‘Bunlar tanınmamak için kestirmiştir saçını’ – Pınar Öğünç (Radikal)

Uzun saçları kesilince çok üzüldü, moral için arkadaşlarının cezaevine yolladığı fotoğraf onları da yaktı

Neredeyse her gün bir anneden, babadan terör örgütü üyeliği yahut propagandası yapmak suçundan tutuklu çocuklarına dair mail geliyor. Hemen hepsi öğrenci; hiçbirinin daha önce karakolla işi olmamış, panik içinde aileler… Hem yazmaya yetişemediğim için üzülüyorum hem de bu insanların bir gazetecinin çocuklarına dair yazmasını tek çare görmelerine… Bu haldeyiz. Tesirimizden emin değilsem de ‘terörist’ diye bir torbaya atılan bu gençlerin, hikâyeleriyle, kanlı canlı herkesin gözünde canlanması çok önemli.

Bir de cezaevi mektupları var tabii. Şu an Sincan 1 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan Ozan Gündoğdu şaşıracak; rötarlı da olsa mektubu ulaştı. Bu da artık bir klişe haline geldi ama hikâyesi dediği gibi tam Aziz Nesinlik…

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde öğrenci olan Ozan, Metin Lokumcu’nun Hopa’da ölümünden sonra Ankara’da yapılan eylemde, dört arkadaşıyla birlikte gözaltına alındı. Önce ortada ‘terör örgütü’ lafı olmadığından, kamu malına zarar vermekten F yerine, L tipi bir cezaevine alınmıştı.

Ozan, 3 Haziran’da cezaevine girdiğinde saçları uzundu. Birlikte tutuklanan arkadaşı Çağdaş Ersoy’un da öyle… İçleri acıyarak kestirdiler saçlarını; meğer onlar için önemliymiş, çok üzüldüler.

Bunu duyan dışarıdaki arkadaşları, sırf ikisine moral olsun diye uzun olan saçlarını kestirip bu gördüğünüz fotoğrafı çektirdiler. Ozan ve Çağdaş için hazırladıkları bu hediyeyi cezaevine yolladılar. Ve ne oldu? Fotoğrafın çekilmesinden 10 gün sonra, burada görünenlerin çoğu, evine baskın yapılarak tutuklandı. Onlar da 31 Mayıs’taki eyleme katılmışlardı fakat bir ayrıntı dikkat çekiciydi. Aylar sonra hazırlanan iddianamede Çağrı Yılmaz (soldan 2.), Hikmet Tanıl (soldan 5.) ve Can Kaya’nın (en sağdaki) tanınmamak için saçlarını kestirdiği yazıyordu.

Fotoğraftaki Gizem, tutuklu Çağdaş Ersoy’un kardeşi; ortadaki de babası Fatih Ersoy. Bu arada Ozan’ı, eylemde yaralandığı için yattığı hastanede bir arkadaşı ziyaret etti; Soner Torlak da hâlâ cezaevinde.

Bir daha, bir daha hatırlatalım. 22’si tutuklu 28 kişinin yargılandığı Hopa Davası, 9 Aralık’ta saat 10.00’da Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek ve emin olun bu davayı ileride çok konuşacağız.

84 sayfalık iddianamenin yarısı Deniz Gezmiş, Mahir Çayan ve şu an Meclis’te olan Ertuğrul Kürkçü’nün eylemleriyle dolu. Çünkü bağlantılandırıldıkları örgüt, bugün var olmayan THKP-C. Yine tekrarlayayım, ev baskınlarından ele geçirilen örgüt üyeliği delilleri de künyesi bulunan yasal sol dergiler, ‘Komünist Manifesto’ gibi, Mahir Çayan’ın kitapları gibi 70’lerde, 80’lerde bir dönem yasaklanan sol içerikli yayınlar. ‘Halka’ adlı filmin DVD’si (Emin olun hiç sol değil), meyve bıçağı, plastik boru, şemsiye gibi daha güçlü deliller de mevcut.

Bu 28 kişinin büyük çoğunluğu ya Halkevleri ya da Öğrenci Kolektifleri üyesi. Parasız eğitimden üniversitelerin özerkliğine, HES’lerden ulaşım zamlarına kadar bir sürü mevzuda ses çıkarmış gençler. İşin daha da vahim yanı, şu anda bu eylemlerin bir kısmı da suçları hanesine eklenmiş vaziyette. O yüzden, çoğu 1990, 1991 doğumlu bu gençler 17 yıldan 52 yıla kadar uzayan cezalarla yargılanıyorlar.

Ozan da Öğrenci Kolektifleri’nden; Burhan Kuzu’ya yumurta atanlardan… Bunun için ayrıca yargılanan Ozan, sonra da pişman olmadığını samimi bir dille anlatan açık bir mektup yazmıştı Başbakan’a. Parçalar tamamlandı mı?

Sanık gençlerden birinin hikâyesinden gittim ama 9 Aralık’taki Hopa Davası, başlı başına bir simge davadır.

Not: Ozan, orijinallerini yollamışsın. Anneannenle çektirdiğin uzun saçlı, cezaevinde cinayetten yatan koğuş arkadaşınla çektirdiğin kısa saçlı fotoğrafın ve arkadaşlarının yolladığı o moral karesi bende. Umarım hepsini en kısa zamanda, dışarıdaki adresine yollayabilirim.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur