Bilimi Savunmak mı? Kendini Bilimin Arkasına Saklamak mı? – Arman Çağan Yazıcı (Kolektifler.net)

ODTÜ’de hayatın durduğu, üniversitenin ayağa kalktığı günlerden çok uzak değiliz henüz. Tarih üniversitenin, bilimin nasıl savunulacağının yol haritasını çizenleri unutacak kadar da aciz değil. Demem o ki o kadar kolay değil bilim savunuculuğu onurunu üstlenmek. Onursuzların takacağı maskelerle kirletilemeyecek.

Göktürk-2 uzaya fırlatılırken Tayyip Erdoğan’ı ve polis ordusunu okuldan kovma yürekliliğini göstermemek de mi bilimi savunmaktı? TGB de AKP’liler gibi öğrencilerin Göktürk-2’nin uzaya fırlatılmasını protesto ettiğimiz düşündüğü için mi orada olacak cesareti gösteremedi. Üniversite ayağa kalkarken: “Yahu neden sağcılar da yok burada” dediği için mi yoktu DEVRİM Stadyumu’nda. Aman yanlış anlaşılmasın. Lazım olduğundan ya da orada olmadıklarından dolayı üzüldüğümüzden anlatmıyorum. Tanıyalım, bilelim diye.

Kendine devrimci diyen, ama devrimci ODTÜ’ye imamın ordusundan güvence almadan giremeyen bir nemelazım sürüsü kalkmış bilim savunuculuğu yapıyor, o yüzden anlatma derdine düştük.

Bilim polis kuşatması altında yapılabilir mi? Bilim üretmek siyasi iktidarın karşı cephede ilk sıraya koyduğu ODTÜ’yü savunmadan yapılabilir mi? Ya da bilim üretmek kisvesi TGB’nin AKP’nin tasfiye ettiği eski egemen bloğa duyduğu özlemin siyasetini üretme çabasını örter mi? Üniversiteyi bilim üretmekten mahkum bırakan, üniversiteleri polis işgaline bırakan, YÖK’ün tepesindeyken de rektörken de binlerce soruşturma ve ceza açmaktan geri durmayan; kısacası üniversiteden bilimi tasfiye edip, öğrencileri de zapturapt altına almak için türlü yöntem deneyen şu eski egemenlere duyduğu özlemle üniversite gençliğine yanaşamayacağını biliyor tabii ki TGB. Onun için de asıl niyetini gizlemek için sığınacak sempatik bir yaklaşıma ihtiyaç duyuyor. Malum, bayrak dağıtıp, vatana sahip çıkıyoruz görüntüsü yaratmakla gerçek bir gençlik hareketi doğamıyor. Üniversitelilerin yıllardır büyüttüğü onurlu talepler ve mücadele TGB için öykünecek bir başlık bile değil aksine üzerine örteceği yumuşak battaniyenin kendisi oluyor.

TGB egemenler arası kavgada –ki buna özelinde üniversitedeki dönüşüm de dahil- eski egemenlerin görece “iyi” yanlarına duyulan özlemin mücadelesidir. Kürt düşmanlığıyla kendini meşrulaştırmaya çalışır. Kürt düşmanı olmadığını kanıtlamak için yaptığını iddia ettiği Diyarbakır’daki Cumhuriyet İlköğretim Okulu, anadilde eğitim talep eden Kürt öğrencilerin 1 haftalık ders boykotuna karşı “Ulusal Birlik” sloganıyla boykot karşıtı bir cephede inşa edilmiştir.  Hangi ulusun birliğini sağladığı ise merak konusudur. Irkçılığın tartışmasız öncüleri olan “vatansever ülkücülerle” her anlamda ittifak yapabileceklerini söyleyenlerin de halkların kardeşliğinden anladığı anca budur. Anti-emperyalist olduğunu söyler ama Ortadoğu’daki işgallerde halkların değil ABD karşısındaki diğer emperyalist güç odaklarının tarafında bulunur. ABD karşıtı olmayı anti-emperyalizm diye yutturmaya çalışan TGB, ABD işbirlikçisi “yerli” patronların üniversitelerde ağırlanmasından da sıkıntı duymamaktadır. Bu haliyle Erbakancıların anti-emperyalistliğinden ne farkı olduğu anlayamadığım TGB belirli gün ve haftalarda sahip çıktığı vatanına yalan ve çıkar üzerine kurulu bir muhalefet geleneği bırakma tehlikesi yaratmaktadır.

Emperyalizme karşı birlik ve beraberliğin hareketi (yerseniz) TGB şu haliyle çizgisindeki gerici derinliği ilerici kodlarla kapatmaya ve gençliği kandırmaya yelteniyor. Böyle bir güruhun bilim savunuculuğunda ne denli yer edinebileceği ortadadır. Adında bilim geçen bir etkinlik düzenlemek bilim savunuculuğu olabiliyorsa, samimi dostlarınız ülkücülere; üniversitede bulunmalarından rahatsızlık duyduğunuzu görmediğimiz işitmediğimiz İslamcılara da söyleyin de onlar da yapsın adında bilim olan bir etkinlik. Böylece üniversiteyi ayağa kaldıranları onların karşısında da karalamaya yeltenebilirsiniz.

Bilimin nasıl savunulamayacağını TGB, üniversiteye polisin girmesini sağlayarak çok iyi anlattı. Bizi de bu görevden kurtardı. Ama bilimin nasıl savunulacağını hatırlatmakta fayda var.

– Bilim polis kuşatmasındaki bir okulda savunulamaz. Bilimi savunmak özerk-demokratik üniversiteyi savunmaktır. Polisi okulun dışına çıkarmak için mücadele etmektir. Ama TGB Eskişehir’de polis kontrolünde okula girer (Dicle’de Hizbullah’ın yaptığı gibi), ODTÜ’de bilimi savunacağını söyler ama kapıyı da imamın ordusuna emanet eder.

– Bilimi savunmak üniversitede paralı eğitime, kariyer günlerine, kayıt parasına karşı mücadele etmeden yani herkesin eşit şekilde yararlanabileceği üniversiteleri yaratmadan olmaz. Parası olmayanın kaygılarla okuduğu bir alanda bilimi savunmak, bilim üretmek söz konusu olamaz. Ama TGB’nin parasız eğitim için birkaç sembolik pankart açma eyleminin dışında gerçek anlamda mücadele ettiğini görmedik. (Bir dahaki sefere uzun uzun Parasız Eğitim Semineri yapmaya çalışın da sizi çürütmek daha zor olsun bizim için.)

– Bilimi savunmak için bilim insanlarının güvenceli çalışma mücadelesinin bir parçası olmak gerekir. Ama 50-D’ye direnen akademisyenlerin yanında hiç göremedik TGB’yi.

– Bilimi savunmak için ulusalcı rektörlere tamah etmek değil, üniversite yönetiminde söz yetki karar hakkı istemek gerek. Rektörlerin çiftlik gibi yönetebildiği üniversitelerde bilim üretmek epey zor oluyor.

– Bilim gericilik kuşatmasındaki bir okulda savunulamaz. Ancak TGB’yi “yaşasın şeriat” diye bağıran eli satırlıların karşısında göremiyoruz.

Sözün özü bilimi savunmak, adında bilim geçen bir etkinliği savunmak değildir. Bilim; üretim sürecinin tamamını, üretilen yeri, üreten kişiyi, ürettiği bilginin toplum yararına kullanılma gerekliliğini savunmadan savunulamaz. Bilimi savunuyoruz demek de bir güruhu ilerici yapamaz. Bilimi ve üniversiteyi savunmak için üniversitelilerin dinamiğinden nemalanmak değil “üniversiteli” olmak gerekir.

ODTÜ’nün U-3 Amfi’sinde bilim ve üniversite nasıl savunulur dersleri yapıldı. Notları polis arkadaşlarınızdan alırsınız.

* Kolektif Yürütme Kurulu üyesi

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur