İnsanlığımızdır sırtından bıçaklanan -Evren Haspolat

Bir gazete, gören herkesi dehşete sürükleyen sırtından bıçaklanmış, organları sedyeye yığılmış, ölü bir kadının çıplak bedenini fotoğraflayıp basabilir mi? Basarsa neden basar? Nedeni çok açık: bu ülkenin kadınlarına dehşet saçmak

Mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin, diye sorar Nazım. Ben de dehşete kapılınca tıpkı Nazım gibi kendi kendime sordum. Vahşetin fotoğrafını çekilebilir misiniz diye.

Geçtiğimiz cuma günü HaberTürk Gazetesi’nin sürmanşetini süsleyen fotoğrafı görenler, evet diye yanıt verecektir soruma. Vahşetin fotoğrafı çekilebilir.

Kaldı ki insanoğlu fotoğraf makinesini icat ettiğinden beri, nedeni olduğu başka vahşet anlarını da görüntülemiş ve tarihinin görsel belgeleri haline getirmiş.

Ama sorulması gereken asıl soru şu olmalıydı: Dehşetin fotoğrafını basabilir misiniz?

Her gün 3-5 kadının kocası tarafından yüzüne kezzap atıldığı, sevgilisinden günlerce işkence gördüğü, sığınma evinden alınarak yirmiye yakın bıçak darbesi ile öldürüldüğü, sokak ortasında ya da sığındığı baba evinde kurşunlandığı, testerelerle doğrandığı, devlet görevlilerinin de aralarında bulunduğu gruplarca toplu tecavüzlerden geçirildiği bir ülkede, bir gazete, gören herkesi dehşete sürükleyen sırtından bıçaklanmış, organları sedyeye yığılmış, ölü bir kadının çıplak bedenini fotoğraflayıp basabilir mi? Basarsa neden basar?

Nedeni çok açık: bu ülkenin kadınlarına dehşet saçmak.

Tıpkı haberin başlığının gizli dilinde ve gazetenin genel yayın yönetmeni Fatih Altaylı’nın bir gün sonraki savunma yazısında olduğu gibi. Gazete “Kadına Şiddette Son Nokta” başlığı ile vermiş fotoğrafı. Bugüne kadar yapılanlar son zannediyordunuz, ama bakın daha dehşet verici sonlar da var sizi bekleyen, diyor alttan alta.

Ve Fatih Altaylı yaptıklarını savunurken, “günlerce Ayşe Paşalı’nın morarmış gözünü gördük, kadına karşı şiddet sadece morarmış göz değildir”i göstermek için bastık o fotoğrafı diyordu.

Sanki Ayşe Paşalı’nın cesedi yerlere serilmedi bu ülkede ve sanki göz morartmak öldüreceğim demenin ilk kanıtları değildi de Türk erkeğinin olağan hakkıydı.

Bu nasıl bir mağruriyettir gazetecisinde, medyasında? Bu nasıl bir kendinden emin olma halidir böyle, her yaptığı yanlışlığı, doğrudur diye savunabilen?

Sizin savunduğunuz doğrularınız değil miydi Münevver’in cinayetini günlerce, aylarca canlandırmalar eşliğinde ekranlara taşıya taşıya, “ben de seni Adana’nın Münevveri yapacağım” diyebilen yeni bir kadın katili yaratan?

Katletmenin yollarını, yordamlarını öğreten sizin haber tarzınız değil miydi?

Kocasının dayağından, aldatmasından, hakaretinden, tecavüzünden kurtulmak için ayrılmayı düşünen kadınlar ne yapacak bu fotoğraftan sonra?

Ne yapabilir, sizin saldığınız dehşetten sonra?

Bir kadın bu ülkede her gün televizyonları açtığında, toplu tecavüze uğradıktan sonra tecavüzcülerinden birisine aşık edilen Fatmagülleri; dayak, aldatma, ekonomik özgürlüğünden alıkoyma ve tecavüze maruz bırakılan ve ardından yeniden Ali Kaptan’lara mahkum edilen Cemileleri; Kuzey-Güney’in dayakçı, ceberrut baba ve kocası karşısındaki sinik, ezik, ses çıkaramaz haldeki annelerini; aldatılan, tecavüz edilen, çocuklarını görmesi engellenen, ama tüm bu eziyetlerin sonunda bir gün çocuklarını alabilen ve fakat asla yeni bir ilişki kurmasına, aşkı yaşamasına izin verilmeyen Aliyeleri; sevgilisinin tecavüzüne uğrayan ama aslında verilen o fettan hava ile alttan alta tecavüzü hak ettiği vurgulanan İffetleri gördüğünde; her gün gazeteleri açtığında en az 2-3 kadın cinayeti haberi okuduğunda ve Fatih Altaylıların savunduğu o dehşet fotoğraflarını gördüğünde ne yapabilir?

Dehşete kapılmaktan, yılgınlığa düşmekten başka.

Ona dayatılanlardan kurtuluşun tek yolunun daha da kötülerini yaşamak olduğu öğretildiğinde.

Türk televizyonları son on yıldır tüm dizilerde yarattığı hemen her kadın karakteri ile Türk kadınına yeni bir karakter biçmeye soyunmuştur. Dayak atılabilen, aldatılan, tecavüz edilebilen, çocukları elinden alınabilen, ekonomik özgürlüğü engellenebilen bir kadındır artık karşımızdan duran Türk kadını.

Gazeteler de televizyonların yarattığı bu yeni kadın modeline direnen kadınların haince sırtından bıçaklanmış cesetlerini sürmanşetten sergileyerek, dizilerin bıraktığı yerden görevi devralmaktadır.

Bu yapılanlara ne habercilik denir, ne de dizi yapımcılığı.

Bu açıkça kadına korku salma, salınan bu korku ile yeni bir kadın modeli yaratma girişimizidir.

O nedenle sırtından haince bıçaklanan yalnız Şefika Etik değildir.

Türk medyası Türk kadınının özgüvenini sırtından bıçaklamıştır.

Türk medyası mağrur erkekliği ile insanlığımızı sırtından bıçaklamıştır.

(Not: Bu yazı eşzamanlı olarak Ordu merkezli bir yerel gazete olan Okuyorum gazetesinde de yayınlanmaktadır.)

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur