‘Yargılama durdurulsun’

Avukatların yargılandığı İstanbul 2. KCK Davası’nda avukatların mesleki faaliyetleri nedeniyle ve izinsiz şekilde tutuklandığı belirtilerek yargılamanın durdurulması ve avukatların tahliyesi talep edildi. Mahkeme tüm talepleri reddetti

6’sı avukat 50 kişinin yargılandığı 2. KCK İstanbul Davası Çağlayan Adliyesi’nde duruşma sanıkların geç getirilmesi nedeniyle 12:00’de başladı.

İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmesi gereken duruşma, salonun küçük olması nedeniyle 1.Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı.

Davada, 36’sı avukat, biri gazeteci toplam 37 tutuklu sanık var.

Mahkeme heyeti, Başkan Mehmet Ekinci, üyeler Bülent Kınay ve Seyfettin Mermerci’den oluşuyor; savcı ise Ufuk Ermertcan.

Salonun küçük olması nedeniyle izleyiciler ve avukatlar içeri alınırken neredeyse izdiham yaşandı.
“Salon küçük, tutuklu çok”

Avukatların dahi içeri girmekte zorlanması üzerine Mahkeme Başkanı ile avukatlar arasında sözlü tartışma yaşandı. Avukatlar “Duruşma neden daha büyük salonda yapılmıyor; yapılmıyorsa niye bu kadar çok insan tutukluyorsunuz” dedi.

Mahkeme Başkanı Mehmet Ekinci, “En büyük salonumuz bu; yapacak bir şey yok” dedi. Duruşma salonunda Fransız Barosu’ndan avukatların telefonla fotoğraf çekmesine Mahkeme Başkanı Ekinci “Yasak” diyerek tepki gösterdi.

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Vedat Ahser Coşar, Ankara, Diyarbakır, Mardin, Van, Tunceli, Şırnak, İstanbul (gözlemci) Baro Başkanları dahil yüzü aşkın avukat müdafi olarak davaya katıldı.

İngiltere, Almanya, İsveç, Fransa’dan gelen avukatlar adına bir avukatın müdafilik etmesine Mahkeme Başkanı Ekinci, “Bizim avukatlar bitti; sıra size mi geldi” diye karşılık verdi.

Uluslararası Af Örgütü temsilcileri de davayı gözlemlemek için salonda hazır bulundu.
“Ez li virim – Burada”

Sanık yoklamasıyla başlayan duruşmada, sanıklar “Ez li virim” (Burada) dedi.

Söz alan ve tüm sanıklar adına konuşan tutuklu avukat Doğan Erbaş, katılan avukatlara desteklerinden dolayı teşekkür etti.

“Bu hukukun yerle bir edildiği tarihi ve ibretlik bir davadır. Hukuk fakültesi öğrencilerine ileride ders olarak okutulmalıdır. Tek seferde en fazla avukatın gözaltına alındığı bir olay olarak dünya tarihine geçti. Suriye’ye demokrasi götüreceğini söyleyen bir ülkenin bunu yapması acı bir tebessüm yaratıyor. 22 Kasım 2011’de avukatlık büroları basılarak mesleki mahremiyet ayaklar altına alındı. Özel ve mesleki yaşam ve müvekkilleri savunma hakkı askıya alındı.

Burada, yargılama konusu olan Kürtlerin ve sosyalistlerin kendini iradeleştirmesi ile kendini ifade etme çabasıdır. Bu yargılama tarihidir. Birlikte bir tarih yaratacağız. Ya mahkeme, bir çözüm aracı olacak ya da mahkemeniz yargılanan müvekkillimiz Abdullah Öcalan ve Kürt halkını şoven milliyetçiliğe mahkum ederek üç maymunları oynayacak. Kürt sorununda bir düğüm mü atılacak yoksa bariyer mi temizlenecek göreceğiz.

Tüm iddianame müvekkilimiz Abdullah Öcalan ile görüşmelerden ibaret. İlk günden son görüşmeye kadar bütün avukat görüşmeleri devletin izni ve kontrolü ile yürütüldü. Her şey yasalarla önceden belirlenmişti; görüşmelerde tesadüf ve inisiyatife yer yoktur. İddianamede belirtilen Önderlik Komitesi’ni bu koşullarda yürütmek mümkün değildir. Bu görüşmelerin gizli örgüt ve eylemsel talimatlarla ilişkilendirilmesi hukuk garabetidir. Önderlik Komitesi varsa en başta müvekkilimiz Öcalan’ın dinlenmesi gerekir. Tek tanık ve müvekkil Öcalan’dır. Müvekkillimizin görüşleri yargılanıyorsa kendisi bizzat bunu söylemelidir. İmralı Barış Adası mıdır, savaş üssü müdür; bunu anlamadan yargılama adil olamayacaktır. Mağduriyetten söz edilecekse, mağdur olan devlet değil; son bir yıldır tecrit altında tutulan müvekkillimiz ve bizlerdir.”

Erbaş’ın konuşmasının ardından duruşmaya öğle arası verildi.

Öğle arasından sonra “Tutuklu avukatlar serbest bırakılsın” sloganı ve alkışlarla salona girildi. Yine izleyicilerin salona sığmaması nedeniyle birçok kişi ayakta kaldı.

Konuşmasına devam eden tutuklu avukat Doğan Erbaş, tutuklamaların Kürt sorununun çözümünde yürütülen müzakere yönteminini hedeflediğini söyledi.

“Gözaltı süresi boyunca bize İmralı’da devletle yapılan görüşmelerden haberimizin olup olmadığı soruldu. Bu operasyon müzakere siyasetine vurulmuş darbedir. Bizlere ve 7 Şubat’ta MİT’e yöenlik operasyonda hedef alınan şey Kürt sorununun çözümündeki müzakere yöntemidir. Soruşturmanın başladığı Mart 2010 tarihi hükümetin görüşmelerde aktifleştiği tarihe denk geliyor. Operasyonla, kimsenin bir daha böyle bir şeye yeltenmemesi amaçlandı.

“Devletin bilgisi dahilinde müvekkilimiz Öcalan, eylemsizlik kararının alınmasına katkıda bulundu. Müzakereler sonuç almak üzereydi. Bu iddiaaname aslında çözümsüzlük faktörlerini gösteriyor. Bu operasyon, Başbakan’ın son zamanlar çok sahiplenmediği barış arayışlarına karşı yapıldı. Önderlik Komitesi yöneticlik ve üyeliğini reddediyoruz.”

Erbaş, mahkemeden yargılamanın durdurulması ve anadilde savunma hakkı talep etti.

Erbaş, “Kürtlerin asli kurucu unsur olduğu Cumhurbaşkanı, Başbakan ve pek çok yargı merci tarafından dile getirilmiştir. Kürtlerin kamusal alanda anadillerinde konuşması Lozan’a sıkıştırılamalıdır” diye konuştu.

Erbaş’ın ardından söz alan sanık avukatlarından Diyarbakır Barosu Başkanı Mehmet Emin Aktar, tutuklu avukatların mesleki faaliyetlerinden dolayı yargılandıkları ve bunun için Avukatlık Kanunu gereğince Adalet Bakanlığı’ndan izin alması gerekmesine rağmen izin alınmadığı belirterek yargılamanın durdurulmasını, tutuklu avukların tahliye edilmesini ve yakalama kararlarının geri alınmasını talep etti.

Duruşmaya 45 dakika ara verildi.

Ara sonrası mahkeme tüm talepleri reddetti. Mahkeme Başkanı Ekinci Kürtçe tercüman talebini CMK’nın 202. Maddesinin “Sanık veya mağdur, meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmiyorsa; mahkeme tarafından atanan tercüman aracılığıyla duruşmadaki iddia ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar tercüme edilir” ibaresine dayanarak reddetti.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur