Para, politika ve buldozer Yedikule bostanlarına karşı – Boris Kálnoky

Para, Politika ve Buldozer İstanbul’un son vahasına karşı: Yedikule. “Konstantinopolis’in sebze bahçeleri” hakkında Voltaire yazmıştı – Şimdi kitaplara konu olmuş bu güzellikler burada düzleştiriliyor. Bu imhayı gerçekleştiren ise AKP

yedikule-bostanlari

İki köylü kadın yere oturmuş, kırmızıturpları demetliyor. Aynı anda, kadınların hemen yanlarında maydanozların arasında birkaç çubuk mısır hala yetişiyor. Tüm bunların içinde küçücük pancarlar serpilmeye başlamış, burada bir mutfağa gerekecek her sebze var. Çevrede büyük incir ağaçları, erik ağaçları, dut ağaçları ve bir nar ağacı. Burada, onların meyvelerini isteyen herkes ücretsiz bir şekilde edinebilir. Bu düzen yüzyıllardır böyle gelmiş, böyle gidiyor, çocukların belleklerinde hatıralar tırmanmaya başladığından beri ağaçlardan meyveler toplanabiliyor.

Ve şehir surlarının arkasında Konstantinopolis, pardon, İstanbul yer alıyor. “Yedikule”nin adı bu eski surların güney köşesinde yer alan yedi kaleden geliyor. Bu surlar UNESCO dünya mirası. Altı metre çapında eski bir taş çeşme üzerinden küçük kanallardan oluşmuş ağa su akıyor ve bu su tüm araziyi besliyor.

Harvard Üniversitesi’nde Osmanlı’da tarım yetiştiriciliği üzerine doktorasını yapan Aleksandar Sopov Yedikule bostanlarının Bizans döneminden beri var olduğunu anlatıyor. Tabi Bizans döneminde her şey oldukça farklıydı – ama bugünkü haliyle ve büyüklük olarak tarım alanları haritalarda ilk kez 1807 yılında Weimar’da gözüküyor. (Almanya’da bir bölge), daha açık haliyle: İsmail Paşa’nın bahçeleri olarak biliniyor. 3. Sultan Selim’in şüpheli sadrazamı.

Üç bakış açısı – Bir komplo

Bu küçük vahaya mesela şöyle bakabiliriz: Yüzyıllardır burada yetişen kırmızıturpların üzerinden romantik bir bakış açısı geliştirebiliriz. “Bu belki de dünyanın kalan birkaç kentsel tarım manzaralarından biridir” diyor Sopov. “Böyle bir şey Roma, Paris ve Londra’da yok.”

Farklı bir bakış açısı ise Voltaire’den. Onun roman karakterlerinden “Candide”nin yorucu gezintisi burada bitiyor: buralar Konstantinopolis’in bahçeleri iken buradan küçük bir çiftlik alıyor ve hayal kırıklığı olan macerasından sonra maneviyatını burada buluyor. Açgözlü, bencil Avrupa’nın Osmanlı bilgeliğine eşitlenmesine şahit oluyoruz: Bu dünyayı değiştirmemize yardımcı olmaz ama bu alanı korumamıza bir sebep olabilir.

Yedikule bostanları ile ilgili var olan üçüncü bakış açısı ise Türkiye’nin iktidar partisi AKP’ye ve onun yerel yönetimlerinin çalışmalarına ait. AKP genelde “neo–Osmanlı” olarak adlandırılıyor ama Osmanlı geleneği ya da değil, şehrin surları içinde kalan bu değerli mülkü korumuyor. Ama acilen bir şeyler yapılması gerek. Yoksa bu verimli alan yok olmak zorunda kalacak.

İktidar partisinin ruh hali

Kırmızıturpları demetleyen köylü kadınlar bu resmin sadece yarısını oluşturuyor. Resimde, bu köylü kadınların hemen arkasında bir buldozer sallanıyor ve bostanların üzerine molozları yığıyor. Akleksander Sopov, birkaç tarihçi ve bir yerel şehir planlayıcısı bu yerin yıkımını engellemek için gün boyunca umutsuzca çalıştılar. Birçok AKP uygulamasında olduğu gibi burada da karar geceleyin uygulanmaya başladı: AKP’nin yerel yöneticisi bostanların moloz yığınlarıyla doldurulması talimatını 5 Temmuz Cuma günü verdi.

Bu alanın yok olmasından kaygı duyan tarihçi Sopov bu konuda duyarlı olabilecek bir avuç gazeteciyi Yedikule’ye çağırdı. Alanda bulunan AKP yandaşı olan görevliler bundan hemen rahatsız oldu ve gazetecilerin bu konuyu yazarak gündem yapmasını engellemek için bir zorbalık örneği göstererek kavga çıkardı. Ama Sopov vazgeçmedi. Ana muhalefet partisi olan CHP ile irtibata geçti ve Gülay Yedekçi Arslan isminde bir şehir planlamacısıyla iletişime geçmek üzere tavsiye aldı.

Telefon trafiği sonrasında 10 Temmuz günü Sopov ve iki tarihçi ile şehir planlamacısı olan Gülay Yedekçi Arslan belediye meclisinde buluştular ve AKP yöneticilerini bu konuda ziyaret etmenin iyi olacağını konuştular. Bu yıkım projesinin siyasi arka planına dair bilgilenmemiz için uzun ve dikkate değer bir gün oldu, ama zaten aynı günlerde iktidarın bu konudaki benzer yaklaşımı İstanbulluların çevreci sebeplerle başlattığı ve tüm ülkeye dalga dalga yayılan Gezi Parkı direnişinde ortaya çıkarmıştı.

Çevre Bakanı sürecin içinde

Türkiye Çevre Bakanı Erdoğan Bayraktar Yedikule bostanlarını imha projesinin tam da içerisinde yer alıyor, o kökten bir inşaat sektörcüsü. CHP’nin yerel yöneticilerinden Mustafa Sarmusak Çevre Bakanı Erdoğan Bayraktar hakkında bir gerçeği anlatıyor: O, bakan ya da AKP milletvekili olmasından önce – yani yaklaşık bir yirmi yıl önce- Yedikule’deki tarlalardan bir bölüm satın almış. Sarmusak, daha sonra yani 89-94 yılları arasında İnşaat Komitesi Başkanı olmuş. “Bayraktar benimle görüşmeye geldi: Satın aldığı arazi için inşaat yasağı vardı. O yasağın kaldırılmasını rica etti. Ancak ben kabul etmedim.”

AKP iktidara gelir gelmez 1807’li yılların tarihi İsmail Paşa bahçelerinin bir kısmını yok edip yerine lüks binalar inşa etti, adına da “Yedikule Konakları” dedi. Sadece tarım alanları geriye kalmıştı. CHP’li meclis üyelerinin söylediğine göre Maksem Firması’nın sahibi AKP’nin kurucularından biri. Bayraktar parlamentoya seçilmeden önce sahibi olduğu firmayı Maksem firmasına satmış. Firma sahipleri farklı olabilirler ancak kendi aralarında “siyasi” arkadaşlar.

AKP’li yetkililer gelmeden önce Sopov ve tarihçiler danışmanın odasında stratejileri tartışmak üzere CHP’lilerle oturuyorlar. Orada öğreniyorlar ki AKP belediye meclisi 2011 yılının Ekim ayında surların içinde kalan tarım alanı ile ilgili bir imar planı yapmış ki bu şu an var yürütülen çalışmanın haritası ile kanıtlanabiliyor. Ayrıca şuanda üzerlerinde AKP buldozerlerinin yer aldığı alan 1875’li yıllardaki haritalar da bile çoktan işaretlenmiş.

Osmanlı mirasının argümanları

Tüm bu verimli alanlara karşılık AKP – surlar boyunca ve ötesinde- ticari elemanları, kafe ve benzeri öğeleriyle birlikte modern bir park oluşturmak derdinde. Böyle bir proje Yedikule’de zaten var olan lüks dairelerin de elbette değerini arttırıyor. Ayrıca belki de başka parkların değerini arttıran projeler de sıradadır.

Ve üç tane AKP yetkilisi odadan içeri girdi. Tarihçilerden biri onlara durumu izah etmeye çalıştı: Onlara 1807 yılından kalan ve buradaki verimli toprakları gösteren haritayı gösterdiler, – ve sıkı durun, bu yeni bir bilgi – Osmanlı mirasının yok olduğunu anlattılar. Bu yüzden tarihçiler Yedikule bostanlarının imha çalışmasının durdurulmasını, araştırma ve tartışmaların devam etmesini istediler, öneri olarak ise tarım alanlarını parkın içine entegre etmeyi getirdikler. Bu şekilde de turist çekilebileceğini anlattılar.

O ana kadar AKP’li yetkililer sadece başlarını salladılar ve bir kere de kuşkuyla basının orada ne aradığını sordular. Ama sonradan durumu fark etmeye başladılar ve içlerinden birisi turistlerin orada ne işinin olduğunu sordu. Elbette ki turizm deyince önerilen işin faydacı yanı yani paranın değeri devreye girdi. Ama konuşmanın sonunda baklayı ağızlarından çıkardılar ve böyle bir ihtimal olmadığını söylediler. Altı yıl boyunca bu parkın 70.000 metrekarelik alanı için vergi mükelleflerine 15 milyondan avrodan fazla para harcamışlardı ve şimdi tüm bu paralar boşa mı gidecekti? Bu olmazdı. Böylelikle yetkilileri uğurladık.

AKP görünürde gerçeklikler yaratmak istiyor

Ama yarım saat sonra geri geldiler ve Belediye Başkanları ile görüştüklerini, dönüşüm içinde olan tarım alanlarının en azından bir kısmını bizim önerdiğimiz gibi entegre yapabileceklerini söylediler. Tarihçi Günhan Börekçi duyduklarına inanamadı. Welt gazetesinin sürekliliği olmasaydı bu asla gerçekleşmezdi ve elbette Gezi Parkı direnişinin bunda payı çok büyüktü.

Ama AKP ilçe başkan yardımcısı ile yapılan ikinci görüşmede tutum değişmişti. “Bu projeye karşı gelmenizin tek nedeni 1807 yılından bulduğunuz bir harita olmayabilir” dedi ve ekledi “Bizim tarihçilerimiz de bunu araştırıyor. Bu konuya olan ilginin sadece yeni bir Gezi Parkı direnişi yaratmak istendiğinden olduğunu düşünüyoruz, yoksa basının bu konunun içinde ne işi olurdu ki?” Bunları söylerken masasının üstünde yerel gazetelerinin konu ile ilgili haberleri bulunuyordu: Haberler bu pervasız hükümetin uygulamaları ve Yedikule’de başlattıkları inşaat projesi ile kendi aralarında,kendi çıkarları için nasıl da bir vurgun yaptığını anlatıyordu, tıpkı Gezi Parkı’nda yapılmaya çalışıldığı gibi.

Sopov Yedikule bostanlarını koruyabilmek için acele ediyor. AKP ile yapılan görüşmelerden bir gün sonra saat 17.30’da buldozer hala aynı yerde duruyordu. Geçtiğimiz günlerde yıkım çalışmaları her gün saat 17.00’ye kadar çalışıyor sonra paydos diyordu. Ama bugün buldozer hala iş alanında, paydostan bir saat geçmiş olsa da. Görünüşe göre ziyaretin belediyeye getirdiği tek değişiklik şu olmuş: Fazla mesai ile emrivaki yapacaklar. Bu, Yedikule bostanlarının hafta sonuna kadar yok olacağı anlamına geliyor. Bu, sürecin nasıl da hukuk dışı işlediğini anlamak için yeterli, şimdi, isterse sonsuza dek sürebilir.

60 yaşındaki çiftçi Recep Arslan 28 yıldır bu tarlalarda çalışıyor. “Annemle babamın öldüğü gün kadar üzgünüm” diyor oralar molozla doldurulurken. Hasadını planlamak zorunda olduğuna dair bilgiyi çalışmalardan 15 gün önce almış. Mağduriyetine karşılık belediye çiftçiye 800 Euro teklif etmiş ancak tüm şehre ve tarihe ait olan bu arazinin bedeli paha biçilemez. Bu sadece hasadın bedeli olsa gerek.

11 Temmuz 2013

[Die Welt Gazetesi’ndeki Almanca orijinalinden İlke Acar tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur