Dayatılmış bir AKP hayali: Taksim Projesi

Taksim’i dev bir otoyol kavşağına dönüştürecek olan AKP projesini Taksim Platformu’ndan Korhan Gümüş’e ve Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Sekreteri Akif Burak Atlar’a sorduk. Gümüş projeye karşı, kent mücadelesi ile demokrasi mücadelesinin iç içe geçtiğine dikkat çekerken Atlar, Topçu Kışlası’nın bir AVM olarak tasarlandığını hatırlatarak meydanın ticarileştirildiğini söyledi

1 Mayıs 2010 Taksim Meydanı’ndan bir görüntü

Taksim Meydanı Türkiye’nin kalbi sayılıyor. Meydan her gün yüz binlerce kişinin buluşma, dağılma veya geçiş noktası üstelik politik ve sosyal olarak da önemli anlamlara sahip. Bayram kutlamalarından yılbaşı kutlamasına, konserlerden resmi törenlere kadar toplumsal hayatı ilgilendiren önemli etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Meydan politik anlamını emekçilerin ölümlere, saldırılara ve tüm engellemelere rağmen 30 yıl boyunca kendilerine açılması için vazgeçmeden sürdürdükleri mücadelesinden alıyor.

Şimdi meydan değiştirilmek isteniyor. Bunun için AKP iktidarının seçim döneminde açıkladığı “Hedef 2023” vaatlerinde Taksim Projesi olarak anılan dönüşüm planı uygulamaya sokulmak üzere. Bu planın hayata geçmesi için İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) 12 Haziran seçimlerinin hemen ardından harekete geçti. Başbakanın sunumuna uygun bir biçimde hazırlanan plan 6 Eylül 2011’de İBB Meclisi’nde oybirliğiyle kabul edildi, Anıtlar Kurulu tarafından da hiçbir değişiklik yapılmadan onaylandı.

Belediye Meclisi ve Anıtlar Birliği’nin onayladığı Taksim Projesi hayata geçerse Taksim yayalaştırma adı altında yayaların tek sıra yürümek zorunda kalacağı bir yere dönüşecek.

Bu projeye karşı çıkanlar Taksim Platformu’nda bir araya geldi. Platform projede söz hakkı istemek, anıtların ve ağaçların yerlerinde kalmasını sağlamak ve Taksim’e sahip çıkmak için 12 Şubat Pazar günü saat 12’de Taksim’de bir eylem yapacak.

Bu eylemin çağrısını yapan Taksim Platformu’ndan Korhan Gümüş ile Taksim Projesini konuştuk. Gümüş projenin ne getirdiğini, kendilerinin neden itiraz ettiğini, nasıl bir Taksim istediklerini anlattı. Kent meydanına ilişkin verilen mücadelenin aynı zamanda bir demokratikleşme mücadelesi olduğuna dikkat çekti.

Projeyi şehircilik politikalarını göz önüne alarak yorumlaması için de TMMOB Şehir Plancıları Odası (ŞPO) İstanbul Şube Sekreteri Akif Burak Atlar’ın görüşlerine başvurduk. Atlar Taksim projesinin asıl amacının meydanı ticarileştirmek olduğunu bizlere anlattı. Belediyenin ŞPO’nun itirazlarına kayıtsız kalan tavrını değerlendirdi.

Taksim Projesi ile meydanın böyle görünmesi planlanıyor

Gümüş: “Zorla dayatılmış bir hayal”

Basına “AKP’nin Taksim Projesi” olara sunulan plan nedir? İsterseniz okurlarımıza önce bu planı anlatalım? Bu plan kimlere ait, ne öngörüyor, planın hayata geçmesi için neler yapılacak?

Bu projenin “Taksim Yayalaştırma Projesi” olarak sunulması, herhalde işin en ironik tarafı. Bu proje İstanbul’un en güzel caddelerini, Gümüşsuyu, Sıraselviler’i yok edecek. Taksim’i bir otoyol kavşağına çevirecek. Meydana ulaşan caddelerin dalış tünelleri ile on metre derinliğinde ve 80 metre uzunluğunda yarıklar haline getirilmesi, daha büyük bir alanı yayalara kapatacak. Meydana erişim noktalarının uçurum haline gelmesi nedeniyle yaya bağlantıları birer tıkaca dönüşecek. Binaların önünde kaldırımlar incelecek. Yayalar ancak sıraya girerek meydana ulaşacaklar. Çok büyük bir tehlike arz ettiği için bir daha bu meydanda 1 Mayıs gösterileri, kutlamaları yapılamayacak.

Ancak bunlar bir yana, bu projenin otoriter bir rejimi yeniden üretme gücü daha da önemli. Bu proje Türkiye’nin siyasal rejimi açısından ne ifade ediyor, bir hayali nasıl bir şiddet rejimi halinde topluluklara kabul ettiriyor, belki bunu fark etmemiz gerekiyor. Çünkü mesele bir hayalin, bir düşüncenin zorla dayatılması. Bu önemli bir mekanı kaybetmekten çok daha vahim.

Bu projenin neredeyse 30 yıllık geçmişinde Taksim’de trafiği meydanın altına alma düşüncesi vardı. Kentin merkezini bir otoyol kavşağına çevirecek bu projenin meydanı yayalaştırmak şöyle dursun, steril hale getireceği söylenebilir. Çünkü meydanın özelliği bir gösteri alanı olması. Bu önemli proje neden müzakereye açılmadı, tartışılmadı diye sorarsanız, bunun nedeni belli. Yakın geçmişte Taksim Camisi 28 Şubat’a uzanan sürecin en hararetli konusu oldu. Bu süreçte Taksim iki milli programın çatışma alanı haline geldi. Opera-Cami ikilemi, iki ulus-devlet projesinin temsillerini açısından iki karşıt kutbu oluşturdu. Böylece kapitalistleşme sürecinin yarattığı sınıfsal asimetriyi, dengesizliği köklerini başka bir ulus-devlet programında bulan bir başka seçkinler hareketi bu tip temsilleri (cami, başörtüsü…) kullanarak dengelemeye çalıştı.

90’lı yıllarda, Tayyip Erdoğan siyasal kariyerinin en önemli dönüm noktasında, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı sırasında bu eski projeyi kucağında buldu. Her dönem olduğu gibi Taksim Projesi bir takım uzmanların belediyeye yaptığı projelerden biriydi. 28 Şubat sürecinde bu projeyi yapması engellenince, bir bakıma bu projeyi yapma arzusu bastırılmış ve kamçılanmış oldu.

2003 yılında, Kadir Topbaş seçilince İstanbul’da yapılacak ilk iş olarak bu projeyi gösterdi. Ancak o tarihte koşullar her halde tam olgunlaşmamıştı. Bugün de daha zekice bir buluşla yeniden gündeme getirdi. Önce kararlar alındı, sonra adım adım uygulamaya kondu. Büyük ihtimalle “Hayalet Yapılar” sergisinde yıkılan kışlanın temsilinin olması, bu buluşa yol açtı.

Plan hayata geçerse nasıl bir Taksim’le karşı karşıya kalacağız? Ortaya çıkan durumdan kimler nasıl etkilenecek? Nasıl bir meydan olacak?

Her şeyden önce Gezi’nin meydanla ve vadinin içindeki yürüyüş parkurlarıyla bir daha asla bağlantısı kalmayacak. Çünkü bu alana giriş olarak tasarlanan Gezi yapılaşmaya açılacak. Ama daha da kötüsü Taksim Meydanı ve çevresi otoriter rejimlerde görüldüğü gibi niteliksiz bir uygulamaya ve ticari kullanımlara sahne olacak. Bu gelişme İstanbul’un geleceğinin nasıl olacağı hakkında önemli bir gösterge. Kentin bir meydanına Ankara’dan gelen talimatlarla karar verilmesi sonucun da nasıl olacağı hakkında bir fikir veriyor. Mimarlık, şehircilik deneysel, düşünsel bir faaliyettir. Programın da müzakere ve katılımla oluşturulması gerekir. Bu projenin hazırlanma yöntemi bir kültür bakanının yapılacak bir heykelin biçimine karar vermesi, sinema eserinin senaryosunu yazması ile aynı. Siyasetçiler karar aldıklarında ortada henüz bir fikir geliştirme, proje süreci yaşanmış değil. Bunun düşünceyi ifade yasaklarından, sansürden bir farkı yok. Ama bugüne kadar yaşam çevremizle ilgili kararlarda hep böyle yapıldı, kimsenin sesi çıkmadı. Şimdi bu olay herkesin gözüne batacak kadar açığa çıktı. Şimdi bir taraftan bu projeyi tartışırken, bütün kamu uygulamalarındaki uygulanan tepeden inmeci yöntemlerle tarihe geçen skandalları, katliamları, saldırıları konuşmak zorundayız.

Hem projenin yönetilme biçimine hem içeriğine itirazımız var
Bu proje hakkında Taksim’i kullanan, Taksim’de yaşayan bir İstanbullu olarak ne düşünüyorsunuz? Plana itiraz ettiğiniz noktalar nedir?

Yapılması gereken iş önce inşaat değil, katılımla bir yönetim planı hazırlamak. Çünkü kamusal alanların bir yönetim planı olması gerekir. Böyle bir alanı park ve bahçeler müdürlüğü yönetemez. Yönetirse, işte bugün olduğu gibi sahipsiz kalır, araç parkına döner. Gezi’nin içinde diyelim ki Pazar günleri konserler olacaksa, festival zamanları tiyatro gösterileri, bienal zamanı sergi olacaksa örneğin, belediyenin yönetim planını STK’lar ile birlikte hazırlaması gerekir, ihtiyaç analizinin de yapılması…

Demek ki ilk itirazımız projenin mekansal yapısına değil, yönetilme biçimine. İkinci itirazımız herhangi bir sorgulayıcı, yaratıcı süreç olmadan projenin meydanın altı ve üstü diye iki işleve ayrıştırılmasına. Bugün meydanlarda özellikle bu ilişki koparılmamaya çalışılıyor. Cadde ile bir otoyol arasındaki fark neyse, çok işlevli bir meydan ile bu proje arasındaki fark bu. Böylece proje teknokratik bir görünüm kazanıyor ve düşünceye kapatılıyor. Bir bakalım, bu bölge için bir mimarlık yarışması düzenlensin, kaç ayrı yaratıcı fikir ortaya çıkar? Meydanları mimarlar iş görsün diye tasarlanmazlar, kentlileri entelektüel muhatapları haline getirmek için uğraşırlar. Bu projenin İstanbul’a büyük bir haksızlık olduğunu düşünüyorum. Ama aynı zamanda bu proje bir yangın ihbar lambası gibi. Eğer bir meydan böyle müzakereye, yaratıcı düşünceye kapalı geliştiriliyorsa, vay halimize! Korkarım ki Türkiye’de eğitim, sağlık, güvenlik, çevre… bütün kararları da böyle alınıyor.

Bir süredir Taksim’deki kent yaşamına dair önemli müdahaleler yapılıyor. Taksim’e dair bu planı AKM’nin “yıkılacak-yıkılmayacak” tartışmalarıyla beraber işlevsizleştirilmesi, Tarlabaşı’nın kentsel dönüşüm alanı ilan edilmesi, İstiklal Caddesi’ni ıssızlaştıran masa sandalye yasağı ile beraber düşündüğümüzde nasıl bir İstanbul ve kent tasavvuru ile karşı karşıyayız. Tüm bu projeler hayata geçtiğinde nasıl bir Taksim şekillendirilmiş olacak. En önemlisi size göre bu planları yapanların temel amacı ne?

Bütün bunlar çöken bir kamusal sistemin işaretleri. Kamu ile sivil toplum ilişkileri son derece otoriter kalıplar içinde gelişiyor. Müzakere alanı kapatıldığı için güç sahipleri istediklerini yapıyorlar. Her bir plan tadilatı ile milyarlarca lira siyasetin kasasına akıyor. Bu gidiş bir taraftan sınıfsal asimetriyi artırıyor ve haksızlıkları gizliyor. Bu gidiş sonunda bir büyük krizle sonuçlanacak çünkü kentin zenginlikleri yağmalanarak sürdürülebilir bir gelişme için fırsatlar tüketiliyor.

Taksim Platformu olarak Taksim projesine karşı bir çalışma yürütüyorsunuz? Platformun temel talepleri neler? Platform şu ana kadar ne yaptı? Bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Platform sürekli genişliyor. Çok sayıda STK bu girişime destek veriyor. Yüzlerce gönüllü insan sürecin müzakereye açılması ve projenin demokratik ve yaratıcı bir biçimde geliştirilmesini savunuyor. Sanki şöyle bir durum var: İktidarın güdümünde olan bir takım uzmanlar çıkarları için siyasetçileri otoriterleşmeye zorlarken, biz gönüllüler de onların hata yapmasını engellemeye ve başarılı olmasını sağlamaya çalışıyoruz. Bu bana çok komik geliyor. Neden bu anlaşmazlık? Taksim’in doğru dürüst projelendirilmesi ve projenin iyi yönetilmesi İstanbul’un yararınadır, ama aynı zamanda siyasetçinin.

Kral çıplak demeliyiz
Neden “krala elbise diken terziler” sürekli yalan söylüyor? Kralın çıplak olduğunu söylemek bizim gibi gönüllü insanlara düşüyor? Her konuda, güvenlik, eğitim, sağlık, ne olursa olsun daha katılımcı bir yönetimden kim zarar görür? Yaratıcı faaliyetler, uzmanlıklar siparişle yaptırılacak işler olamaz. Görüldüğü gibi hep ortada olağanüstü bir durum var. Meseleyi olağanlaştırmak gerekiyor. Profesyonel çevrelerin bu projeyi daha önce tartışması ve uygulanan yöntemi gözden geçirmesi gerekirdi.

Sulukule Projesi yıkımlar başlayınca tartışılıyor. Haliç Metro Köprüsü uygulama projesi bittikten sonra tartışılıyor. Muhtemelen Tarlabaşı Projesi de inşaatlar bittikten sonra konuşulacak. Önemli olan iktidarın bu projeleri ve uyguladığı kapalı yöntemi nasıl meşrulaştırdığı. Politik meseleleri kavramadan, sınıfsal bakış olmadan yapılan itirazlar da iktidarların tepeden inmeci yöntemlerini beslediğini düşünüyorum. Oysa uygulanan yöntem hep aynı. Meslek kuruluşlarının, STK’ların, üniversitelerin artık itiraz etmekten daha etkili bir iş yapması ve kamusal işleyişteki rollerini kavraması gerekiyor. Taksim Platformu belki de müzakereyi öne çıkararak, bu yeni deneyimi, siyasetin ayaklarının üstüne konacağı bir yöntemi savunuyor.

Proje nedeniyle meydanda bulunan çok sayıda ağaç kaldırılacak. Geçtiğimiz günlerde Gezi Parkı’ndaki ağaçlara işaret konulması hazırlıkların başladığını gösteriyor

Atlar: “Taksim’i “yayalaştırma” adı altında ticarileştiriyorlar”

Basında Taksim’in kentsel dönüşümü, meydanın altından yollar geçirilmesi gündemde, bu proje kimin projesi, nasıl etkileri olacak?

İkinci sorudan başlayalım. Taksim öncelikle herkesin kullandığı bir meydan. O meydanı kullanan herkes, bu projeden etkilenecek. Taksim’in ayrıca simgesel bir önemi de var. En nihayetinde kamusal bir alan orası.

Basındaki projede görünen sadece yolların yeraltına alınması. Şu an gündemdeki proje bir ulaşım projesi aslında. Bu projeyle birlikte mevcut projede yer almasa da Topçu Kışlası’nın ihya edilmesi de gündemde. Çünkü sunulan görüntüde eski Topçu Kışlası’nı görmek mümkün.

Şimdi tabii Taksim gibi simgesel önemi olan ve herkesin kullandığı meydanda yapılan böylesi bir proje için toplumun tüm kesimlerinin görüşlerini almak gerekir. En azından odalara ve üniversitelere başvurmak gerekir, onların fikrini almak gerekir.

Şehir Plancıları Odası’nın fikrini aldılar mı?

Bu plan Belediye’nin koruma amaçlı planı olarak odaya geldi. Belediye Koruma Amaçlı Plan yaparken yasal zorunluluk gereği iki adet toplantı yapması gerekir. Biz ilk toplantıda bir simülasyon izledik. Orada hazır olan projenin sunumunu gördük. Sonra değerlendirme yapılması için dört gün süre verildi, itirazlarımızı ilettik ancak bunların dikkate alınmadığını görmüş olduk.

Geçen yıl tam bu zamanlarda Taksim’i Koruma Planı gündemdeydi. O plan da, Taksim yayalaştırılıyordu ama yolların meydanın altından geçmesi gibi bir durum yoktu.

Başta dediğiniz kamusal kullanım açısından nasıl bir etkisi olacak bu projenin?

Şimdi meydanın trafiğe kapanması ile kamusal kullanım arasında doğrudan bir bağ kurulamaz. Burada gerçekleştirilecek projenin hangi vizyonla yapıldığı bize kamusal kullanımın ne tür değişikliklere uğrayacağını gösterebilir.

Topçu Kışlası’nın ihya edilmesi belki bu vizyon hakkında ipucu verebilir. Orası 1940 yılında yıkılmış bir bina ve bu binayı tekrar yapmanın gerekliliği nedir? Bu konuda bir açıklama yok. Sonuçta Taksim’de Topçu Kışlası’nın yeniden yapılması AKP’nin vizyonu ile ilgili bir bilgi veriyor ama bu vizyonu AKP-Osmanlı ilişkisi kurarak okumak yanılgılara yol açar. Topçu Kışlası’nın alışveriş merkezi yapılacağı ifade ediliyor. Bu da vizyonun, “Taksim Meydanı’nı ticarileştirmek” olduğunu gösterir. Hatta The Marmara Oteli’nin yakınındaki Vakıflar Binası’nın da
otel olacağı da söyleniyor. Tüm bunlar aslında Taksim’i “yayalaştırma” adı altında meydanı ticarileştirmek anlamına geliyor.

Ayrıca Topçu Kışlası’nın yeniden inşa edileceği alan Taksim Gezi Parkı. Taksim projesi tartışılırken Gezi Parkı’ndaki ağaçlara çarpı işaretleri konulduğunu fark ettik. Hemen Belediye’yi aradık. Belediye “Biz yapmadık” dedi. İşaretli ağaçlar tam da Topçu Kışlası’nın yeniden inşa edileceği bölgeye denk geliyor. Belki tesadüftür.

Ne olursa olsun, Gezi Parkı’na bir bina yapılması, olası bir deprem anında çadır kurulacak alanın kalmaması anlamına geliyor. Biliyorsunuz Taksim bölgesinde çok küçük bir alanda çok fazla insan yaşıyor, yoğun bir nüfus var. Taksim’de yapılacak bir değişiklik için toplumsal bir kabul yaratmak gerekiyor.

Tam da bu noktada Yıldız Teknik Üniversitesi’nin kentsel dönüşüm projesine destek verdiğini öğrendik. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?

Bizim oda olarak bu konuyla ilgili bir açıklamamız olacak. Yıldız Teknik Üniversitesi Senatosu’nun kentsel dönüşümle ilgili açıklamasının birkaç noktasına özellikle dikkat çekeceğiz. Bunlardan biri, Üniversite’nin kentsel dönüşüm projesi için “Biz bu işin mutfağında yer almak istiyoruz” açıklaması; ikincisi de “Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın hizmetindeyiz” açıklaması. Bir üniversitenin TOKİ’nin biraz daha geniş yetkilerle donatılmış hali olan bu Bakanlığın hizmetinde olduğunu açıklaması, kentsel dönüşüm yasasıyla birlikte düşünüldüğünde oldukça kaygı verici. Hele ki kentsel dönüşüm hakkında birçok yanlış bilgi ortalıkta dolaşırken ve oldukça sıkıntılı olan bir konuda YTÜ’nün böyle bir açıklama yapması, kentsel dönüşüm adına yapılacak olan yıkımın meşrulaştırılması anlamına geliyor.

Bu konuda ciddi bir muhalefet de var. Özellikle taksimplatformu.org adlı internet sitesinde bu konuyla ilgili tartışmalar yürütülüyor. Biz de oda olarak bu platformun bir bileşeniyiz. Ben inanıyorum ki Taksim’deki kentsel dönüşümle ilgili daha çok ses yükselecek.

Sendika.Org

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur