Güneydoğu: Eski tas, eski hamam – Mustafa Sönmez (Yurt)

Kürt sorununun bir türlü çözüme kavuşturulamamasında en önemli etkenlerden biri olan bölgenin iş-aş sorununa AKP iktidarlarında çözüm getirilemediğini, bizzat RTE’ye bağlı TÜİK ortaya koyuyor. Verilerin en sonuncusu önceki gün açıklandı. En gelişkin bölge İstanbul ile en az gelişmiş Güneydoğu alt bölgeleri arasındaki uçurum AKP rejimi döneminde de pek değişmedi.

SAYILAR NE DİYOR?

 2004 yılında İstanbul’da kişi başına milli geliri 11 bin 375 TL olarak gerçekleşirken Türkiye ortalaması bunun ancak yüzde 64’ünü buluyor, Van ve civarı iller, Mardin ve civarı iller ile Ş.Urfa-D.Bakır alt bölgelerinden oluşan illerde kişi başına gelirin, İstanbulunkinin dörtte biri oranında olduğu, Türkiye ortalamasının da yüzde 40 gerisinde kaldığı anlaşılıyordu.

2010’a gelindiğinde fazla bir değişim olmadığı dikkati çekiyor. İstanbul’un kişi başına geliri cari fiyatlara 2010’da 20 bin 150 TL olarak gerçekleşirken Güneydoğunun ortalaması İstanbul gelirin ancak yüzde 28,5’una çıkabilmiş.

mustafa-istatistik

Kaynak:TÜİK

Burada TÜİK ve rejim yandaşları hemen bu sayıların üstüne atlayarak diyebilirler ki, “Bak, 2004’ten 2010’a kişi başına gelir bölgede 3 puan artmış, daha ne diyorsun?”

ŞEYTAN AYRINTIDA

Acele edilmesin, böyle bir artış var gibi, ama şeytan ayrıntıda gizli. Bir kere, Türkiye’ye  dışarıdan borç ve doğrudan yatırım biçiminde 400 milyar dolar paranın girdiği ve bununla yüzde 5 yıllık ortalama büyüme yaşandığı AKP rejiminde, bölgenin kişi başına gelirinin yüzde 25,6’dan yüzde 28’5’e çıkması büyük bir olay değildir. İstanbul’a gürül gürül akarken, Güneydoğu’ya sadece damlamıştır.  Kaldı ki, büyümenin içeriğine bakarak şeytanı deliğinden çıkarmalı. Üç puanlık kişi başına gelir artışı 3 nedenden kaynaklanıyor;

1-Büyümeyi oluşturan devlet harcamalarının önemli bir kısmı asker-polis harcamalarıdır. Bölgede yaptırılan karakol, kışla türü askeri yapılar, bölgede istihdam edilen polis ve subaya ödenen maaşlar, diğer her türlü silah, savaş uçağı vb. harcamaları, bölgeye yapılmış yatırım, dolayısıyla “büyüme” olarak kayıtlara girmektedir. Örneğin, Tunceli’nin 2012’de  merkezi bütçeden yapılan  harcamaların il bütçesinin yüzde 61’ine ulaştığı, bu oranın Hakkari’de yüzde 40; bölgenin en gelişkin ili Diyarbakır’da ise yüzde 30’u bulduğu görülmektedir. Tunceli’de kişi başına asker-polis harcaması, Türkiye ortalamasının 6 katını aşarken, Hakkari’de ise genel ortalamayı 3 kata yakın geride bırakmaktadır.

2- Bölgede GAP’ın sulama yatırımları, bölgede kişi başına gelirin arttığı izlenimi yaratmaktadır. Üstelik merkezi bütçe yerine işsizler için oluşturulan İşsizlik Sigortası Fonu’ndan tırtıklanan paralarla sürdürülen GAP yatırımları, bölgede büyüme var, izlenimi yaratmaktadır.

3- Irak Kürdistanı’nda, savaş sonrası gerçekleşen yeniden inşa programlarından, bölgeye açılan üniversitelerde okuyan öğrenci nüfusun artmasından Güneydoğu illeri de bir nebze yararlanabilmişlerdir. Kişi başına gelirin 10 yılda 3 puan artmasında bu iki etkenin de payı var.

Kaldı ki, kişi başına gelir, bölge insanın cebine giren gelir demek değildir. Milli gelir o bölgede yaratılır ama bölüşümü başka bölgede olabilir. GAP müteahhidine yaptırılan yatırım, bölgede değer yaratıldığını gösterir ve bölge, milli gelir üretmiş görünür ama müteahhit kazancını İstanbul’a taşır, milli gelir onu göstermez.

YERELE YÖNELİŞ…

Güneydoğu’nun  iş-aş sorunu, mahrumiyetleri, mağduriyetleri azalmıyor, artıyor. Bölgede 100’ün üstünde yerel yönetimde temsil edilen  Kürt hareketi, bölgenin sorunlarının çözümünde inisiyatif almak istiyor.Merkezde toplanan yetkilerin yerele devrini istiyor ki, bölgenin gelişimine yerelden müdahale edilebilsin. Türkiye’de merkez, devlet harcamalarının yüzde 90’ını yaparken yerel yönetimlere yüzde 10 harcama payı bırakıyor. AKP rejimi bu paya bile tahammül edemiyor, daha da merkezi bir yapı istiyor. Oysa, sadece Güneydoğu’nun değil, Karadeniz, Orta Anadolu bölgelerinin Batı ile, İstanbul ile uçurumunun daraltılması için, yerelden gelişmeye dönük bir idari reforma ihtiyaç var. Yerele odaklı bir büyüme reformu iş-aş sorunu için olduğu kadar, Kürtlerin haklı talepleri olan anadilde eğitim, anadilde kamu hizmeti ve kültürün geliştirilmesi, kimliğin kendini özgürce ifade edebilmesi için de gerekli(*).

KABAK PAKET…

AKP’nin son “Demokratik paket” kunduru (Kürtçe kabak) bu beklentilerin hiçbirine cevap vermiyor. Eşbaşkanlık, öğrenci andının kaldırılması, yerleşmelere Kürtçe adların verilmesi   gibi “de facto”, yani zaten uygulanan şeyleri pakete koyarak (de jure) reform yapmış algısı yaratılıyor. Yeniden “Yetmez ama evet”e yatan pabucumun demokratları da bunu yenilikmiş gibi pazarlamaya can atıyorlar.

Kürt hareketinin “çözüm” e oturmasını “olmayacak duaya amin” diye değerlendirmiştim. Keşke haksız çıksaydım. AKP, kendine demokrat bir siyasettir. Kimyasında demokratlık değil, diktatörlük vardır. Türk, Sünni ve erkek bir rejimdir karşınızdaki. Kürdü, Aleviyi, kadını ötekileştirmiştir. Hakların tesliminde onlardan centilmenlik, lütuf  beklenmemeli. Protesto, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakları sonuna kadar kullanılarak samimiyetsizlik teşhir edilmeli. Meclis kürsüsü de en etkin biçimde kullanılmalı.

(*) Bölgenin yerele dayalı kalkınma modeli için geçen ay bitirdiğim çalışmayı, Güneydoğu Anadolu Belediyeler birliği (GABB) kitap haline getirdi. Merak edenler [email protected] ,(412) 224 53 37 ‘den talep edebilirler

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur