şubat 2014: Aktörler değişmedi

Tamara Pearson, venezuelanalysis.com sitesinde yer alan yazısında Bolivarcı devrime üç koldan; “Ekonomi, medya ve şiddet” üzerinden saldırı olduğunu belirtti

Sağ muhalefet temsilcileri, 2002’de olduğu gibi yine ekonomik sorunları tetikleyip, sağ taraftarlarınca sokaklarda şiddeti örgütlüyor ve özel medya kuruluşlarının manipülasyonuyla yönetimi yıpratmaya çalışıyor. Ayrıca bu manipülasyon, taraflarınca dış basına da servis ediliyor.

Ekonomideki sıkıntılar Chavez hayatta iken, Kasım 2012’de başladı. Ekonomik spekülasyonlar, oligarşinin öncülüğünde, işveren örgütleri organize ve sistematik bir biçimde bazı ürünleri piyasaya sürmüyor, sürdüklerinde de fahiş fiyatlarla satışa sunuyorlar. (Bolivarcı Günlük-Venezüella’da Seçimler ve Sonrası)

Hugo Chavez’in 5 Mart 2013’te hayatını kaybetmesinin ardından, 14 Nisan’da yapılan başkanlık seçimini  Bolivarcı devrimin önde gelen savunucularından Nicolas Maduro kazandı. Sağ muhalefetin adayı Henrique Capriles Radonski ise seçimleri kaybetmesinin ardından sonuçlarda oynama yapıldığını iddia etti, taraftarlarını sokağa döktü. 15-19 Nisan tarihlerindeki olaylarda 11 kişi yaşamını yitirmiş, 78 kişi de yaralanmıştı. O günlerde sokaklara dökülen sağ muhalefet taraftarları, “Obama, Şimon Peres, Venezüella’da demokrasi bir darbe yaşadı. Lütfen yadım edin” yazılı pankartlarla Maduro ve yönetimini protesto etti. (Venezüella’da seçimi kaybeden Capriles’in taraftarları: ‘ABD, İsrail, yardım edin!’) Yardım çağrısını duyan emperyalistlerin ise olaya el attığı aşikar…

Maduro’nun “barbar, kapitalist parazitler” olarak nitelediği oligarşi, Aralık 2013’teki yerel seçimler öncesi enflasyona sebep olan uygulamalara bütün şiddetiyle devam etti. Chavistlerin ise buna karşı tedbirleri sert oldu. Ekim 2013’te ekonomik sabotajlara karıştığı için üç ABD’li diplomat sınır dışı edildi. Kasım 2013’te hükümet tarafından büyük mağaza zincirlerine el koyuldu, perakendecilere yüzde 60 indirim zorunluluğu getirildi, karaborsacılıkla mücadele arttırıldı, işletmelerin kârlarını yüzde 15 ila yüzde 30 arasında sınırlamayı hedefleyen bir yasa hazırlandı, döviz alım-satımına dair önlem alındı. Son olarak Kasım 2013 sonunda “ekonomik sabotaj” ile başa çıkabilmek için Maduro’ya özel yetkiler tanındı. Maduro’nun “ekonomik savaşı” için aldığı yetkiler sağ muhalefeti rahatsız etti.

Tüm bu yaşananlar 12 Şubat’ta başlayan yeni karşıdevrim girişimlerini beslerken, Ekim 2013’te olduğu gibi 17 Şubat’ta da üç ABD’li diplomat olayların planlayıcılarıyla görüştükleri sabitlenerek sınır dışı edildi. Maduro ayrıca, ABD’nin bir diğer açık ittifak halinde olduğu Kolombiya’nın eski Cumhurbaşkanı Alvaro Uribe’yi de işaret etti. Maduro bu faşist hareketi Uribe’nin yönlendirdiğini ve finanse ettiğini söyledi.

Sağ içinde anlaşmazlıklar

Sağ muhalefetin büyük çoğunluğu Maduro’ya yönelik zorla istifa stratejisini savunmasına  rağmen, iki ayrı  görüş var. Muhalefet hareketinin ılımlı çoğunluğu hükümet ve özel sektör arasında büyüyen düşmanlık zemininde, Maduro’ya karşı barışçıl gösterileri savunuyor. Henrique Capriles Radonski ılımlı kanadı temsil eden önemli bir poster ürünü haline dönüştü. Caprilles, Maduro yönetimi ile birlikte çalışmaya istekli olduğunu ifade etmişti. Ancak yine de sağa sıkıca bağlı kaldı ve hükümeti eleştiren tutumuna devam etti.

Sağcı muhalefetin çatı kurumu Demokratik Birlik Bürosu (MUD) temsilcileri, Miranda eyaleti milletvekili María Corina Machado, Karakas Belediye Başkanı Antonio Ledezma, Voluntad Popular lideri Leopoldo Lopez isimleri kendi tabanlarına sokağa çıkma çağrılarında ön plana çıkıyor. Lopez hakkında halihazırda bir tutuklama kararı da çıkarıldı.

Son olarak…

Bugün Venezüella’da yaşananlar ne ilk ne de son karşıdevrim girişimi olacak. ABD ve güdümündeki oligarklar, gücünü halktan alan Bolivarcı devrimi, lideri Hugo Chavez hayatını kaybettiği zaman yıkacağını düşündü. Ancak Maduro’nun iktidarıyla devam eden Bolivarcı devrim, Chavistlerin daha örgütlü olması ve devrimi her zamankinden daha çok sahiplenme gerekliliğinin bilinci sürdüğü müddetçe halk düşmanlarını bir kez daha alt edebilir.

* Venezüella İkinci Cumhuriyeti’nin, İspanya İmparatorluğu’na karşı verdiği bağımsızlık savaşının en önemli dönüm noktalarından biri 12 Şubat 1814’te gerçekleşen La Victoria Savaşı idi. İkinci Cumhuriyet’in savaşta düzenli birlik sıkıntısı vardı ve Venezüellalı lider Jose Felix Ribas komutasında Santa Rosa de Lima Üniversitesi öğrencileri, çevre kasaba ve köylerden gelen gençlerden bir kol oluşturuldu. O gün savaşın kazanılmasında bu kol etkin rol oynadı ve La Victoria’daki kahraman gençlere ithafen 12 Şubat günü, 1947’de alınan meclis kararıyla Venezüella’da “Gençlik Günü” olarak kutlanmaya başladı.


Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur