AKP’nin kadın istihdamı politikaları kadınların ev içindeki ve emek piyasasındaki konumlarını yeniden yapılandırıyor. Kadınlar için esnek ve güvencesiz çalışma biçimleri kurallaşıyor

Kadınların “özgürleşmesi”ni, “üretime katılması”nı dert edinen AKP, kadın istihdamına yönelik çeşitli projeleri hayata geçirmeye başladı. Bu doğrultuda AKP, Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Kalkınma Bakanlığı eliyle kadın istihdamına yönelik çeşitli projeler geliştirdi. Tabii ki projelere rengini veren AKP mantığı olunca “güçlü aile” anlayışı merkeze oturdu. Bu durum sosyal güvenlik sistemini, sağlık hizmetlerini özelleştiren neoliberal politikalar ekseninde kadınları eve bağlayan, ev içi yüklerini daha da arttıran projelere dönüşmeye başladı. Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre kadın istihdamı oldukça düşük oranlarda. Kadınların istihdam oranı yüzde 26’larda iken, kadınların yüzde 47’sinin hizmetler, yüzde 38’inin de tarım işkollarında istihdam edildikleri görülüyor. Sanayi işkolunda yüzde 14’lerde olan istihdam oranı inşaat işlerinde ise yüzde 1’in altında kalıyor. Bu tablo bir anlamda da kadınların istihdama dâhil edilirken ‘kadın işi’ olarak nitelenen işlerde ve belli sektörlerde istihdam edildiğini gösteriyor. Bu durum kadının toplumsal yapının devamlılığında ve yeniden üretilmesinde aile içerisinde kadınları eş ve anne olarak konumlandırıyor. Kadınların toplum içerisindeki rollerini de sadece ev içi hizmetleri ve çocuk, yaşlı bakımı ile sınırlı olmasını bir kez daha hatırlatmış oluyor.
Uzlaşmaz çelişki AKP döneminde de sürüyor
Kadınlar, neoliberal politikalardan olumsuz olarak etkilenen en büyük kesimlerden birini oluşturuyor. Neoliberalizmin her aşamasında olduğu gibi AKP döneminde de durum değişmiyor; çalışma biçimlerinin esnekleştirilmesi, sosyal güvenlik sisteminin yeniden yapılandırılması, tarımsal yapılarda dönüşüm ve yeni sosyal politikalar kadınların ev içindeki ve emek piyasasındaki konumlarını kadınlar aleyhinde yeniden yapılandırıyor. Üstelik AKP döneminde tüm bu neoliberal reformlar gerici politikalarla yeniden harmanlanıyor. Bir yandan “yaşlı nüfusumuz artıyor” söylemlerine karşılık olarak neslin üretimi için kadınların “en az üç çocuk doğurması” tembihleniyor. Bu doğrultuda bakanlık- sermaye el ele sosyal sorumluluk projeleri geliştiriyor. Kreş destekleri, doğum izinleri, süt izinleri ve çocuk başına emeklilik gibi ‘teşviklerle’ kadınlar sadece üreme makinesine indirgeniyor. Ucuz işgücü talebi ‘kadınlar daha çok çocuk doğursun’ öğüdüyle meşrulaştırılıyor. Devlet doğrudan kadınların doğurganlığını düzenleyerek, bu yolla kadınların bedeni üzerinde denetim sağlıyor. Sermayenin nitelikli ve ucuz işgücü talebi de kadınların doğrudan biyolojik işlevi olan “doğurganlığı” üzerinde denetim sağlanarak gerçekleştiriliyor. Bakım emeği de kadınların birincil sorumluluğu olarak işlevlendiriliyor.
Büyüme ‘kutsal anne’ nin ellerinde
AKP’nin 2023 ve 2071 projeksiyonlarına baktığımızda ise kadına biçilen misyonun doğurganlıkla ve bakım emeğiyle sınırlı olmadığı görülüyor. Ekonomik büyüme için “kadınların doğurganlık hızının” yanı sıra nitelikli işgücünün de kullanılması isteniyor. Bu “ekonomik potansiyel”den faydalanılırken kadınların “kutsal annelik” rollerinden kopmamaları da isteniyor. Bunun için de “Kadınlarımız için esneklik uygundur” söylemiyle yeni istihdam biçimleri geliştiriliyor. Bu kapsamda, kadınlar için güvenceli ve kadrolu işler yerine parça başı, evden, çağrı üzerine çalışma gibi modellerin sürdürülmesi ve yaygınlaştırılması öneriliyor. Bununla birlikte kadınların ihracata yönelik sektörlerde ucuz işgücü olarak çalışmasının yolları açılıyor. Kadınlara yönelik yapılan bu düzenlemeler aynı zamanda emek piyasasının esnekleştirilmesiyle de paralel bir şekilde ilerliyor. Kadınların ev içinde harcadıkları görünmezleştirilen, değersizleştirilen emekleri “aile bütçesine yardım” adı altında genel istihdam biçimi haline getiriliyor. Düşük ücretlerle, güvencesiz koşullarda çalışma biçimleri kadınlar üzerinden genele yaygınlaştırılıyor.
Tüm bunlar “iş ve aile yaşamını uzlaştırma” olarak normalleştiriliyor. Kadının anneliği ve toplumsal rolleri yeniden pekiştiriliyor, bunun için “anne üniversite”leri açılıyor, en çok kadınları öldüren şiddet bile aile içerisinde “her çocuğu bir anne yetiştirmiştir” denilerek, tek başına kadınların üzerine yükleniyor. Annelik kutsallaştırılarak, kadın sadece anne olarak var ediliyor, bunun dışında görünmezleştiriliyor. O annelik statüsü emeğini de değersizleştirmekte kullanılıyor.
Kadınlar dünyanın her yerinde insanlığın anası olarak kutsanırken insanca yaşamak söz konusu olduğunda haklarından kolayca mahrum bırakılan “kadınlık durumu” gereği çaresiz, yetersiz, korumaya muhtaç bir cins olarak görülüyor. AKP’nin kadın istihdamı politikaları kadınları toplumsal ilişkiler içerisinde üretici bir özne olmaktan çıkarıyor, yaratıcı olan tüm eylemlerini sıfırlayarak daha da görünmezleştiriyor, kadınları toplumsal ilişkiler içerisinde nesne olarak konumlandırıyor. Kadınlar için esnek ve güvencesiz çalışma biçimleri kurallaşıyor ve kurumsallaştırılıyor. Neoliberal politikalarla el ele giden erkek egemen sistem kadın emeğine yaslanarak cinsiyetçi işbölümünü güçlendiriyor; bu anlamıyla da kadınların bedenine, doğurganlığına, cinselliğine, yaşamsal etkinliğine ve emek etkinliğine saldırıyor, kadınların tüm bu etkinliklerini denetleyerek tahakküm altına almaya çalışıyor.
AKP eliyle kurumsallaştırılmaya çalışılan yeni istihdam-kadın ilişkisi, kadının zorunlu olarak maruz bırakıldığı ve “devlet baba”nın eliyle yapılandırılan bir ilişki. Bu istihdam-kadın ilişkisi kadını “aile”nin içine hapsediyor, istihdam edilme biçimleriyle de bir “mutsuz evlilik” olarak inşa ediliyor.