Tayyip Erdoğan, Mısır’a değil kendi haline ağlıyor – Ali Ergin Demirhan

Haziran İsyanı’yla içerde sarsılan AKP’nin dışarıda da dostu kalmadı. “Düşman” çok ve böylesine yalnızlaşmış ve batağa batmış bir iktidarın ne emperyalist güçler açısından ne de yerel müttefikler açısından eskisi gibi bir işlevi var

Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. Bizim önümüze şehitlerin resimleri geldiği zaman, burada zerre kadar duygulanamıyorsak, sorumluluk hissedemiyorsak bizim varlık nedenimiz de ortadan kalkar. İnsan olduğumuzu unutmayacağız.

Irak’ta, Bahreyn’de, Rojava’da, Lazkiye’de süren katliamlara sessiz kalan, kendi polisinin halka karşı işlediği cinayetleri ve terörü “kahramanlık destanı” olarak niteleyen Erdoğan, Mısır’da yaşananları görünce haksızlığın farkına varıp insanlığını mı hatırlamış acaba?

Tayyip Erdoğan’ı Mısır’da yaşananlara tepki gösterirken sarf ettiği bu sözlerden dolayı tutarsızlıkla ya da çifte standart uygulamakla suçlamak isabetsizlik olur. Çünkü böylesi suçlamalar, Erdoğan’ın kendisi gibi olmayanlara karşı unuttuğu ahlaki-insani ilkeleri kendisine yakın hissettikleri söz konusu olduğunda hatırladığını ima etmektedir.

Oysa Erdoğan’ın tutum ve tepkilerini belirleyen şey Mısır’da da kendi siyasi çıkarlarından ötesi değildir. Erdoğan, Mısır’da kendi siyasal yenilgisini görmekte, “bizim varlık nedenimiz de ortadan kalkar” diye paniklemektedir. Ve Mısır konusunda “haksızlığa karşı insanlık adına” yapılacak bir itirazla, AKP’nin “varlık nedeni”nden türeyen bir itiraz arasında aşılmaz duvarlar bulunmaktadır.

Bizim itirazımız, Erdoğan’ın itirazı

Haksızlık karşısında susmamayı ilke edinenler ve insan olduğunu unutmayanlar, Mısır ordusunun Adeviyye ve Nahda meydanlarındaki Müslüman Kardeşler taraftarlarına dönük kanlı saldırısına elbette karşı çıkacaktır. Bu ahlaki tutum, Mısır’ın geleceğinin ordu-Politik İslam saflaşması ile şekillendirilmesine karşı siyasal bir itirazın da gereğidir.

Adeviyye ve Nahda’da akan kan, Tahrir’i de boğmaktadır. (Gezi’deki performansından bildiğimiz kadarıyla Erdoğan’a kalsa Tahrir zaten boğulmalıdır.) Ordunun ve Müslüman Kardeşlerin temsil ettiği otoriter milliyetçi ve siyasal İslamcı iktidar seçenekleri arasındaki kavga; Mısır halkının önce Mübarek’i, sonra askeri yönetimi (SCAF), sonra da Mursi’yi koltuktan uzaklaştıran isyanındaki devrimci potansiyeli bastırmaktadır.

Adeviyye ve Nahda’da akan kan, Erdoğan’a ise AKP’nin dış desteğinin ve bölgesel/model güç iddiasının en önemli dayanaklarından birinin hazin sonunu anlatmaktadır. Ve AKP şimdi bu sonun insani değil siyasi sonuçlarıyla boğuşmaktadır.

AKP ‘model’inin çöküşü

AKP, Türkiye dış politika tarihinin tartışmasız en kötü dönemine imza atıyor. Üstelik bu tespit, şimdilerde muhalefetten çok AKP iktidarına yakın isimlerden geliyor.

Zaman yazarı ve AKP milletvekili Zeynep Dağı’nın eşi İhsan Dağı’nın 23 Temmuz tarihli yazısından gelsin: “İran’la türlü türlü sorunlarımız var. Daha dün her grupla diyalog içinde olmakla övündüğümüz Irak’ta meşru hükümetle bile görüşemez haldeyiz. Suriye artık içeriye de akan bir bataklık, kaos. Lübnan Hizbullah’ı Suriye’de ve bölgede Türkiye’ye meydan okuyor. Mısır’ı kaybettik. Gayri meşru bugünkü yönetim Türkiye’yi muhaliflere silah yollamakla suçluyor. Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleriyle ters düştük. İsrail’i geçtim. Geriye bir tek Filistin, daha doğrusu Hamas kaldı. O da Mısır’daki darbeden sonra Türkiye’ye değil, İran’a doğru dönüyor.

Bu Ortadoğu nereden çıktı? Biz ne yaptık? Hâlâ yanlış yapmadığımız kanaatindeyseniz, buyurun devam edin. Dünün Kemalist-sekülerist iktidarları bile Ortadoğu’da bu kadar yalnızlaşmamışlardı, çünkü Ortadoğu’nun iç çatışmalarına bu kadar batmamışlardı…”

Sağına soluna bakmadan

AKP’nin ilk Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış ise 29 Temmuz tarihli Taraf’ta Tuğba Tekerek’e verdiği röportajda diplomatik bir dille Tayyip Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu’nu eleştiriyor, daha doğrusu dalga geçiyordu: “Dış politikada herkes ulusal çıkarlarına göre hareket eder. İlkeleri ona uydurup bir paket olarak sunar. Çikolatanın kabı gibi. Siz de görürsünüz; bazı ilke sahibi insanlar vardır. Trafikte yeşil ışık görünce sağa sola bakmadan yola atlar ve bir araba çarparsa ölür. İlkelere sahip olmak iyi bir şey. Ama sağına soluna bakarak gitmekten de vazgeçmemek lazım.”

Başarısızlığın ardından gelen bu içerden eleştiriler elbette esastan değil usulden. Yani emperyalizm işbirlikçisi, mezhepçi ve saldırgan dış politika çizgisi değil bu çizgide görev alan kadrolar eleştiriliyor.

Çünkü Haziran İsyanı’yla içerde sarsılan AKP’nin dışarıda da dostu kalmadı. “Düşman” çok ve böylesine yalnızlaşmış ve batağa batmış bir iktidarın emperyalist güçler açısından eskisi gibi bir işlevi yok.

İttifaklar çökerken

İktidar yolunda AKP’yi kendisine bir model olarak gören ve böylece AKP’nin bölgesel güç iddiasına dayanak oluşturan Müslüman Kardeşler, Mısır’daki halk ayaklanması ve onu izleyen darbenin ardından bölgesel ölçekte çöküş sürecine girdi. AKP’yi model alan Müslüman Kardeşler iktidarından olurken, Taksim’deki isyanla karşılıklı esinlenme içinde olduğunu ifade eden Tahrir isyanı, önü şimdilik darbeyle kesilmiş de olsa halkı siyaset sahnesine davet eden bir başka modelin ortaya çıkışını ifade ediyordu.

Haziran sonuna doğru AKP’nin ve Müslüman Kardeşler’in 1 numaralı finansörü ve müttefiki Katar Emiri Hamad bin Halife es Sani, iktidarını oğluna devretmek zorunda kalmıştı.

Bütün kritik adımların ABD kontrolünde atıldığı Katar’daki bu değişikliğin ardından Katar, Müslüman Kardeşler ve AKP ile arasına mesafe koyan bir çizgi izlemeye başladı. Suudi Arabistan başta olmak üzere diğer Körfez ülkeleri de aynı pozisyonu benimsedi. AKP devrik lider Muhammed Mursi’ye sahip çıkmayı sürdürürken, Körfez ülkeleri Mısır’daki darbe yönetimini destekledi. Katar’ın operasyonelliğiyle bilinen televizyonu El Cezire’de Türkiye’yi eleştiren yayınlar başladı.

Elde var El Kaide

AKP’nin Beşar Esad’a ve Suriye Kürtlerine karşı desteklediği El Kaide çeteleri ise Türkiye-Suriye sınırında savaşa tutuşup Ceylanpınar’da ölümlere yol açarken, 27 Temmuz’da da Somali’deki Türkiye elçilik çalışanlarına ve bir Türk hastanesine saldırı düzenledi.

Böylece büyük başarı öyküsü olarak sunulan Somali macerasında ciddi bir uyarı alındığı gibi, Türkiye içinde ve dışında desteklenen El Kaide ile flörtün en umulmadık anda dahi tehlikeli geri dönüşleri olabileceği görüldü.

Bu arada Suriye’de Esad karşıtı silahlı muhalefet ve cihatçı çeteler iç çatışmaya batarken, ordu güçleri stratejik kazanımlarla ilerlemelerini sürdürüyor.

AKP’nin 2,5 yıldır “birkaç haftaya devrilir” hesabıyla bütün ipleri kopardığı Suriye rejimi için, uluslararası basında “Esad’ın zaferine hazır olmalıyız” şeklinde değerlendirmeler çıkıyor.

AKP’nin Suriye’deki ikinci hasım ilan ettiği Kürtler de boş durmuyor. İç birliklerini sağlayan ve öz yönetimlerini geliştiren Kürtler, anayasa ve seçim çalışmalarına girişerek yeni bir devletleşme sürecinin ilk adımlarını atmaya başladı.

Barzani planı tutmadı

AKP’nin kimi zaman ABD’nin uyarılarıyla yüz yüze gelme pahasına Irak merkezi yönetimine ve PKK’ye karşı desteklediği Barzani yönetimi, Bağdat’la anlaştı ve PKK’yle birlikte Kürt Ulusal Konferansı’nın hazırlıklarına başladı. Böylece hem bölgedeki petrol zenginliğinden nasiplenmek hem de Kürt sorununda çözüm taleplerini sistem içi kanallarda tutabilmek için siyasi partner olarak seçilen Barzani de, AKP’yi hayal kırıklığına uğrattı.

Bu kadar başarının üstüne Filistin’de ilginç gelişmeler yaşandı. İsrail-Filistin barış görüşmeleri 29 Temmuz’da ABD’de başladı.

Hamas, Türkiye’nin telkiniyle girdiği kısa süreli Katar macerasının ardından yeniden İran’la ilişkilerini güçlendirmeye yöneldi.

Ama Tayyip Erdoğan daha Tahrir’de konuşacak, Gazze’ye gidecek, Şam’da Emevi Camii’nde namaz kılacak, Somali’de Afrika fatihi olarak bağra basılacak, Musul-Kerkük petrolü ile ihya olacaktı. Olamadı.

AKP’nin dış politikada yaşadığı çöküş, egemenler arası çekişmeyi derinleştirici bir etki yaptığı gibi ekonomiyi, Suriye sınırındaki toplumsal hoşnutsuzluğu ve Kürt sorununu da doğrudan etkiliyor.

Bu durumda hoşnutsuzlukları yükselen emekçilerin, sınır kentlerinin ve Kürtlerin talepleri karşısında AKP iktidarı daha da kırılganlaşıyor.

Haziran İsyanı’yla “Bu daha başlangıç” diyenlerin, “mücadeleye devam” etmesi için çok elverişli bir manzara…

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur