Sosyo-politik arka planıyla Mısır’da darbe ve iç savaş – Dr. Mustafa Peköz

Devrimin önderliğini “bütün iktidar Tahrir’e” sloganıyla üstlenecek bir güce  ihtiyacımız vardır. Mısır Devrimi böyle bir gücü inşa edebilir ve bunu inşa etmekten ve ileriye götürmekten başka bir seçeneği yoktur

Mısır’da gerçekleştirilen askeri darbe, iç politik istikrarı sağlamak yerine tersine politik süreci ciddi bir kaosa dönüştürdü. Ölü sayısı binlerle ifade ediliyor. Özellikle Müslüman Kardeşler’e karşı ordunun çok daha büyük saldırılar yapacağına dair önemli işaretler oluşmuş durumda.

Mursi’nin devleti İslamcı bir sisteme göre yönetmek için anayasa dahil birçok alanda yapmaya başlattığı değişiklikler‚ ‘daha çok demokrasi, daha çok özgürlük‘ diyen milyonlarca insanın protestosuyla karşılaştı. Öyle ki yüz binlerce insan, Cumhurbaşkanlığı sarayını kuşattı. Tam bu süreçte ordu devreye girdi ve askeri darbeye gerçekleştirdi. Bu kez tersine, İslamcı hareketler, darbeci orduya karşı sokaklara çıkmış bulunuyor. Bu bakımdan Mısır’da çok farklı politik eğilime sahip kitlelerin eylemleri kesintisizce devam ediyor. Bir başka ifadeyle iç savaş düzeyine yükselmeye başlayan çatışmalar, Mısır’ın politik geleceğini etkileyecek çok önemli bir faktördür.

Arap ülkeleri içerisinde sürekli ekonomik sorunlar yaşayan, GSMH bakımından geri konumda olan, IMF, Dünya Bankası ve Körfez ülkelerinden alınan kredilerle varlığını sürdüren Mısır’da iç politik saflaşma rejimin niteliksel değişimine dayanmıyor.

Bu nedenle politik belirsizlik ve istikrarsızlık giderek derinleşiyor. Müslüman Kardeşler’e yönelik yapılan askeri darbenin, ülkenin demokratikleşmesiyle bir ilgisinin olmadığı esasen ABD başta olmak üzere uluslararası güçlerin bölgesel çıkarlarıyla doğrudan ilişkili olduğu hemen herkesin gördüğü bir realitedir.

Bugünkü politik kiriz, ülkenin sosyolojik ve sosyo-politik gerçeğinde saklıdır.

Mısır’ın geleceğini, bir bakıma farklı toplumsal güçler arasındaki ilişki belirleyecektir. Ülkenin sosyal ilişkilerini belirleyen önemli faktörlerden biri, farklı dini gruplar arasındaki dengedir. Bugüne kadar dinsel gruplar arasındaki dengenin sorunsuz bir şekilde devam etmesi aynı zamanda politik istikrarın önem bir yansıması olarak ortaya çıkıyor. Nüfusun yaklaşık olarak % 87’si İslam, geri kalan %13’ü Hıristiyan ve diğer dinsel gruplardan oluşuyor. Bu bakımdan Radikal İslamcı Hareket’in iktidara gelmesi, Hıristiyan ve diğer dinsel gruplara karşı baskının ve reaksiyonların artacağını ortaya koydu. Böylesi bir durum, Mısır’ın Ortadoğu’da politik bir lider ve denge ülke olmasına yönelik önemli bir darbe vuracaktır.

‘Müslüman Kardeşler’in toplumsal gücünün önemli bir kısmını yoksullar oluşturuyor. İhvan hareketi, çok uzun yıllar, başta Kahire, İskenderiye gibi büyük kentlerde yoksul kitlelerin içerisinde örgütlendi. Camiler sadece bir ibadet yeri olarak değil aynı zamanda politik, ekonomik ve sosyal örgütlenme modelleri olarak kullanıldı. Mübarek’in devrilmesinden sonra Müslüman Kardeşler örgütünün seçimlerde nispeten başarılı olmasından yoksul ve işsiz kitlelerin önemli bir desteğini almasından ileri geliyor. Ancak Mursi’nin cumhurbaşkanlığından sonra, özellikle yoksul kitlelerin yaşam standartlarına yönelik oluşan beklenti boşa çıktı. İşsizlik oranının % 35-40 olduğu ve bunun gençlikte nerdeyse %70’e ulaştığı bir dönemde, Mursi, ekonomik ve sosyal sorunları çözmek yerine iktidarı bütünlükle olarak ele geçirmekle meşgul oldu. Bu durum Mısır halkının ve özellikle gençliğinin  Mursi’ye ve Müslüman Kardeşlere yönelik ciddi bir güvensizliği oluştu. Bu bakımdan özellikle işçilerden, gençlerden ve köylülerden oluşan toplumun yoksul kesimleri, bu kez tersten Mursi yönetimine karşı gelişen toplumsal hareketin içinde yer almaya başladılar.

Tarihsel olarak ciddi bir İslamcı damarı bulunan orta sınıf tabakası da, Mübarek’e alternatif olarak ‘Müslüman Kardeşleri’ destekledi. Onların toplumsal güç olmasında önemli bir rol oynadı. Doğal olarak Mursi’nin cumhurbaşkanı olmasıyla orta sınıfı tabakası, devlet olanaklarından yararlanmak için önemli bir beklenti içerisine girdi. Özellikle turizm ağırlıklı merkezlerde güç olmak isteyen, bu orta sınıfın beklentilerine yanıt verilmemesi, ekonomik koşulların çok daha fazla kötüleşmesi ve iflasların peş peşe artması, yıllardır İhvan hareketini destekleyen orta sınıfta kopuş süreci başladı.

El EzherÜniversitesi hem  İslam dünyasında hem de Mısır yönetimi üzerinde belirgin bir ağırlığa sahiptir. El Hezer’in belki de tek otoriter güç olması, Mısır’ı İslam dünyasında ayrıcalıklı ve etkili kılan önemli bir faktördür. İhvan hareketi ise çok açıktan olmazsa da, kendi stratejisini etkin kılmak için El Hezer’in politik gücünü kırmaya yöneldi.   Bu  yönelim, İslam dünyasında özellikle Ortadoğu’da Mısır’ın geleneksel politikasını etkizleştirilmesine yönelik bir adım olarak algılandı. El Ezherİmamı, Mursi’ye karşı ordu darbesini çok açık olarak desteklemesi de iktidar rekabetiyle ilişkilidir. Bir bakıma, İhvan hareketine karşı,  S. Arabistan krallığıyla aynı safta yer aldı.

Bütün bunlara paralel olarak, Mısır’da İslamcılar cehpesindeki iç dengeler de Mursi’nin politik yönelimini etkiledi. İçerisinde farklı politik eğilimler bulunan Müslüman Kardeşler tek bir güç olarak hareket etmiyor. Orta sınıf tabakası, sistemle uyumlu bir politika izlenmesi gerektiğini vurgularken, gençlik tabanı çok daha radikal bir çizgide kalmak istiyor. İhvan liderleri arasında devlet yönetimi bakımından da bir kısım farklılıklar bulunuyor. Politik dengelere doğrudan müdahale etmek isteyen kesim doğrudan şeriat yasalarına geçilmesi ve sistemin buna göre yeniden organize edilmesi gerektiğini söylerken, özellikle ekonomik gücü elinde tutan eğilim, Türkiye’deki AKP iktidarına benzer bir modeli esas almaktadırlar. Mursi,  esasen bu iki eğilim arasında politik bir denge olarak bir rol üstlenmeye çalıştı. Ancak, İslamcı hareketin politik dengeleri içerisinde, daha çok radikal güçlere yöneldi, politikasını buna göre belirledi. Bu yönelim hem Müslüman Kardeşlerin radikal kesimlerinin güçlenmesine yol açtı, hem de Mısır El Kadie güçlerine önemli olanaklar sundu. Buna paralel olarak El Kadie, Mursi’yi çok aktif olarak desteklemeye başladı.

Mısır’da politik dengeleri  etkileyecek iki adım atılmaya başlandı. Birincisi Mısır Başbakanı Hazım el Biblavi, Müslüman Kardeşler’in feshedilmesini önermesidir. Böylesi bir karar, Mısır’daki politik dengeleri bütünlüklü olarak değiştireceği gibi iç savaşı tetikleyecek önemli bir faktör haline gelebilir. İkincisi ise, ordu, özellikle ABD’nin beklentilerine yanıt verecek bir şekilde, Mısır’da El Kaide yöneticilerine karşı çok kapsamlı saldırılara girişmesidir. Bu çerçevede El Kaide lideri Eymen ez-Zevahiri’nin kardeşinin Gize kentinde gözaltına alınmasıdır. Bu yönelim  El Kaide’nin Mısır’daki iç savaşa bütünlüklü olarak dahil olması ve çatışmaların çok daha fazla gelişmesine yol açacaktır.

İslamcı hareketin kendisi, sistemi bütünlüklü olarak elde tutması için hızlı adımlar atarken aynı zamanda bölgesel politikalarda bir kısım değişikliklere yöneldi. Örneğin, Mısır’ın geleneksel denge politikası terk edilmeye başlandı. Mursi, İran ile yakın ilişkiler geliştirmeye çalıştı.  İsrail ile olan 40 yıllık ilişkilerde değişiklikler gündeme geldi. Özellikli El Kaide’ye aktif destek verildi. Kral rejimleri olarak bilinen Körfez ülkeleriyle olan ilişkiler önemli oranda bozulmaya başlandı. Özellikle S. Arabistan yönetimi, İhvan hareketini kendisine karşı bölgesel alternatif bir güç olarak gördü. Bu nedenle körfez ülkelerinin her yıl düzenli olarak Mısır’a yaptıkları yardımları durdular. Bu bakımdan Mursi’nin izlemeye başladığı körfez ve Ortadoğu politikası Mısır’ı yalnızlaştırdı.

AKP hükümetiyle yakın ilişki kuran ve özellikle devletin kurumsal yapılarını ele geçirmede bol bol öneri alan Mursi yönetimi için Türkiye önemli ile ilişkilerini sürekli geliştirmeye çalıştı. Çok yönlü politikalar farklı çıkarlar üzerinde gelişmeye başladı. Türkiye, Mursi’nin devrilmesine şiddetle karşı çıkarken S. Arabistan, Katar, Kuveyt gibi körfez devletleri ordu darbesine aktif destek sunuyor. Suriye konusunda ise Mısır daha çok edilgen kalırken, bu kez tersten S. Arabistan, Katar gibi devletlerle Türkiye aynı politikalar ekseninde hareket ediyorlar. Mursi rejimi İran’la yakın ilişkiler kurarken, Türkiye tersine gerilim politikası izliyor. Bu bakımdan Mursi’ye yönelik darbe, her ülkenin bölgesel politikasındaki yansıması çok farklı oldu.

Mursi doktorasını yapmak için 1982 yılında Amerika’ya gider ve Güney Kaliforniya Üniversitesinde yardımcı doçent olarak çalıştı. 5 çocuğundan 3’ü  ABD ve kendisi ABD vatandaşıdır. Annesinin de ABD vatandaşı olduğu söylenir. Mursi, sanıldığı gibi Müslüman Kardeşler içerisinde etkin biri değil. Mübarek’ten sonra çok hızlı bir şekilde ön plana çıkartılması, tamamen ABD’nin belirlediği bir politikadır. Mursi ile hem Müslüman Kardeşleri kontrol etmeye yöneldi, hem de Mısır’dır bölgesel politikalarındaki sürekliliği sağlamaya çalıştı. Ancak Mısır’ın iç politik dengeleri tersten işledi, Mursi ABD ve uluslararası güçlerin beklentilerine yanıt veremeyince, Pentangon, dengeleri yeniden şekillendirmek ve gelişen toplumsal muhalefeti etkisizleştirmek için orduya yeniden darbe görevi verdi.

Dikkat çekilmesi gereken bir başka nokta da, AB ve ABD’nin demokrasi kriterlerinin arka planında uluslararası ve bölgesel çıkarları bulunuyor olmasıdır. ABD ve AB’nin desteğini alarak yapılan askeri darbede yüzlerce insan yaşamını yitirdi. Binlerce yaralı var.  Çatışmaların boyutlanarak devam edeceğine dair çok önemli veriler bulunuyor.  ABD ve AB, değersiz ve biçimsel olan bir kaç açıklama dışına çıkmış değiller. Çünkü ordu darbesi, bu iki küresel gücün çıkarlarını dizayn etmek için yapılmıştır. Yani bunların demokrasi ve özgürlükleri genişletmek gibi bir dertleri bulunmuyor. Ayrıca İslamcı politik hareketlerin ‘kahrolsun demokrasi’ söylemi de ABD ve AB’nin demokrasi politikası arasında bir uyum sözkonusudur. Yanı madalyonun ters yüzleri olarak değerlendirmek sanırım yanlış olmaz.

Mısır’da Darbenin Stratejik Hedefi: Sisteme yönelik Halk ayaklanmasını  etkisizleştirmektir.

Mısır’da ordunun darbe yapmasına yol açan sosyal-politik gerçekler oldukça önemlidir. Bunlar yeterince anlaşılmadan meselenin politik arka planı doğru analiz edilemez. Ancak bunlar kadar önemli olan başta toplumsal gerçeklere de dikkat çekmek gerek. Ordunun müdahalesinin  arka planı, esasen Mursi’ye karşı gelişen halk ayaklanmasının Mısır’da mevcut politik dengeleri bütünlüklü olarak değiştirme gücüne sahip olmasıdır. İlerici, demokratik ve devrimci güçlerin hızla gelişen toplumsal ve liderlik gücünü gören Ordu, iktidar değişiminin yeniden sistem içinde kalmasına sağlamak ve uluslararası ve bölgesel güçlerin çıkarlarını korumak için darbeyi gerçekleştirdi. Bu bakımdan Ordu’nun darbe politikası, esasen demokratik güçlerin iktidarı alma olasılığının önünü kesmeye yönelik stratejik bir hamle olduğunu görmek gerek.

Müslüman Kardeşler, Mübarek iktidarının son dönemlerinde yönetime ortak olmak için ordu ile bir ittifak içinde müzakere yaparlarken, ilerici-demokratik güçlerin devrimci isyanına karşı, ordu ile ittifak kurarak sistemi korudular. Bu bakımdan Mısır’da devletin sistematik gücü olan ordu ile sistemin bir başka politik gücü olan Müslüman Kardeşler arasındaki ittifak, uluslararası güçlerin bölgesel stratejisine uygun bir yönelimdi. Buna paralel olarak ilerici-demokratik muhalefet sürekli bir gelişme eğilimi içindeyken, Mursi ordu ve yargıya kendisine uygun atamalar yaptı ve hep birlikte halkın devrimci ayaklanmasına saldırdılar. Bu darbe esasen Mısır’da çok hızlı gelişen ve rejimi bütünlüklü olarak değiştirme gücüne ulaşan ilerici-demokratik halk hareketinin önünü kesmeye yönelikti.

Müslüman Kardeşlerin stratejisi ‘devrim’ yapmak değildi ve sadece mevcut devlet içerisindeki güç ilişkilerini kendisine göre yeniden yapılandırmaktı. Bu bakımdan toplumun ekonomik, sosyal ve demokratik taleplerine yanıt vermeyen Mursi yönetimine karşı, gelişen halk hareketi, ordunun darbesiyle esasen engellendi.

Cumhurbaşkanlığını kuşatan milyonların olası bir devrimi, sadece içte Müslüman Kardeşlerin tasfiyesini değil aynı zamanda Amerika’nın bölgesel çıkarlarını alt üst edebilecekti. Bu bakımdan darbe, esasen hem Müslüman Kardeşlerin güçlenmesine, hem de küresel güçlerin bölgesel çıkarlarının korunmasına hizmet etti. Sonuçta sistem içi farklı politik güçler kendi aralarında anlaşacaklardır. Önümüzdeki süreçte ABD’nin denetiminde Mursi ve Ordu güçleri arasında yeni bir ittifakın oluşması olasılığı gündeme gelebilir.

İran Komünist-İşçi Partisi lideri Hamit Takvai’nin bu Mısır devrimine ilişkin söyledikleri:  “Batıdaki anti-kapitalist Occupy Hareketi bu zorunluğun bir belirişiydi ve bugün  Mısır Devrimi her adımda ve her uğrakta toplumsal sorunların idare organları olarak halkın örgütlenmesi zorunluğunu vurgulamaktadır. Mısır’da devrimin önderliği konumundaki gücün ilk görevi, bu bakışı toplumun  önüne yerleştirmek ve kitleleri kendi iktidarlarını pratiğe geçirmeleri için örgütlemektir. Halk kitleleri kendilerini hükümet olarak örgütlemeli ve kendi siyasal kaderlerini üstlenmelidirler. Ancak, bunun gerçekleşebilmesi için  devrimin önderliğini “bütün iktidar Tahrir’e” sloganıyla üstlenecek bir güce  ihtiyacımız vardır. Mısır Devrimi böyle bir gücü inşa edebilir ve bunu inşa etmekten ve ileriye götürmekten başka bir seçeneği yoktur. Orduyu ve İslamcıları ve El Baradey gibi demokrasi gölgesi altına saklananları veya yarın ortaya  çıkabilecek ve mevcut sistemi savunan herhangi bir gücü etkisiz kılmak ve geriye  itmek için başka bir seçenek yoktur.”

Sanırım meselenin esası budur.

[email protected]

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur