‘Marmaray’ın adı Şah İsmail olsun’ – Fatih Yaşlı (Yurt)

Alevilerle Cumhuriyet arasındaki ilişki söz konusu olduğunda liberal ve muhafazakâr zevatın sürekli dile getirdiği bir ezber vardır. Buna göre Aleviler, 1938’deki Dersim katliamına rağmen bir Stockholm Sendromu yaşamaktadırlar, yani cellatlarına âşık olmuş durumdadır.

Oysa mesele Alevilerin yüz yıllar boyunca şeriatla yönetilen bir devletin zulmü ve baskısı altında yaşaması ve bu yıllar boyunca büyük katliamlara, büyük kırımlara maruz kalmasıyla, yani Aleviliğin tarih bilinciyle ve toplumsal hafızasıyla doğrudan ilgilidir. Aleviler, bir şeriat devletinde yaşamanın ne olduğunu çok iyi bildikleri için, Cumhuriyetin laiklik anlayışına, o laikliğin taşıdığı sınırlı karaktere rağmen sahip çıkmışlardır.

“Celladına âşık olmak” ezberinin tekrarlayıcıları geçtiğimiz hafta sonu belki de bu ezberi bir kez daha tekrarlamak için Abant’ta bir toplantı gerçekleştirdiler. Gülen Cemaatine bağlı Abant Platformu’nun organize ettiği toplantılar serisinde bu kez de Alevilik konuşuldu.

Öncelikle kısa bir bilgi verelim: Abant Platformu Cemaate yakın akademisyen, yazar ve entelektüellerin oluşur ve Cemaatten olmayan isimlerin de davet edildiği toplantılarda Türkiye ve Dünya siyaseti üzerine görüş alışverişinde bulunulur. Buradan çıkan kararların Cemaatin siyasi karar alışlarında önemli etkisinin olduğu ise bilinmektedir.

Peki acaba Cemaat kalemleri bu sene neden Aleviliği tartışmak istemiş olabilirler?
Bunun en temel nedeninin Gezi Direnişi olduğunu söyleyebiliriz. Geçtiğimiz günlerde yapılan “Gezi’ye katılanların % 78’i Aleviydi” açıklaması akla getirildiğinde, Türkiye sağının diğer unsurları gibi hem AKP’nin hem de Cemaatin, Gezi’yi bir Alevi kalkışması, bir Alevi isyanı olarak gördükleri açıktır ve Alevilik eski Türkiye’de olduğu gibi yeni Türkiye’de de yönetenler açısından bir “sorun” niteliği taşımaktadır.
İşte Abant Platformu’nda Aleviliğin konuşulması tam da bu “sorun”un masaya yatırılması anlamına gelmektedir; üstelik Ankara’da Tuzluçayır’a cemevi-cami yapılması projesinin arkasında da Cemaatin olduğunu bildiğimize göre, bu hiç de şaşırtıcı değildir.

Şimdilerde birbirleriyle kavga etseler de, yeni Türkiye’yi, yeni rejimi kuranların AKP ve Cemaat olduğunu, yakın geçmişte bir koalisyon ortağı gibi çalıştıklarını hep söyledik, söylüyoruz.

İşte bu yeni Türkiye projesinin temel hedeflerinden biri, bu projenin “ruhuna” uygun muhalifler yaratmaktı; yani yeni rejim, kendi sosyalistini, kendi Kürt’ünü, kendi Alevi’sini yaratmak istiyordu.
Aleviler söz konusu olduğunda, bunun için Cemaate ve AKP’ye yakın isimlere tabela Alevi dernekleri kurduruldu, İzzettin Doğan gibi sağ siyasetlerle içli dışlı bir isim devreye sokulmak istendi ve cami-cemevi projesiyle bu denemeye ivme kazandırılmak istendi.

Ancak Aleviler bu tuzağa düşmediler ve evet Gezi Direnişiyle birlikte, toplumun farklı başka kesimleri gibi onlar da sokağa da çıktılar. Armutlu’da, Tuzluçayır’da ve Dikmen’de devlet şiddetine karşı direnenler ve gencecik çocuklarını toprağa verenler de onlardı.

İşte Cemaati Abant’ta Alevileri ve Aleviliği konuşmaya sevk eden de, Mümtazer Türköne gibi eski ülkücü yeni Cemaatçi bir isme “üçüncü köprünün adı Şah İsmail olsun” dedirten de tam olarak buydu, yani Gezi direnişiydi.
Peki bir “Cemaat Aleviliği” yaratmak için atılan bu adımlar bir işe yarar mı, böylesi bir Alevilik mümkün müdür?

Bu sorunun yanıtı çok açık bir şekilde “hayır”dır; Aleviler gerçek cellatlarının kimler olduğunu bilmektedirler ve ona âşık olmaya da hiçbir niyetleri yoktur çünkü.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur