’60 yıl verseler de rahatlamam mümkün değil’ -Pınar Öğünç (Radikal)

Türkiye günlerdir bu davayı konuşuyor. N.Ç. ise adaletten ümidini çoktan kesmiş; bu laflar sona ersin de yeni kurduğu hayatına dönsün derdinde. N.Ç. artık başka şeylerden konuşmak istiyor.

’60 yıl verseler de rahatlamam mümkün değil’

Bu yazıyı yazmak birkaç açıdan zor. Acaba N.Ç. okuyacak gibi mi yazmalıyım, okurken onu gözümde canlandırmalı mıyım?
Beyoğlu’nda bir ofis; Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu. Fiskos masaları, rengârenk duvarları, yastıklı koltuklarıyla ev gibi biraz. Yargıtay’ın kararının ertesinde başka türlü bir trafik var. O büroyu kendi evleri gibi hissetmek isteyen kendi konukları dışında, televizyoncular geliyor mesela. Eren Keskin’in N.Ç. davasına ilişkin görüşlerini merak ediyorlar. Ne büronun, ne Leman Yurtsever’in, ne Eren Keskin’in telefonu susuyor. Desteklerini sunanlar, onun için yapılacak eylemlerden haberdar edenler, söyleşi talebi olanlar, programlara davet edenler… Bitap düşmüşler ama onların asıl dertleri ortalıkta dolaşan N.
N.Ç. Mardin’deki ailesiyle görüşüyor ama kaçıp da önce erkek sandığı Eren Keskin’i bulduğundan beri yeni ailesiyle birlikte. Annesi Eren Keskin, ablası Leman Yurtsever. Sevmeyi onlarla öğrendiğini söylemiş, yazmış kaç defa… N.’nin küçücük bir kız çocuğuyken yaşadıkları insanlığa dair ümidimi ne kadar ufalıyorsa, bu üç kadının kendi ailelerini kurarak giriştikleri direniş o kadar umut veriyor. Gerçek bir aile…

İkisi de biliyorlar ki N. artık bu konu konuşulsun istemiyor. Google temizlensin hatta, hiç yaşanmamış gibi olsun. O yüzden karar sonrası yaşanan bu trafiği N.’nin hayatına sokmamak gibi çok ağır bir mesaileri daha var. Basınla ilişkilerde tatsız tecrübeler de yaşadıklarından Leman Yurtsever’in tek kelime diyecek hali kalmamış. Artık adalet istediğini söylüyor sadece.

N.Ç. derseniz… Belki seneler evvel dönemin Adalet Bakanı Cemil Çiçek’e ilk mektubu yazdığı, 26 erkeğin tecavüzünü ihbar ettiği zaman adalete bir inancı vardı; sekiz senede o da toz olmuş. Bir beklentisi yok; zaten o cezayla yetineceği yok. “60 yıl verseler de rahatlamam” diyor. Bugün kesilecek hangi ceza neyi telafi edebilir?

Artık başka şeylerden konuşalım
Onu en çok öfkelendiren şey, ortak bir geçmişleri varmış gibi basına beyanat verenler… “Benim ne yaşadığımı nereden bilecekler? Ben bir dosyayım sadece onlar için. Kitap yazıyormuşum. Ben kendi yazdıklarımı dönüp okuyamıyorum. Kim neyi, nereden biliyor?” diyor.
Çok güçlü bir kalemi ve ifade kabiliyeti var N.Ç.’nin. şu anda İngilizce öğrenmesinin dışında üniversiteye hazırlanıyor ve hukuk okumakta ısrarlı. Fakat aynı zamanda gazetecilik yapmak istiyor. Oyunculuk heyecanlandırıyor onu. Kısa filmler üzerine bir program projesi var. Heyecanla anlatıyor. Önümüzdeki günler için planlar yapıyor.

Çok zor günler geçirdikten sonra kendisine bir hayat kurmuş N.; sakinlemiş. Derken kaset tekrar başa… Tekrar o tecavüzcülerin isimleri her yerde. Yaşadıkları lüzumsuz teferruatıyla yine medyada. Herkes tepkili, herkes iyi niyetli belki ama kimse o yazıları N.Ç.’nin de okuyacağını, o programları onun da izleyeceğini düşünmüyor. Bu genç kadının ne hissedeceğini hiç hesaba katmıyor.
O istiyor ki başka şeylerden konuşalım. Diyarbakır’dan gelmiş cevizli burma getiriyor bana. Depremde düzgün dağıtılmayan yardımlardan konuşalım mesela. Aşktan ya da. KCK tutuklamalarından, ne bileyim falın ne kadar gerçek olduğundan, yağmur öncesi kararan gökyüzünün güzelliğinden… Ama bunları yazmayacağım.

Yerde olan biziz, N.Ç. değil

Onun istediği neyse ondan konuşalım istiyorum ben de. Hem ne sorayım, ne diyeyim ki?

Sadece bir ara, onun yaşadığı acılar hakkında basına konuşanlara dair sinirle konuşurken “O kadar büyük bir şeyin üzerinden atlamışsın ki, o insanların kafanı meşgul etmesine izin vermemeye çalış” diyorum, “Sen o kadar güçlü bir kadınsın ki…” Simsiyah gözlerini gözlerimin içine düşürüp “Ama ben güçlü olmak istemiyorum ki” diyor, “Ben de senin gibi etten kemiktenim. O kadar şeyi yaşamışım, bir de üzerine güçlü mü olayım?” Bir şey diyemiyorum.
Haberlerde sürekli kullanılan, yüzü mozaiklenmiş bir fotoğrafı var. Yere çökmüş bir çocuk… O fotoğraf kullanılmasa, seçilen temsili fotoğraflarda da aynı acz var.

Evet, gerçekten de yaşadığı onca ağır şey ve bulamadığı adaletin üzerine, bir de güçlü olmasını mı isteyeceğiz N.’den?

Ama o beklememiş bizi, o kadar ileri gitmiş ki. şu anda yere çökmüş, yüzü mozaikli olan biziz. N. gibi yüzlerce kız çocuğunu, yüzlerce erkek çocuğunu, binlerce kadını tecavüzden, tacizden, şiddetin hiçbir türünden koruyamayan, faillerini cezalandıramayan biziz.

Daha fazla konuşup da ‘adil yargılama/ yargılanma’ sürecine zarar vermeyelim.

‘N.Ç.’nin davası kesinlikle politik bir davadır’
Eren Keskin hem N.Ç.’nin annesi, hem avukat olarak konuşuyor.

Bu karar konuşulurken sıklıkla şu cümle kuruluyor: Bu eski ceza kanunudur, bir daha böyle bir karar verilme imkânı yoktur. Bu eski kanunu da birileri yapmamış mıdır? Neredeyse 70 sene boyunca, binlerce çocuk, binlerce kadın için bu hükümler işletilmemiş midir? Mesele bir zihniyetken yeni TCK’yla gerçekten ne değişir sizce?
Bu tamamen bir anlayışın ürünü olan bir karardır. Tamam, eski ceza kanunu kadına yönelik şiddet konusunda çok daha geriydi. Örneğin kadına karşı şiddeti düzenleyen bölümün başlığı ‘Genel ahlak ve aileye karşı cürümler’di. Yani kadın, ahlak ve ailenin bir unsuruydu. Namus nedeniyle bir cinayetin işlenmesi halinde bu bir indirim sebebiydi. Yani bu devlet 2005’e kadar işlenen bütün namus cinayetlerinin suç ortağıdır. 2005’teki değişiklikler kadınların, kadın örgütlerinin çabalarıyla oldu. Anlayış değişmedi ama. N.Ç.’nin davasında bu biçimde karar veren hâkimlerin bence kaçacak yerleri yok. Zorla alıkoymadan kesinlikle ceza verebilirlerdi, hiçbir engel yoktu. Bu suçu ortaya çıkaran çocuğun kendisi. Başka biri ihbar etmiş değil. Nasıl rızasının varlığından söz edilebilir. Kaldı ki Türkiye’nin imza attığı uluslararası sözleşmeler var. Ve bu sözleşmeler anayasanın üzerindedir. Sürekli uyarmamıza rağmen hiçbir mahkeme uluslararası sözleşmeleri dikkate almıyor, okumuyorlar, belki haberleri bile yok. Sekiz sene sürmesi ayrıca mantık dışı. Sanıkların hepsi biliniyor, çocuğun ifadesi alınmış. Kaldı ki N.Ç.’nin yaşını büyütmek için ellerinden geleni yaptılar. Adli Tıp muayene etmeden rapor verdi. O kadar çok şey var ki bu dosyada.

Biz sadece yargıya yansıyanları bilebiliyoruz. N.Ç.’nin yaşadıklarının benzerini kaç çocuk yaşadı bu ülkede?
Ben zaten bu dosyayı tek başına tartışmayı hep yanlış buldum. Devletin bu yaklaşımı bir savaş yöntemi olarak çok sayıda küçük kıza uygulandı. Yargıya yansımayan birçok olay var. O çok akıllıydı, kendisini bir şekilde korumayı, bize ulaşmayı bildi. O kendini kurtardı ama heba olup gitmiş bir dolu küçük kız var. şunu unutmayalım, bölgede savaş hâlâ da devam ediyor.

Cumhurbaşkanı’ndan birçok bakanına herkes bu karardan duyduğu hoşnutsuzluğu dile getiriyor. Kamuoyu deseniz ayakta. Ortada öyle bir hava var ki, sanki bilinmeyen bir güç hepimizin başına böyle bir felaket açtı. Durumu bu kadar soyutlaştırmak hakikaten uzaklaştırmıyor mu bizi?
Evet, öyle. şunu da söyleyeyim, insanlar değişmiş görünürler ama maalesef anlayışları değişmiyor. Bugün devlet bakanı olan Cemil Çiçek, yıllarca önce “Flört fahi

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur