İnternet neden çok az değişim yarattı? (II): Gazeteciliğin Rönesansı -James Curran

Gazeteciliğin Rönesansı

Şimdi de internet gazeteciliği nasıl etkileyecekti, buna yönelik tahminlere geçelim. Rupert Murdoch’a göre internet gazeteciliği demokratikleştirmektedir. Murdoch, “güç, endüstrimizdeki editörler, yöneticiler ve kabul edelim ki patronlar gibi eski elitlerden webdeki blogcular (blogger), sosyal ağlar ve tüketicilere geçiyor” açıklamasını yapmıştır (Murdoch, 2006). Bu görüş, “medya holdinglerinin Fordist tarzda yukarıdan aşağıya haberleri belirlediği günler bitmiştir” ilanında bulunan tanınmış İngiliz muhafazakâr blogcu Guido Fawkes tarafından tekrar edilmiştir. Radikal akademik avukat Yochai Benkler de (2006), gazeteciliğin monopolistik endüstriyel modelinin, kâr amacı taşıyan ya da taşımayan bireysel ve kurumsal gazetecilik pratikleri üzerine kurulu çoğulcu ağ modeli karşısında gerilediği tartışmasıyla bu görüşe katılmıştır. Radikal basın tarihçisi John Nerone ise eski rejimin tarih olduğunu söyleyerek daha da ileri gitmiştir. Nerone (2009: 355) alaycı bir ifade ile “eski tarz gazeteciliğin ölümü ardından yas tutmaya değer en önemli kayıp nefret edebileceğimiz bir şeyin artık kalmaması” demiştir. Solun yanı sıra sağdan da çok sayıda yorumcu ve haber endüstrisinin liderleri de dahil olmak üzere yurttaş gazeteciler ve akademik uzmanlar da aynı sonuca ulaşmıştır: internet, gazeteciliğin medya patronlarının ve holdinglerinin kontrolündeki dönemine son vermektedir.

Bu coşkulu yorumun ikinci teması ise internetin, gazeteciliğin daha iyi bir biçimle yeniden doğuşunu sağlayacağıdır. Philip Elmer-Dewitt’e (1994) göre internet “gazeteciliğin nihai kurtuluşu olacaktır” çünkü “bir bilgisayarı ve modemi olan herkes dünyanın dört bir yanındaki okuyuculara haber ve görüntü geçerek kendi kendisinin muhabiri, editörü ve yayıncısı olabilecektir.” Bu bakış açısının bir versiyonu geleneksel medyanın yurttaş gazeteciler tarafından büyük oranda yerinden edildiğini görmektedir. Alternatif bir versiyon ise gazeteciliğin yeniden canlandırılmış bir biçimini üretmek için hevesli gönüllülerle birlikte çalışan profesyoneller görmektedir (bkz. Beckett, 2008; Deuze, 2009).

Özetle, internetin gazeteciliğin eski düzenini gömeceği ve daha iyi bir biçimle yeniden doğuşuna neden olacağı söylenmektedir. Bunu sorgulamanın ilk nedeni televizyonun hala hakim haber kaynağı olmasıdır. Örneğin, 2010’da altı ülkede -İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Birleşik Devletler ve Japonya- yapılan bir araştırmada katılımcıların çoğu kendi ülkeleri hakkındaki haberler için ana kaynak olarak internetten ziyade televizyona güvendiklerini belirtmiştir (Ofcom 2010b).

Daha da önemlisi, büyük haber kuruluşları siber alanı sömürgeleştirmiştir. Bu kuruluşlar rekabette hızlı davranmak için önce mevcut yayınlarının aynısı olan haber web siteleri kurdular. Bu siteler hızla hakim pozisyona geldi çünkü ciddi bir oranda çapraz sübvansiyon uygulanmaktaydı ve bağlı oldukları güçlü ana şirketlerin yerleşik itibarını ve haber toplama kaynaklarını sömürüyorlardı. Örneğin, Pew (2011) 2010’da haber ve enformasyon sitelerine yönelik internet trafiğinin %80’nin en çok ziyaret edilen haber siteleri sıralamasının ilk %7’lik diliminde yoğunlaştığını tespit etmiştir. Bu sitelerin çoğunluğu (%67) internet öncesi dönemin büyük haber kuruluşları tarafından kontrol edilmektedir. Diğer %13’lük dilimi ise içerik toplayıcılar (content aggregators) [1] oluşturmaktadır. Sadece %14’lük dilim ise çoğunlukla özgün haber üreten ve yalnızca çevrimiçi ortamda yayın yapan (online-only) kuruluşlardan oluşmaktadır.

Bir başka ifadeyle, internetin yükselişi büyük haber kuruluşlarını zayıflatmamıştır. Aksine, hegemonyalarını farklı teknolojilerle genişletmelerine olanak tanımıştır. Somut olarak bu, dünya genelinde en çok ziyaret edilen on gazete web sitesi arasında 2010/1’de sadece bir tane bağımsız site (Huffington Post) [2] olduğu anlamına gelmektedir: geri kalan dokuz site ise New York Times ve Guardian gibi internet öncesi dönemin büyük haber kuruluşlarına aittir (Guardian, 2011). Birleşik Devletler’de en çok ziyaret edilen ilk on haber sitesi sıralamasında Mart 2011 verileriyle sadece bir tane bağımsız site bulunmaktadır (yine Huffington Post): geri kalanların dört tanesi büyük televizyon kuruluşlarına, üç tanesi büyük gazetelere ve iki tanesi de içerik toplayıcılara aittir (Moos, 2011). İngiltere’de 2011’de en çok ziyaret edilen ilk on haber sitesi sıralamasında ise bağımsız çevrimiçi bir site bulunmamaktadır: tüm üst sıralar büyük televizyonlar, gazeteler ve içerik toplayıcılar tarafından tutulmuştur (Nielsen, 2011).

İçerik toplayıcılar alternatif haber kaynaklarına genellikle önem vermezler. Joanna Redden ve Tamara Witschge (2010) kamuyu ilgilendiren beş ana konu ekseninde Google ve Yahoo tarafından listelenen içeriği belirli bir süreyle incelemiştir ve tüm bulabildikleri “hiç bir alternatif haber sitesinin arama sonuçlarının ilk sayfasında yer almadığı” olmuştur.

Bununla birlikte, internet, blogcuları kitlesel kullanıcıya da bağlamamaktadır. İngiltere’de örneğin, 2008’de internet kullanıcılarının %79’unun son üç ay içinde tek bir blog okumadıkları belirlenmiştir (ONS, 2008). Çoğu blogcu hikayeleri araştıracak zamandan yoksundur. Geçimlerini karşılamak için günlük düzenli işlerine ihtiyaçları olan amatörlerdir (Couldry, 2010). Bu da onların geniş bir takipçi kitlesi oluşturma yeteneklerini zayıflatmaktadır.

Eğer kitlesel gazetecilik hala geçerliyse gazetecilik daha iyiye gitti mi? İnternetin yükselişinin bir sonucu, geleneksel medyanın, bundan daha az bir oranda da genel olarak haber üretiminin reklam kaybı yaşamasıdır. Birleşik Devletler’de, istihdam edilen toplam gazeteci sayısı 2000-2009 arasında %26 oranında düşmüş (Pew, 2010), İngiltere’de ise “anaakım gazetecilik kuruluşlarında” istihdam edilenlerin sayısı 2001-2010 arasında %27 ile %33 oranlarında daralmıştır (Nel, 2010). Haber bütçeleri kesilmiş; bu da Birleşik Devletler’de büyük şehir gazetelerinin ve televizyon haber ağlarının bile zaman gerektiren araştırmacı gazetecilikte ve yüksek maliyetli dış haberlerde tasarruf etmek zorunda kalmalarıyla sonuçlanmıştır.

İngiliz gazeteciliğine ilişkin önemli bir araştırma da canlanmaya yönelik abartılı öngörülerin tam aksine daha derin ve yaygın bir bozulmanın gerçekleştiği sonucuna ulaşmıştır (Fenton, 2010; Lee-Wright vd., 2011). Araştırma, haber merkezlerindeki işten çıkarmalar, çevrimiçi ve çevrimdışı (offline) haber üretiminin birleştirilmesi ve haberin 24 saat güncellenmesinin gerekmesi nedenleriyle daha az sayıda gazeteciden daha fazla içerik üretmesinin beklendiğini tespit etmiştir. Bu, gazetecileri, üretkenliği arttırmanın bir yolu olarak denenmiş ve test edilmiş haber kaynaklarını daha fazla kullanmaya yöneltmektedir. Ayrıca yine üretkenliği arttırmak amacıyla aynı haber çerçevelerini, alıntıları ve fotoğrafları kullanmaya varan düzeyde rakiplerin web sitelerinden haber toplanmasını arttırmaktadır. Az sayıda kaynak, genel olarak kes-yapıştır gazeteciliğine, masa başı gazeteciliğe bağımlılığın artmasında rol oynamaktadır. Arjantin’de yapılan bir çalışmanın da gösterdiği üzere taklitçi, masa başı gazeteciliğe doğru bir eğilim sadece İngiltere’de değil başka yerlerde de yaşanmaktadır (Boczkowski, 2009).

Gazetecilik açısından umut verici bazı gelişmeler olmuşsa da bunlar çoğunlukla zayıftır. Bağımsız çevrimiçi haber yatırımları abonelik tabanı kurmakta zorlanmıştır çünkü toplum ücretsiz web içeriğine alışmıştır. Bu yatırımlar, genellikle az
sayıda kullanıcının dikkatini çektiği için de az reklam almıştır. Birleşik Devletler’de Pew Araştırma Merkezi’nin 2009 tarihli bir araştırması “…coşkuya ve iyi çalışmaya rağmen çok azının kâr edebildiğini ya da kendi kendisini finanse edebildiğini” saptamıştır. Benzer şekilde, Columbia Journalism Review dergisinin 2009 tarihli bir sayısında da “bu web temelli haber kuruluşlarından küçük olanlarının mevcut çevrimiçi gelirleriyle ayakta durabilmesinin mümkün olmadığı” tespit edilmiştir. Çoğu kez kıt kaynaklarıyla en acil öncelikleri hayatta kalabilmek olmuştur.

Özetle, hakim haber kuruluşları üstünlüklerini iyice sağlamlaştırmıştır çünkü hem çevrimiçi hem de çevrimdışı haber üretiminde ve tüketiminde egemen bir pozisyon elde etmişlerdir. Bunun yanı sıra, bir reklam mecrası olarak internetin yükselişi bütçe kesintilerine, gazetecilerin üzerindeki zaman baskısının daha da artmasına ve bazen de ana akım gazetecilikte niteliksel kötüleşmeye neden olmuştur. Bu, yeni bağımsız haber girişimleri tarafından da telafi edilememiştir çünkü bunlar çoğu zaman çok küçüktür ve kurtuluşu [gazeteciliğin, ç.n.] yönetebilmek için çok zayıftır.

Bunun, coğrafi değişkenlerin varlığını kabul ederek değerlendirilmesi gerekir. Şöyle ki, Güney Kore’de yurttaş gazeteciliği web sitesi, OhmyNews, çok sayıda gönüllü muhabir tarafından desteklenen çekirdek bir kadroyla 2000’lerin başında geniş bir kullanıcı kitlesi yaratmıştır. Ancak, sitenin yükselişi kültürel konformizme karşı kitlesel bir protesto ve hükümet-şirket işbirliğine karşı siyasi bir protesto ile sürdürülebilmiştir. Takip eden on yıl içinde sitenin arkasındaki rüzgar yatıştığında ise OhmyNews zorluklarla karşılaşmıştır. Ve sitenin Japonya’da benzer bir kuruluşu hayata geçirme girişimi suya düşmüştür.

Ekonomik Dönüşüm

İnternetin herkes için zenginlik ve refah yaratacağı 1995 ile 2000 arasında sıkça iddia edildi. Bu öngörüyü simgeleyen, Amerikan internet topluluğunun kutsal kitabı Wired dergisinde 1999 yılında yayınlanan ve derginin editörü Kevin Kelly tarafından yazılan uzun bir makaleydi. Başlık ve giriş makalenin tonunu belirlemişti: “Kükreyen Sıfırlar: İyi haber yakında milyoner olacaksın. Kötü haber diğer herkes de olacak.” Bu denli kendinden geçmiş terimlerle olmasa da bu iyi haber Atlantik’in iki yakası boyunca yaygın bir biçimde dolaşıma girdi. Business Week dergisinin haberinde olduğu gibi sözde güvenilir raporlarla da desteklendi: “İnternet Çağı’na girdik”… Sonuç: Önce Birleşik Devletler’de, kısa zamanda da dünyanın geri kalanında ekonomik büyümede ve verimlilik artışında patlama.

İnternetin ve sayısal iletişimin “Yeni Ekonomi”yi yarattığı görüşü bu öngörülerin temelidir. Yeni Ekonomi kavramı bulanık ve değişken olmakla birlikte genellikle belli temaları çağrıştırır. İnternetin, verimliliği ve büyümeyi arttıran tedarikçileri, üreticileri ve tüketicileri birbirine bağlamanın yeni, daha etkili bir aracını sunduğu söylenmektedir. İnternet, Schumpeterci yenilik dalgası yaratan yıkıcı bir teknolojidir. Ve sanayisi durgunlaşan, batı toplumlarında zenginliğin ana kaynağı olarak ağır sanayinin yerine geçen yeni enformasyon ekonomisinin büyümesine neden olmaktadır.

Bu kavramsallaştırmanın merkezinde gizemli bir öz vardır. İnternetin dev holdinglerle yeni girişimler arasında eşit şartlar oluşturarak rekabetin terimlerini değiştirdiğini ilan etmektedir. İnternet sonuç olarak, pazarın dinamizmini canlandırmakta ve iş dünyasının yaratıcılığının kasırga gücünü serbest bırakmaktadır. İnternet, mevcut perakende aracıları atlayarak yeni pazar fırsatları oluşturmaktadır. Maliyetleri düşürmekte ve düşük hacimli üreticilerin küresel pazarda ihmal edilmiş niş (niche) talebi karşılamalarına olanak tanımaktadır. Ayrıca internetin ağır hareket eden, hiyerarşik, Fordist, dev holdinglerin aksine pazardaki talep değişimlerine hızla yanıt üretebilen yatay, esnek ağ kuruluşlarını desteklediği bildirilmektedir.

Yeni Ekonomi kavramı çoğu kez uzman dili içinde gizlenmiştir. Kavramın iç yüzünü anlamak için yeni bir kelime haznesi öğrenmek gerekir: portal ile vortal arasındaki farkı ayırt etmek için, internet, intranet ve extranet arasındaki farkı ayırt etmek için, “çevrimiçi ve çevrimdışı ticaretin birlikte yapılması” ve “veri depolama” gibi kavramları özümsemek için ve CRM (müşteri ilişkisi yönetimi), VAN (katma değerli ağ), ERP (kurumsal kaynak planlaması), OLTP (çevrimiçi hareket işleme sistemi) ve ETL (ayıklama, dönüştürme ve yükleme) gibi sonsuz kısaltmalara aşina olmak için. Geleceği anlayan bu müritliğin bir parçası olmak için ilk olarak yeni bir ilmihali iyice öğrenmek gerekmektedir.

Ama bu içeriden dil bir kenara bırakılırsa belli temkinli sonuçlara ulaşmak mümkündür. Birincisi internet, Google, Amazon gibi büyük holdinglerin doğuşunu sağlamasıyla ve yeni ürün ve hizmetlerin piyasaya sürülmesiyle olduğu kadar verinin toplanmasını, tedarikçiler, üreticiler ve tüketiciler arasındaki ilişkiyi, pazarların biçimlenişini, küresel işlemlerin hacmini ve hızını ve şirket içi iletişimin yapısını etkileyerek de ekonominin sinir sistemini gerçekten değiştirmiştir. Yine de internet, bilgisayarlar ve teleks ve fax gibi daha eski elektronik veri değişim sistemleri kendisinden önce uzun bir zaman kurumlarda yaygın bir şekilde kullanıldığı için geçmişten tam bir kopuşa da işaret etmemektedir (Bar ve Simard, 2002).

İkinci sonuç, internetin, yatırımcıların ve genel olarak halkın üzerine akan bir zenginlik kaynağı olmadığıdır. 1995 ile 2000 arasında internet şirketlerinin borsa değerlerinde muazzam bir artış vardı. Ancak sonuçta, internet madeninin, ahmak altınından ibaret olduğu ispatlandı. Büyük oranda yatırım çeken çoğu teknoloji şirketi iki yıldan az bir zamanda kâr bile edemeden ya da büyük miktarda para kaybettikten sonra iflas etti (Cellan-Jones, 2001). Bu kayıplar o kadar şiddetliydi ki 2001’de Birleşik Devletler ekonomisini durgunluğa itti.

Takip eden dönemde, internetin zenginlik kaynağı olduğu da kanıtlanmadı. Öyle ki, Harvard İşletme Okulu’nun serbest meslek geliri yaklaşımından hareket eden bir araştırmacı, 2008’de Amerika’da reklam destekli internetin gayri safi milli hasılaya katkısının yaklaşık %2 olduğu, internetin yurt içi ekonomik etkinliğe dolaylı katkısı dikkate alınırsa da belki %3 olduğu sonucuna ulaşmıştır (Deighton ve Quelch, 2009). Benzer şekilde, önde gelen bir araştırma ekibi de Avrupa’da 2008’de işletmeden-tüketiciye elektronik ticaretin gayri safi yurtiçi hasılanın %1.35’ni oluşturduğunu hesaplamıştır (Ekselsen vd., 2009).

Üçüncü sonuç, internetin alışverişte şimdiye kadar bir devrim yaratmamasıdır. Çevrimiçi alışverişin yaygın olduğu ülkelerde bile sınırlı çeşitlilikte ürün ve hizmette yoğunlaşma eğilimi vardır. 2007’de İngiltere’de çevrimiçi satış toplam satış cirosunun %7’sini, Avrupa’da ise %4’ünü oluşturmuştur (Avrupa Komisyonu, 2009). Ancak bunun artacağı neredeyse kesindir.

Dördüncü ve hemen hemen en önemli sonuç internetin küçük ve büyük şirketler arasında eşit şartlar yaratmadığıdır. İnternetin şartları eşitleyeceği yolundaki inanç, “yeni ekonomi” tezinin temel yeniden doğuşçu yanıydı ve temelinde internetin bir inovasyon ve büyüme fırtınası yaratacağı kabulü bulunuyordu. Bu inanç, küçük ve orta ölçekli firmaların dış pazarlarda yayılmaya devam etmesinin güçlüğünü kestirememiştir. Oysa sonunda, internetin dış pazara erişimde bir araç olarak kullanışlılığı, dil, kültürel
bilgi, telekomünikasyon altyapısının niteliği ve yabancı bilgisayar becerileri tarafından sınırlandırılmıştır (Chrysostome ve Rosson, 2004). Daha da önemlisi, Yeni Ekonomi tezi şirket büyüklüğünün içerdiği ekonomik avantajı hesaba katmakta yeteri kadar başarılı olamamıştır. Büyük şirketlerin küçük şirketlere oranla daha büyük bütçeleri ve sermayeye daha çok erişimleri vardır. Bu şirketler üretimin birim maliyetini düşüren ölçek ekonomilerine, hizmetlerin ve çapraz promosyonun paylaşımı temelli kapsam ekonomilerine ve başarılı yeni ürün ve hizmetlerin piyasaya sürülmesinde yardımcı olacak uzmanlık ve kaynak yoğunluğuna sahiptir. Fiyatları geçici olarak düşürerek ve pazar ve promosyon avantajlarını kullanarak eşit olmayan rekabeti baltalamayı deneyebilirler. Ayrıca, geleceği parlak yeni şirketleri ele geçirerek -ki bu büyük şirketlerin standart stratejisidir- başarıyı satın alabilirler.

Bu nedenle, internet çağında, büyük holdingler araba üretiminden gıda süpermarketlerine kadar önde gelen pazar sektörlerinde hakimiyetlerini devam ettirmiştir. Hatta, lider ekonomide (Birleşik Devletler) en büyük dört şirketin siparişin en az %50’sini oluşturduğu imalat endüstrilerinin sayısı 1997 ve 2000 arasında sürekli büyümüştür (Foster vd., 2011). 1997-2000 arasında Birleşik Devletler perakende endüstrilerinin önemli sektörlerindeki dört en büyük şirketin pazar paylarında da gerçekten dikkat çekici bir artış yaşanmıştır Foster vd., 2001). Sadece iki örnek vermek gerekirse bu dönemde, dört büyük ticaret mağazasının payı %56’dan %73’e yükselirken dört büyük bilgisayar ve yazılım mağazasının payı %35’ten %73’e yükselmiştir. Daha genel olarak, Birleşik Devletler toplam brüt kârına oranlandığında ilk 200 şirketin brüt kârı 1995-2008 arasında ciddi bir şekilde yükselmiştir (Foster vd., 2011).

Özetle internet çağında küçük işletmelerin zaferi asla gerçekleşmemiştir çünkü rekabet olduğu gibi kalmıştır. Şirket Goliathları, yalnız sanal taş ve sapanla silahlanmış ticari Davidleri [3] ezmeye devam etmiştir.

Bitirirken

Burada değerlendirmeye zamanımın olmadığı başka öngörüler de bulunmaktadır. Ancak bitirirken son bir noktayı belirtmeme izin verin. İnternete ilişkin çok sayıda saf öngörünün haksız çıkmasının nedeni toplumun interneti internetin toplumu etkilediğinden daha fazla etkilemesiydi.

Bu yeni bir değerlendirme değildir. 1880’den sonra liberallerin, popüler basının umdukları gibi akılcı ve ahlaki öğrenimin bağımsız bir aracı olmayıp bunun yerine popüler gazeteleri kontrol eden ve satın alan insanların görüşlerini yansıttığını fark ettiklerinde yaptıkları bir değerlendirmedir. Mark Hampton, bu hayal kırıklığı sürecine ustalıkla ışık tutmuştur. Bu daha kuşkucu ama daha iyi bilgilenmiş yorumcuların, yazılı basını sermayeden yoksun bırakmasına liderlik etmiştir. Belki internete ilişkin biz de aynısını yapmalıyız.

[1] Dizin ve kategori siteleri olarak da adlandırılan içerik toplayıcılar genellikle arama motorları, pazarlama şirketleri ve/veya medya kuruluşlarından bağımsız kurumlar ya da kişiler tarafından kurulmuş sitelerdir. Temel özellikleri internet üzerindeki başka yayınlara bağlantı (link) vererek içerik/haber toplamalarıdır. En bilinenleri news.google.com, news.yahoo.com ve drudgereport.com olarak sıralanabilir. Bu sitelerden bazıları toplanan içeriği/haberi editoryal olarak yeniden düzenleme ya da özgün içerik/haber üretme gibi yöntemler de uygulamaktadır. (ç.n.)

[2] 2005 yılında Arianna Huffington tarafından kurulan ABD merkezli liberal haber sitesidir. Site, Şubat 2011’de 315 milyon dolar karşılığında America Online (AOL) tarafından satın alınmıştır. (ç.n.)

[3] İncil’de geçen bir hikayenin kahramanları. (ç.n.)

[Bu metin, James Curran’ın Aralık 2011’de Sydney’de verdiği bir dersin İngilizce orijinalinin ikinci bölümüdür ve Aylin Aydoğan tarafından çevrilmiştir. Çevirinin ilk bölümü için tıklayın adresinden erişilebilir]

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur