AKP'nin gerici hissiyata seslendiği çeşitli adımlar dikkat edilirse hep iç gerilimlerin çatışmaya dönüştüğü anlarda atılıyor. Bu yıl uygulanmayacak olan kılık kıyafet genelgesini de, yazın çıkarmak yerine, Gülen cemaatiyle girilen dershane tartışması sonrasında alelacele çıkarmak manidar. Hatırlanırsa "dindar nesil" söylemi de MİT krizi sonrası yaşanmıştı
Kasım ayının ortalarına doğru Tayyip Erdoğan'ın "kapatacağız" diyerek tekrar başlattığı dershane tartışması sürüyor. Tartışmaları herkes bir nedene bağlıyor. Ancak Erdoğan'ın bu çıkışını birkaç nedeni yan yana koyarak anlamaya çalışmak daha doğru. Zira öncelikle görmek gerekir ki neoliberal dönem boyunca sermaye ile halk arasındaki çatışmanın zeminlerinden biri olmuş olan eğitim, artık egemenler arası çatışmada da bir kavga konusudur.
Nedir bu dershane gerçeği?
Ülkemizde dershanelerin geçmişi cumhuriyet öncesine kadar gitmektedir. Ancak dershaneciliğin ticari, kurumsal bir sektör olarak gelişmesi eğitimin sınav merkezli hale gelmeye başladığı 1960'ların sonlarına denk düşer. Üniversiteye yönelik artan talep ve merkezileşen sınav sistemi dershane sayısını birden katlamıştır. 1974 yılındaki dershane sayısı 174'tür. 1980 darbesiyle her şeyi kendi kontrolünde tutma çabasındaki cunta, kısa süreliğine bu özel teşebbüsleri engellediyse de o dönem sektör ileri gelenlerinin Özal'la yürüttükleri mesai sonucunda sorun kısa sürede çözmüştür. 1985'ler sonrası dershanelerin her geçen yıl sayıları katlanarak artmıştır. İlk başlarda dershaneler "çok özel" kurumlardır. Ancak orta-üst gelir sahibi çocukların gidebildiği sınava hazırlık yerleridir. Bu nedenle burada çalışan öğretmenler de çok yüksek maaşlarla çalışmaktadırlar. Bu dönem Milli Eğitim kadrosundan istifa edip dershane öğretmenliğine geçen öğretmen sayısı oldukça fazladır. Dolayısıyla dershaneler aynı zamanda öğretmen kadrolarını çok nitelikli öğretmenlerden oluşturmaktaydı. Ancak bu durum 2000'li yıllara doğru değişmeye başladı. Dershaneler "özel" kişilerin gidebildiği yerler olmaktan çıkıp kitle dershaneleri haline gelmeye başladılar. Ücretler birazcık daha aşağıya çekildi, taksit gibi ödeme seçenekleri velilere sunulmaya başlandı. Üniversiteye, iyi bir liseye gitmenin tek koşulu olarak dershaneler herkes tarafından kerhen kabul edilmek zorunda kaldı. Bugün ÖSS, OKS, SBS, KPSS, YDS, AÖS, TUS, DGS, ALES, YGS, LGS, AÖF gibi açılımını bile birçoğumuzun yapamayacağı envai çeşit sınav ve bu sınavlarla doğru orantılı olmayan eğitim sistemi bizleri bu dershanelere mecbur bırakıyor.
Hemen herkesçe söylenen doğru bir tespit var ki o da dershanelerin sebep değil sonuç olduğudur. Durum bu olunca yastık altında üç kuruş biriktirenler bir araya gelip dershane açmaya yöneldiler. Bu artış dershane öğretmenliğinin cazibesini düşürdü. Bu alanda sömürü azgın bir biçim aldı. Bugün sınava hazırlanırken dershaneye gitmeyen öğrenci yok denecek kadar az. Zengin çocukları az sınıflı butik dershanelere gitmekte ya da özel öğretmen tutuyor. Onun dışında kalanlar kitle dershaneleri denilen dershanelere gidiyor. Her geçen gün kızışan rekabet nedeniyle birçok dershane dayanamayıp kepenk kapatıyor ya da öğrencilerini başka bir dershaneye transfer ediyor. Büyük balık küçük balığı yiyor.
Bugün dershanecilik resmi rakamlara göre (kaçak dershaneler, kayıt dışı çalıştırılma gibi büyük bir faktörü bile hesaba katamadan) 60 bin öğretmen 40 bin civarında hizmetli, güvenlik görevlisi, kayıt memuru gibi çalışanların istihdam edildiği, 1,5 milyon civarında öğrencinin sınavlara hazırlandığı kocaman bir sektör. Yine resmi rakamlara göre bugün 4 bin civarı dershane var.
AKP dershanelere karşı mı?
"Dershanecilik olayını kaldıracağız, kusura bakmasınlar. Ey dershaneciler bu ülkede eğitime, öğretime hizmet verecekseniz gel okul aç, okullar kur. Biz de sizden hizmet alımı yapalım, sizin sınıflarınızı öğrencilerle biz dolduralım. Bedeli neyse bedelini biz verelim. Sizi açıkta bırakacak değiliz. Biz yatırımdan kurtulmuş oluruz, siz de hizmetinize aynen devam edersiniz. Bakıyorsun bu güzel teklif demiyorlar vs.vs"
Bu söylem her konuda sağa sola çakarken kullanılan Tayyip Erdoğan üslubu. Kimseye eyvallahı yokmuş, memleket meselesi söz konusu olunca babasını bile tanımazmış... Klasik Tayyip popülizmi. Eğer dershaneler sınav merkezli, ticarileştirilen eğitimin sonucuysa 10 yıllık iktidarı boyunca her bakanda yeni bir sınav ekleyen, alfabede sınava koyacak harf bırakmayan AKP değil mi? İstatistikler, sayılar bazen sıkıcıdır fakat gerçeği gösterirler. 2002-2003 yılında dershane sayısı 2 bin 122'yken, 2011-2012 yılında bu sayı 50 bin 163'e, öğrenci sayısı da 606 bin 522'den 1 milyon 219 bin 472'ye çıktı. Bu artış AKP'nin eğitime dönük neoliberal saldırı programının sonuçlarından sadece bir tanesidir. Buradan anlayacağımız şudur; AKP dershanelere karşı değildir. Başbakan'ın bu kadar yüksek perdeden dershane düşmanı kesilmesinin birkaç tane nedeni var.
Birincisi "halkım bunu istiyor" diyor. Çünkü dershaneye bağımlılık kimsenin memnun olduğu bir durum değil. Bu yüzden herkesin şikayetçi olduğu ve aslında sebebi olduğu dershaneleri karşıya almak iyi bir taktik. Biraz gündemi değiştirmek, suyu bulandırmak, Suriye, Kürt sorunu gibi gündemlerle iyice sıkıştırmışken halkın gölünü çelmek lazım.
İkincisi neden, eğitim alanına yönelen sermayenin kapsamlı saldırı programıdır. 4+4+4'le de sıkça tartıştığımız gibi artık bu alanda adımlar çok daha planlı, sistematik adımlar atılmak isteniyor. Bizdeki dershanecilik sistemi hala tam olarak tekelleşmemiş, birazcık "serbest rekabet" kurallarına göre işleyen bir sistem. Elbette büyüklerin küçükleri yuttuğu, kendi alanını sürekli genişlettiği bir durum var. Her gün bir dershane kapanıyor, ya da büyük dershanelerin şubesi haline geliyor. Ancak yine de küçük çaplı sermayelerin bir araya getirilmesiyle dershane açılabiliyor. Bunun yanında binlerce kaçak dershane mevcut. Dolayısıyla dershanecilik sistemi sermaye açısından düzenlenmesi gereken, önüne gelenin dershane açamadığı bir sistem haline getirilmek isteniyor.
Ancak bu bir yanıyla da AKP açısından çelişkili bir durum yaratıyor. Çünkü bu alanda ciddi yatırımları olan Anadolu sermayesi bu adımlardan rahatsız. Bu çelişki bakan Ömer Dinçer'in söylemlerinden anlaşılabilir. Dinçer de dershaneye karşı olduğunu söylüyor ama şöyle diyerek; "dershanelerin kapatılması sadece hukuki bir mesele değil. Şayet talebi belli oranda düşürmeksizin sadece hukuken dershaneleri kapatma yoluna gidersek o zaman bunun başka alanlara kanalize olacağını, bu taleplerin başka türde karşılanacağını varsaymamız gerekiyor."
TOBB Eğitim Meclisi yaptığı açıklamada dershaneleri kapatmanın kontrolsüz oluşumlara neden olacağını, özel ders alamayan yoksul çocuklarının mağdur olacağını söylüyor. Elbette TOBB ne kontrolsüz olumları ne de yoksul çocukları dert ediyor. Onun derdi orta ölçekli işletmecilerin karları. İstanbul Ticaret Odası da benzer bir açıklama yaparak dershanelere sahip çıktı. Bu sınıf örgütlerinin kendi sınıfsal çıkarlarını koruyan tamamen duygusal bu tavrını TÜSİAD'ta göremiyoruz. Çünkü TÜSİAD dershanelerle değil de daha çok özel okullarla ilgileniyor. Zaten Erdoğan da olaya TÜSİAD gözlüğüyle bakmakla eleştiriliyor.
Denilebilir ki Tayyip Erdoğan Anadolu sermayesini destekliyor, neden bunu yapsın. Ancak unutmayalım ki AKP uluslararası tekelci sermayen
in ve buna bağlı yerli sermayenin biricik istikrar hükümetidir. AKP şimdiye kadar onların karlarını düşürecek adımlar atmadı. Anadolu
sermayesi denilen grubu büyüttüyse de onların gölgesinde büyüttü.
Bu kadar agresif bir biçimde dershaneleri kapatma tartışması ise elbette herkesin de bildiği gibi cemaat-AKP kapışmasından kaynaklanıyor. Tayyip Erdoğan tarihi boyunca ilk defa Milli Görüş geleneğinden bir partiyi blok halinde destekleyen Fethullah Gülen'e hiç mi hiç güvenmiyor. Güvenmemekte de haklı. Çünkü Gülen hareketi 80 darbesi de dahil olmak üzere her zaman iktidarların yanında oldu. Her zaman uygun bir pozisyonda durdu. Kim güçlüyse ona sırtını yasladı. 28 Şubat'ta bile askerin yanında Erbakan'ın karşısında durdu. Dolayısıyla iktidar olmanın risklerini hiç üstüne almadı. Bugünkü başarısını bir anlamda bu taktiğe borçlu. Gülen bu gün de iktidar olmanın hiçbir riskini üzerine almıyor. Ona göre hükümetler gelir geçer baki olan büyük kısmı ele geçirilmiş olan devletteki varlıktır. Ve üçüncü dönemde artık ele geçirilen kaleler iktidar sahiplerinin kendi aralarında paylaşmak durumunda kaldıkları yerlerdir. Sıkıntı da burada ortaya çıkmaktadır. Tayyip Erdoğan fırsat bulduğu her durumda cemaatin etkinliğini kırmaya çalışmaktadır. Bunu yaparken de bütün İslamcı kesimlere, cemaate, sermaye sahiplerine sesleniyor, cemaatin mücadele anlamında kullandığı "hizmet"i ağzından düşürmüyor. "Açın okul" diyor, "biz dolduralım, her türlü peşkeşi çekelim." "Ama ticaret yapıyorsanız ticaret yapın, siyasi irade biz olalım" diyor. Böylelikle iktidar içi kapışma dershane konusu üzerinden bir kez daha yürütülüyor.
AKP'nin gerici hissiyata seslendiği çeşitli adımlar dikkat edilirse hep iç gerilimlerin çatışmaya dönüştüğü anlarda atılıyor. Bu yıl uygulanmayacak olan kılık kıyafet genelgesini de, yazın çıkarmak yerine, Gülen cemaatiyle girilen dershane tartışması sonrasında alelacele çıkarmak manidar. Hatırlanırsa "dindar nesil" söylemi de MİT krizi sonrası yaşanmıştı
Cemaat yıllardır dershanelerle "hizmet" yapıyor.
Tayyip Erdoğan'ın dershane çıkışının hemen ardından cemaat karşı atağa geçti. Samanyolu televizyonu dershanelerin önünde öğrencilerle röportajlar yaparak öğrencilere "dershaneler olmazsa mahvoluruz" dedirtiyor. Zaman gazetesinin bütün köşe yazarları Tayyip Erdoğan'a verip veriştiriyor. Hüseyin Gülerce başbakanı çok sert dille eleştiriyor. Bütün bu tartışmalar dershanelerin yoksullara fırsat eşitliği sağladığı, dershanelerin öğrencilerin teknik direktörü gibi olduğu üzerinden yapılıyor. Hatta bu kurumlar kapanırsa özel dersin yaygınlaşacağını, taciz vakalarının artacağını iddia eden cemaat yazarları bile var. Cemaatten olmayan liberal köşe yazarları da AKP'nin bu konudaki olası adımını hür teşebbüsün engellenmesi olarak eleştiriyorlar.
Bu kapışmada Tayyip Erdoğan cemaate tokat atıyor, cemaat alttan tekme atıyor. Fethullah Gülen en son onlarla uğraşmayın diye buyurdu. Ve her zamanki gibi alternatif "mücadele" yöntemleri önerdi: "Hareketi, hamleyi, gayreti durdurmadan, Allah'ın izni ve inâyetiyle alternatif yollar, yöntemler oluşturarak yola devam etmeli.. Onlarla uğraşmaya kalkarsanız, bir yerde takılır kalırsınız. Zamanı israf etmiş olursunuz. Hiç uğraşmadan, alternatif yollar ve yöntemler oluşturarak yolunuza devam edeceksiniz. Evinizi kapattıkları zaman yurt açacaksınız. Yurtlarınızı kapattıkları zaman ev yapacaksınız. Okulunuzu kapattıkları zaman üniversite yapacaksınız. Üniversitenizi kapattıkları zaman on tane okul açacaksınız. Hiç durmadan yürüyeceksiniz." Bu sözler cemaatin minderden çekilmesi olarak yorumlanamaz. Gülen Erdoğan'la laf dalaşına girmektense başka yol yöntemlerle "mücadele" edilmesini öneriyor.
İlginçtir Tayyip'in dershane çıkışının hemen ardından Metropoll araştırma şirketinin yaptığı anketin sonuçları ortaya çıktı. Anket sonuçlarına göre AKP'nin eğitim politikasından ve Ortadoğu politikasından büyük çoğunluk memnun değil. Ve cumhurbaşkanı olarak büyük çoğunluk Abdullah Gül'ü görmek istiyor. Bu anket şirketinin sembolik ortağı Beşir Atalay, sahibi eski YÖK başkanı Yusuf Ziya Özcan'ın eski ortağı Özer Sencar. Kısacası cemaatle zaman zaman su yüzüne çıkan çatışma artarak devam ediyor.
Cemaatin dershanelere bu kadar sahip çıkmasının çok mantıklı nedenleri var. Öncelikle Gülen hareketine bağlı dershaneler sektörün tekelci güçlerinden. 81 ilde ve yaklaşık 1000 ilçede değişik adlarla kurulan onlarca dershane mevcut. Bunların bazıları sınav kazandırma yönünden oldukça başarılı. Her geçen gün büyüyen bu sektörün karı ortada. Cemaat bu kardan olmak istemiyor. Başbakanın dediği "sizi okul yapalım" sözü ise mantıklı gelmiyor. Çünkü 4 bin dershaneden sadece 250 kadarı okul olabilecek niteliklere sahip. Diğer yandan Gülen'in yurtiçinde ve yurtdışında onlarca özel okulu zaten var. Devletten dilediği anda dilediği kadar desteği alarak zaten özel okul açabilir. Dershane ve özel okul birbirinin alternatifi değil.
En önemlisi ise dershaneleri elinden alınmış cemaatin kolu kanadı kırılır. Çünkü 1970'li yıllardan buyana Fethullah Gülen'in birinci örgütlenme kanalı eğitimdir. Hatta eskiden gizli toplantıların dershanelerde yapıldığı iddia ediliyor. Kolejlerde ulaşılacak insan sayısı bellidir. Ama dershaneler aracılığıyla irtibata geçilecek yüz binlerce insan muazzam bir örgütlenme alanı sunmaktadır. Buralarda tanışılan, üniversite kazandırılan insanların önemli bir kısmı üniversitede ve sonrasında da geldikleri konumlarda "hizmet hareketinin" içinde yer alabilmektedir. Bugün devlet içerisinde mevki makam sahibi olmuş binlerce kişiden oluşan "altın neslin" hayat hikayelerinde şüphesiz dershanelerin çok önemli bir rolü vardır. Bu yüzden dershaneler cemaat için en azından şimdilik vazgeçilmezdir.
Sonuç itibariyle önümüzdeki dönem dershanelere dönük bu türden hamleler iktidar tarafından yapılacaktır. Ancak dershaneleri tümden kapatmanın ihtimali şimdilik görünmüyor. Çünkü paralı eğitim ve sınavlar var oldukça dershaneler var olacaktır. Bugün dünyada da birçok ülkede, çeşitli farklılıklarıyla birlikte, dershaneler vardır. Dershanelerin ortadan kalkması için paralı eğitim düzeneklerinin ortadan kaldırılması, sınav merkezli bir eğitim sistemi olmaması gerekir. AKP'nin parasız, sınavsız eğitim gibi bir derdi olmadığına göre davul aynı davuldur... Kavga, tokmağı kimin tutacağının kavgasıdır.