Deniz Bayram ve Tanja Völker ile söyleşi: ‘Hem aileyi koruyup hem kadını şiddetten koruyamazsınız’

Sendika.Org 12 yıldır kadın hareketinin neredeyse tüm adımlarını izledi, haberleştirdi, feminist literatüre katkı sağlayacak makalelere ev sahipliği yaptı. Öyle bir noktaya geldi ki kadınların kendilerini görebildikleri, kızkardeşlerini bulabildikleri ilk adreslerden biri oldu. Artık şart olmuştu: Kadınlara ait özel bir bölümün ayrılması için geç bile kaldı. Ve o gün geldi…

Kadınların kendi sözlerini ürettikleri, kadın hareketinin izlediği/izleyeceği politikaların tartışıldığı, kadınlara ait bir bölüm açıyoruz.

AKP’nin kadına yönelik şiddeti yeniden ve yeniden üreten; kadın emeğini ucuzlaştıran, güvencesizleştiren; evde, sokakta, mahallelerde, kentlerde, eğitimde, sağlıkta, her alanda kadını ikinci plana atan; kadınların hayatını “aile”nin içine sıkıştıran; tüm rejimi kadınlar üzerindeki baskıyı artırarak sağlama almaya çalışan politikalarına karşı mücadelenin daha görünür olmasını sağlayacak bir adım daha atıyoruz.

Yıllardır emeğin gündemini birlikte tuttuğumuz dostlarımızın, kızkardeşlerimizin “Kadın” bölümünü de aynı şekilde sahipleneceklerine olan inancımızla, onları daha çok yazmaya, daha çok üretmeye çağırıyoruz.

Ve yeni bölümümüzü Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı aktivistleri Deniz Bayram ve Tanja Völker ile yaptığımız söyleşi ile açıyoruz…

 

Hem aileyi koruyup hem kadını şiddetten koruyamazsınız 

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından uygulamaya konulan Şiddet Önizleme Merkezleri (ŞÖNİM) ile ilgili Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı aktivistleri Av. Deniz Bayram ve Tanja Wölker ile konuştuk. ŞÖNİM’lerin hukuksal ve sosyal sonuçları ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Deniz ve Tanja birçok kadın örgütü ve belediyenin katılımıyla düzenledikleri çalıştayda sürdürdükleri tartışmaları Sendika.Org’la paylaştı 

 

Sendika.Org: Mart 2012’de çıkarılan 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Yasası uygulamaya konulduğundan bugüne kadına yönelik şiddeti önleme açısından ne değişti?

Deniz Bayram: Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın çağrısı üzerine kadın örgütleri 6284 yasasının düzenlenmesi sırasında toplantılara katıldılar. İçerisinde Mor Çatı’nın da bulunduğu, oldukça geniş katılımlı olan Şiddete Son Platformu olarak katıldık. Fakat yasanın tamamen bizim istediğimiz biçimde çıktığını söyleyemeyiz. Bazı taleplerimizi aldılar tabii ki ama asıl bizler için önemli olanlar yasanın içinde yok.

Mesela bunlardan bir tanesi yasanın adıydı. “Ailenin korunması” ifadesinin çıkarılmasını, sadece “kadına yönelik şiddetin önlenmesi” olarak kalmasını istedik. Fakat uygulamada asıl problem yaratacak olan kısımları, yani bizim taleplerimizi kabul etmediler ve kendi istedikleri gibi yaptılar. Sonuç itibariyle 6284 sayılı yasa, iyi bir yasa gibi gözükse de uygulamada pek çok sorun yaşıyoruz.

Şiddet zaten aile içinde

Hem teknik anlamda hem de politik olarak karşı çıktığımız pek çok nokta var: Aile meselesinin orada da dile getiriliyor olması. Kadın hareketinin daima “aile” konusunda bir karşı çıkışı oldu. Çünkü şiddet zaten aile içerisinde gizlenen bir olgu ve bir hükümetin hem aileyi güçlendirmek, ailenin bütünlüğünü korumak adına hareket edip hem de kadına yönelik şiddet ve ayrımcılığı önlemek gibi bir misyonu olmaz. İkisinin bir arada gitmesi nerdeyse imkansız. Çünkü şiddet, aile içinde oluyor, ev içinde oluyor. ‘Aileyi bütünleştirelim birlikteliği sağlayalım’ derken bir yandan da ‘kadına yönelik şiddeti aile içerisinde teşhir edelim ortaya çıkaralım önleyelim’ gibi bir mücadele çelişen iki mücadele aslında.

Tanja Völker: Fatma Şahin bu yasayı tamamen yeni bir yasa gibi gösterdi ama 6284’ten önce 4320 sayılı yasa (Ailenin Korunmasına Dair Kanun) vardı. 4320 sayılı yasaya göre uzaklaştırılma tedbiri ve korunma tedbiri için kadının hiçbir şekilde delil getirmesi gerekmiyordu. Yeni yasaya göre maalesef iki farklı tedbir bölümlerine ayrıldı: Koruyucu bir de önleyici tedbirler. Şimdi kadın, şiddetine maruz kaldığı erkeğin uzaklaştırılması talebinde bulunuyorsa, delil aranıyor. Önceden bu madde koca, baba, sadece aile ilişkileri olan erkeklere uygulanabiliyordu ve çok fazla kadın boşandıktan sonra koruma kararı için başvuramıyordu. Artık boşandıktan sonra da ya da sevgilisi aileden olmayan erkekler tarafından şiddete uğradığında kadın, 6284’e başvurabilir. Bu iyi bir nokta.

Mor Çatı’ya yapılan başvurular üzerinden değerlendirecek olursak… 6284 sayılı yasanın yol açtığı sorunlar neler?

Polisin yetkisi var, haberi yok(!)

Tanja Völker: Polislerin artık yetkileri var. Koruma kararı alma konusunda yetkililer. Ama kullanmıyorlar. Yasalarla ilgili bilgi eksikliği var 6284 nedir, 4320 nedir bilmiyorlar. Başvuran kadınları geri gönderiyorlar ve o yetkiyi kullanmıyorlar. Bu yüzden yasada yazıyor ama bilgi verilmiyor ve o yüzden uygulanmıyor.
Deniz Bayram: Tanja’nın olumlu dediği nokta çok önemli. Ayşe Paşalı davasını hatırlarsak… Ayşe boşanmıştı ve boşanmış bir kadın olduğu içi koruma kararı verilmedi. Uygulamada pek çok böyle vakalar oluyordu. 4320’de sadece kusurlu eş ifadesi geçtiği için ve evlilik sadece Medeni Kanun’a göre resmi evlilik olduğu için yani ilişki evlilik dışıysa imam nikahlıysa, sevgilisiyse, tanımadığı bir insansa bundan şiddet gördüğü zaman koruma kararı alamıyordu. Ama artık 4320 dönemindeki kadın cinayetlerine baktığımızda o kadar çok vaka vardı ki hükümet bunu koymak zorundaydı.

Tabiî ki olumlu ama zaten artık ayyuka çıkmış bir problem dolayısıyla artık bu düzenlemenin yapılması gerekiyordu. Kolluğun yetkilendirilmesi önemli. Kadınlar sadece mesai saatleri içerisinde şiddet görmüyorlar. Aile mahkemelerine gidebilecek zamanları olmuyor. Mesela gecenin bir vakti evden atıldığı zaman gideceği yer polis veya polisin olmadığı yerde jandarma oluyor.

Polis de genellikle “benim yetkim yok, hiçbir şey yapamam evine dön” diyordu mesela. Bu durumunda şiddetin önlenmesi için polise yetki verildi. Bu yasanın en önemli özelliği belki de buydu. Kadın örgütleri de bunu talep ettiler ve bu da konuldu yasaya. Kadın ne zaman karakola giderse gitsin polis mutlaka kadını istiyorsa bir sığınağa yerleştirmesi, şiddet uygulayanın uzaklaştırılmasının sağlanması, müşterek evin kadına tahsis edilmesi, çocuklara ve kadına şiddet uygulanmamasını sağlamak zorunda şu an. Bir tedbir kararı olmasa bile yani mahkemeden alınmış bir karar olmasa bile polis bunu yapmak zorunda ama Tanja’nın dediği gibi yapmıyor mu? Yapmıyor!

Birincisi gerçekten bilmeyenler var aralarında. İkincisi keyfi olarak kullanmıyorlar. Kafaları karışık. Çünkü bizim polis mevzuatımıza göre polis her türlü talimat ve emri savcıdan alır. Ama yasada savcı kelimesi geçmiyor. Kanunla polise doğrudan yetki verilmiş. Ama polis “savcı kararı olmadan ben bir şey yapmam” diyor. Oysa ki yetkilendirilen savcı değil polisin kendisi. Savcıyı arıyor, savcı da “kanun bana böyle bir yetki vermiyor” diyor. Böyle karışıklık oluyor ve yasanın en önemli getirisi uygulanamıyor.

Yapabildikleri tek şey sığınağa göndermek oluyor ama onların da koşulları yetersiz ve kötü. Pek çok kadın gitmek istemiyor. Gitmek isteyenlere sığınak bulunmuyor. Sığınaklarında böyle sorunları sıkıntılar yaşanıyor. Bizim Mor Çatı’da da böyle sorunlar yaşıyor. Sürekli polis arıyor, sığınak bulamıyoruz sizin sığınağa getirelim mi? Buraya geldiği de oluyor “bu kadın sizin sığınakta mı?” diye sorduğu oluyor. Kadının kocası, sevgilisi karakola gidiyor. Ama şimdi azaldı gerçi. Öğrendiler sığınakların gizli olduğunu ve yerlerinin açıklanmasının suç olduğunu.
Tanja Völker: Onlara bilgi verilmeyeceği ve verilmesinin yasak olduğunu bilmesi gerekiyor ama yine de arıyor ya da geliyor.

Deniz Bayram: Bazen “6284 sayılı yasayı nasıl uygulayacağız?” diye Mor Çatı’yı arayan polisler de var. Mor Çatı’da bir yıl içerisinde en çok bu polis mevzusundan dolayı sorun yaşıyoruz.

Mesela zaman zaman şöyle vakalar geliyor: Gece başvurular oluyor. Polisle konuşmak zorunda kalıyorum. Polis “ben hiçbir şey yapamam” diyor. Adamın ifadesini bile almıyor. Zaten çoğu zaman kayıtlara bile girmiyorlar. “Geri gönder, biz yapamayız” diyorlar. Ama artık şunu çok açık bir şekilde yapmıyorlar: “Evine dön” deyip, adamı karakola çağırıp barıştıma gibi şeyleri çok açık bir biçimde yapmıyorlar artık. Mesela kadın karakolda saatlerce bekletiyorlar. Dolaylı yoldan vazgeçirme gibi şeyler oluyor.

Şiddet gören kadınla, şiddet uygulayan erkek aynı yerde

Şiddet Önizleme Merkezleri’nde (ŞÖNİM) nasıl olacak?

Tanja Völker: ŞÖNİM’lerde hem şiddete uğrayan kadınlara hizmet verilecek hem de şiddet uygulayan erkeklere! Mesela alkol bağımlılığına dönük rehabilitasyon, psikolojik destek, aile danışmanlığı gibi bir hizmet vermek istiyorlar.
Deniz Bayram: Aile Bakanlığı’nın kurulmasıyla sosyal hizmetler kurumu SHÇEK’ler de kaldırıldı.

Tanja Völker: Şimdi SHÇEK’in internet sitesine girdiğinizde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı çıkıyor.

Deniz Bayram: Çünkü önceden SHÇEK kamu tüzel kişiliğine sahip bir kurumdu. Bu idare hukuku anlamında çok önemli bir mevzu aslında. Çalıştayda biraz daha bu teşkilat yapısına odaklandık. Teşkilat yapısını çok iyi kuruyorlar ve her şeyi merkezden emir ve talitamata bağlı kılabilecek şekilde kuruyorlar. SHÇEK önceden özerk bir yapıydı. Çünkü kamu hukuku tüzel kişiliği vardı. Kamu hukuku tüzel kişiliği olduğu için kendine ait katma değerli bir bütçesi vardı. Kendi kararlarını daha otonom alabiliyordu ve merkezin hiyerarşisine bağlı olmuyordu. Ama şimdi SHÇEK’ler kaldırıldı. Artık, Aile Bakanlığı’nın il müdürlükleri ve şimdi ŞÖNİM’ler var. ŞÖNİM’ler Aile Bakanlığı’na bağlı olarak kuruluyor. KSGM (Kadın Statüsü Genel Müdürlüğü)  de önceden Devlet Bakanlığı’na bağlıydı artık Aile Bakanlığı’na bağlı.

Dolayısıyla artık kendine ait bütçesi olan ve kendi kararlarını biraz daha otonom alabilen bir kurum yok. Tabii ki biz SHÇEK’leri olumlayan bir yerden kurmuyoruz sözümüzü.

SHÇEK’lerde ne gibi sorunlar yaşanıyordu?

Deniz Bayram: SHÇEK sığınaklarında da uzlaştırma, barıştırma yapılabiliyordu. Ya da kadınlar SHÇEK’lere gittiği zamanda hem ayni hem nakdi destek konusunda çok ciddi sıkıntılar yaşayabiliyorlardı. SHÇEK’lerde de bir takım gizlilik kurallarına uyulmuyordu.

Biz SHÇEK’leri çok öven bir yerden konuşmuyoruz. Ama SHÇEK’de ne vardı? Yıllarca oluşturulmuş bir deneyim vardı. Bunu da göz ardı etmemek lazım. Kurumsal yapı olarak idari teşkilatlanma olarak iyileştirilebilir ve yaygınlaştırılabilirdi. O özerk yapısı korunabilirdi.
Ama oradaki deneyim şöyle: İstanbul’daki SHÇEK’le bir şekilde kadın örgütlerine yerelde de yıllarca kurultaylara gelen çalışanlar oldu. Kurultayları izlediler. Onların da orada yıllarca çalışıyor olmanın yerelde kadın örgütleriyle mecburi bir ilişkilenme içinde olması artı değer olarak yetti. Orada meslek çalışanlarının olması bu alanda çalışan kişilerin olması önemliydi bizler için. Sosyal hizmet çalışanlarının olması önemliydi bizler için. Birçok sıkıntının olmasına rağmen.

Bu yüzden SHÇEK’ler sadece kadın ve çocuklara özgü özel yapıların kurulması, şiddetten uzaklaştırılması ve ikincil desteklerin sağlanabileceği bir kurumsal yapı. Ama kendine özerk, kamu tüzel kişiliği olan, kendi otonom yapısı olan bir kurum olabilirdi. Yani herhangi bir bakanın emri talimatı altına girmeyecek bir yapılanma önemliydi. Ama şu an  SHÇEK’ler kaldırıldı. Tamamen Aile Bakanının talimatında ve alt üst ilişkisi içerisinde olacak.

Tüm sığınaklar Aile Bakanlığı’na bağlı çalışacak
Yani her şeyi merkeze bağlıyorsunuz. Her şey, bakanlığın o merkezin bütçesinden karşılanıyor. Artık siz üstünüzden emir yetki almadan bir şey yapamıyorsunuz.

Bir de siyasal bir ilişkilenme içerisine giriyorsunuz. Çünkü bir alt üst ilişkiniz ver en üstünüz; bakan. Yani hükümetin kabinenin bir üyesi. Dolayısıyla o ast üst ilişkisinde olmak kurumsal olarak da daha sıkı bir siyasi ilişkilenmeyi de beraberinde getiriyor. Sizin bağlı olduğunuz bakanlığın üst yapının asıl amacı ve birinci görevi aile bütünlüğünü sağlamak gibi bir yapıysa, bu en alttaki kademelerdeki kişilerin görevine ve yaptıklarına da yansıyor.

Tanja Völker: Ne için ne kadar bütçe ayrılacağına buradan karar verilecek. Kadınlar için şu kadar, belki erkekler için daha fazla diyebilecekler.
Deniz Bayram: ŞÖNİM yönetmeliği henüz çıkmadı. Kadın Konukevi yönetmeliği çıktı. Biz politik olarak “sığınak” demeyi tercih ediyoruz. Ama her zaman içinde sığınak kelimesi geçmeyen yasal düzenlemlere de itirazımızı bir şerh olarak koyacağımızı her yerde söylüyoruz zaten. Şimdi konuk evi yönetmeliği çıktı ve bu yönetmelikte ŞÖNİM’ler de var. ŞÖNİM’ler tamamen bir üst yapı olarak belirleniyor. Yine merkezde yine bakanlık olarak karşımızda ve bir üst yapı olarak karşımızda. Neyin üst yapısı? Sığınakların üst yapısı. Artık kadın örgütlerinin sığınakları da belediyelerin sığınakları da ŞÖNİM’lere bağlı hale getirildi.  Aslında yerel yönetimlerde kamu tüzel kişiliği vardı. Onlarınki de ŞÖNİM’lere bağlı hale getirildi.

Yani bu şu anlama geliyor: ŞÖNİM bir belediyeye “şu kadını sığınağa al” diye gönderdiği zaman belediye “hayır ben onu almam benim ayrı aile dayanışma merkezim ve sığınak faaliyetim var ben dayanışma merkezine kadını çağırmalıyım onunla kendim çalışma yapmalıyım” gibi bir şey olmuyor. ŞÖNİM artık Türkiye’deki bütün sığınaklara, başta kadın örgütlerinin ve belediyelerin olmak üzere onların iç işleyişlerine de müdahale edebilecek şekilde yönetmelikte yer alıyor.

Mor Çatı’nın bir dayanışma merkezi var bir de sığınağı var. İkisini birlikte yürüttüğü bir çalışma söz konusu. Dayanışma merkezine gelen kadınlarla görüşmeler ve çalışmalar yapıyoruz. Öncelikli hedefimiz; kadının güçlenmesi. Her kadının sığınak ihtiyacı olmayabiliyor farklı ihtiyaçları olabiliyor. Yani kadınların bazen şiddet uygulayan kişinin evden uzaklaştırılması gibi bir ihtiyacı olabiliyor.

Artık ŞÖNİM buradaki bütün iç işleyişimize karışabilecek. Bu da kadın örgütlerinin ve belediyenin bağımsızlıklarını, özerkliklerini zedeleyici bir durum.
ŞÖNİM’lerle ilgili nasıl bir çalışma yapmayı düşünüyorsunuz? Çalıştayda sürdürdüğünüz tartışmaları aktarır mısınız?
Deniz Bayram: Çalıştayda bu teşkilatlanmanın anayasaya da aykırı olduğunu konuştuk.

Merkez, sürdürülecek çalışmaları belediyenin iç işlerine karışacak bir biçimde gerçekleştiremez. ŞÖNİM’lerle ilgili çalışma grupları oluşturuldu ve bir kampanya süreci başlatacağız. Devlet tabii ki kendi dayanışma merkezini açsın. Buna “ŞÖNİM” diyorsa “ŞÖNİM” desin. Ama bu dayanışma merkezlerinde erkekler ve kadınlar aynı çatı altında destek hizmeti görüyorsa, bu kadına yönelik şiddetin engellenmesi değildir.  Bu artık başka bir şeydir.

Bundan sonra politik kampanya süreci başlayacak. Bu yapılanmanın ve sığınakların nasıl olması gerektiği, ŞÖNİM’lerle kadın örgütlerinin, belediyelerin kendi çalışmalarına müdahale edemeyeceğine ilişkin metinler çıkarılacak. Bunları bütün kamuoyuna, basına, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na tabi bir eylemlilik içerisinde gerçekleştireceğiz.

Çalıştayda ŞÖNİM’lere dair uygulamaya ilişkin deneyimler paylaşıldı mı?

Tanja Völker: ŞÖNİM’lerde sosyal hizmet çalışanı, psikolog ve avukat olması gerekir. Hangi il olduğunu hatırlamıyorum ama bir ilde açılan ŞÖNİM’de çalışanların mesleki eğitimleri yok. Bu yüzden yeterince bilgi yok. Orada daha çok küçük bir karakol gibi tutanak tutulduğu söylendi. Bu yine direkt şikâyet etmek.

Hedef kadının güçlendirilmesi olmalı
Deniz Bayram: Suç üzerinden bakılıyor. Karakolun yaptığını biraz daha genişleterek, kriminalize etmek. Tabii ki kadına yönelik şiddet suçtur ama bunu yanında bir de kadının güçlenmesi hedefli çalışmalar yapılmalıdır.

Şu an ŞÖNİM’lerin uygulamada sadece karakol-polis aşamasını koordine ediyor olması, kadının güçlenmesine dair hedefi göz ardı etmesi söz konusu. Bize gelen telefonlardan şöyle şeyler duyuyoruz: Kadın ŞÖNİM’i arıyor. Doğrudan karakola yönlendiriyor. “Buraya da gelsen biz seni karakola yönlendireceğiz” deniyor. Kadın tek başına karakola gider zaten neden arasın ki?

Tanja Völker: Merkezileştirmeyle bilgilerin aynı yerde toplanması çok çok sorunlu bir durum. Kadınların hangi sığınakta olduğunun gizlenmesi gerekirken ŞÖNİM’lerde kadınların bilgileri, şiddet uygulayan erkeklerin bilgileri ile aynı yerde toplanıyor. Burada barıştırma mantığı var. Aile danışmanlığı bunu yapıyor ve çok tehlikeli bir durum.

Deniz Bayram: Çünkü yönetmelikte elektronik data merkezi kurulacağı yazılı. Elektronik data merkezine göre ŞÖNİM bütün sığınaklardan veriler toplayacak. Her şey çok sistemli aslında. Kadınların bilgilerinin tek elde toplanıyor ve merkezileştiriliyor olması sadece ŞÖNİM mevzusunda değil UYAP’ ta, (Ulusal Yargı Ağı) GEBLİZ’ de  (Gebelik İzleme Merkezi) olduğu gibi her şeyde var.

Tanja Völker: ŞÖNİM’lerde kadınların sığınaklarda kalma süreleri üç ay olarak belirleniyor. Kadının daha fazla sığınakta kalma ihtiyacı varsa bile ŞÖNİM karar verdiyse kadının çıkması gerekiyor. Bütün bu kontrol ŞÖNİM’lerde yapılıyor. Karar verme yetkileri de onlara ait oluyor.

Bundan sonrasına ilişkin neler yapmayı planlıyorsunuz?

Deniz Bayram: Biz şu anda bize başvuran kadınları ŞÖNİM’lere yönlendiriyoruz. Bir taraftan da geri dönüşler oldukça, onları biriktirmeye çalışıyoruz. ŞÖNİM’leri görmezden gelemeyiz. Kuruldu ve uygulamaya geçti.

Tanja Völker: Hukuksal ve politik altyapısına ilişkin tartışmalar yürütüyoruz. İlk olarak çalışma grupları kuruldu. ŞÖNİM’lerle ilgili deneyimleri hem izleyecek hem paylaşacak, onun üzerinden somut şeyler çıkaracağız.

Deniz Bayram: Çalıştayı çok yeni yaptık. Birçok kadın örgütüyle çalıştayda bir araya geldik. Çalıştayın devam toplantılarını yapmak istiyoruz. Biraz daha deneyim ve uygulama örneği biriktirmek istiyoruz. Ama çalıştaydan şöyle politik bir söz çıktı aslında:

Aile Bakanlığı’nın görevi zaten kendi kuruluşunu içeren kanun hükmünde kararnamesinde yazıyor: “Aile bütünlüğünü korumak aileyi kurtarmak.”

‘Kadın ve Eşitlik Bakanlığı istiyoruz’

“Biz bunu istemiyoruz. Biz Kadın ve Eşitlik Bakanlığı istiyoruz” gibi politik bir söz çıktı mesela. Kadın ve Eşitlik Bakanlığı’nın kurulması talebi, kadın örgütleri için hala baki olduğu ve bu talebin ısrarla söylenmeye devam edeceği gibi bir söz ortaya çıktı.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur